Ahmet Polat

Ahmet Polat

Zekât

Zekât

İlk Peygamber Hz. Adem’den beri var olagelen şeriatlerde, temel direk mesabesinde görülen ibadetler vardır ki, bunlar; namaz, oruç ve zekâttır.

Zekât, Arapça kökenli bir kelime olup lügatte “artma, arıtma (temizlik, temizlemek), övgü ve bereket” anlamındadır. Fıkıh ıstılahında ise “(ev, araba ve kullandığı eşyalar gibi) aslî ihtiyaçlar dışındaki nisap miktarı (dinen zenginliğin sınırı olup 80,18 gram altın veya mukabili para veyahut da ticari) mala sahip Müslümanın; malının, %2,5 oranını fakirlere, miskinlere (hiçbir şeyi bulunmayanlara) kölelere, borçlulara, âmillere (Zekât Toplama Memurları) yolda kalmışlara, Allah yolunda cihatta bulunanlara, kalpleri İslâm’a ısındırılmaya çalışanlara vermesidir.

Konu hakkında, farklı dillerde müstakil pek çok eser mevcuttur. Ülkemizde ise Yunus Vehbi YAVUZ Hocamızın; “İslâm’da Zekât Müessesesi” isimli eseri, hacimli ve bir o kadar da sistematiktir ki, zekâtın otuz küsür fayda ve hikmetlerine değinmiştir. Bu hikmetlerden dikkat çeken ve farklı bakış açıları sunan birkaç maddeyle zekâtın özümsenmesine katkı sunmaya çalışacağız.

Din ve ibadet algımız, maalesef dar çerçeveden algılanmakta ve de yaşanmaktadır. Bu da kısır döngüyü -adeti- beraberinde getirmektedir. Haliyle din, dünya ve ahiret tasavvurumuz da ona göre şekillenmektedir. Oysa işin psikolojik, sosyolojik, din kardeşliğini pekiştirme, ekonomik, gelecek planlaması, kulluk bilincini diri tutma, nefis ve irade eğitimi gibi görmezden gelinemeyecek boyutları vardır. Dolayısıyla sayılan maddeler ışığında zekâtı yeniden masaya yatırdığımızda, meselenin sadece “para vermek” veya “fakiri doyurmak” olmadığı anlaşılmaktadır.

İnsanın fıtraten zayıf ve eksik yaratıldığı Kur’an-ı Kerim’de muhtelif ayetlerde işlenmektedir. Fıtratımızı geliştirmek için de belirli reçeteler sunulmuştur. İbadetlerin farz kılınması da buna matuftur. Zekâtı da etraflıca incelediğimizde, yaratılıştan kaynaklanan eksikliğimizin, tamamlanmasının hedeflendiğini görüyoruz. İmtihanın anlamı da işte burada ortaya çıkıyor. En kısa ifadeyle, kendi eksikliğimizi ve zayıflığımızı, Allah’ın buyruklarını yerine getirmek suretiyle gidererek “kulluk” imtihanını kazanıyoruz.

Kâinatı bir denge/düzen üzerine yaratan Hz. Allah dileseydi, bütünü insanları zengin kılardı. Ancak o zaman imtihanın anlamı kalmazdı. Şu hâlde fakirlik ve zenginlik bir sınavdır. Yüce Yaratıcı insanları birbirlerine muhtaç kılmıştır. Dolayısıyla Zekât da zenginin fakire, fakirin de zengine ihtiyaç duyduğu denklemin adıdır.

Alt başlıklarla zekât denklemini kısa ve özlü cümlelerle işleyerek dini kavramların somutlaştırılmasına katkı sunmaya çalışacağız.

Psikolojik Açıdan Zekât: Müminin dünya-ahiret mutluluğuna vesile olacak niteliğe sahiptir zekât. İnsanoğlunda mal biriktirme hastalığı vardır. Malımızı, emredilen yerlere infak ederek müzmin hastalığımızı törpülüyoruz. Aslında zekâtı verirken şunu söylüyoruz: “Ya Rabbi! Dünyada maldan daha değerli senin kulluğun var. Servetimi senin rızanı ve kulluğunu umarak paylaşıyorum.” niyetiyle paranın esaretinden kurtuluyoruz. Böylece kalbin temizlenmesiyle psikolojik eşiği aşıyoruz.

Fakirde ise hasetlik, öfke ve kızgınlık hastalığı vardır. Zira zenginin malında hak sahibi olması ve hakkını alamaması sebebiyle huzursuzdur. Zekâtı aldığı takdirde ise bu hastalıkları törpülenir.

Başlığı tek cümlede toparlayacak olursak, zekât; bizleri, genetik kodlarımızdaki (rezilet) kötü ahlaktan temizler.

Sosyolojik Açıdan Zekât: Verdiğimiz zekâtlarla günümüz dünyasında giderek keskinleşen (zenginlik-fakirlik) sınıflar arasındaki mesafeler arasında köprüler kurarak sosyal barışa katkı sağlıyoruz. Böylece toplumu temelden sarsabilecek hırsızlık, yolsuzluk, yağmacılık, gasp, dolandırıcılık ve zina gibi yoksulluğun beraberinde getirdiği belalara karşı tedbir alıyoruz. Her bir zengin; malının zekâtını verdiği takdirde saydığımız kötülükler baş göstermez.

Toplumun birlik ve beraberlik içinde yaşamasının da paylaşmaktan geçtiğini burada hatırlatmak gerekir.

Din Kardeşliğimizi Pekiştirme Açısından Zekât: Dinimiz, yakın akrabamızı, komşumuzu koruyup kollamamızı emreder. Bununla beraber, “Yer yüzünde iyiliği yayma ve iyilikte yarışma” düsturuyla da köy, memleket, ırk, kıta, mezhep, renk ve meşrep farklılığına sahip Müslümanlara infaklarımızla yardım eli uzatarak kardeşliğimizi pekiştiriyoruz. Kardeşlik, bedel ödemeyi ve ispatı gerektiriyorsa biz de zekât vasıtasıyla bu bedeli ödüyoruz.

Ekonomik Açıdan Zekât: “Yastık altı” diye tabir edilen birikmiş paralarımız; zekât sayesinde piyasaya sürülüyor, ekonomi çarkları dönüyor. Günün sonunda da herkes evine mutlu dönüyor.

Zekât, (kelimenin kökeninde) taşıdığı anlam üzerine bereketi getirir. Düz mantıkla bakıldığında, malımızın; tıpkı ağacın budanmasıyla birlikte küçüldüğü gibi azaldığını görürüz. Fakat ağaç; budanması neticesinde köklerinden güç kuvvet alarak yeniden ve daha düzenli büyüdüğü gibi servetimizdeki (bilmeyerek) kazanılan haram paranın temizlenmesine katkı sağlar. Haram kazancın temizlenmesiyle malımız bereketlenir. Bereket ise hayatımızda, alışverişlerimizde görülür ve anlaşılır.

Tekelleşmenin ve sömürünün önüne geçmek zekâtla mümkündür. Zekât, orta direk diye bilinen ara sınıfın meydana gelmesine yardımcı olur.

Gelecek Planlaması Açısından Zekât: Birikmiş paralarımız, piyasaya sürülmediği müddetçe ve de zekât vermek suretiyle erimeye mahkumdur. Birikimlerimiz, yatırımlara dönüştüğü takdirde neşvünema bulur. Bu da gelecek planlamasını gerektirir.

Bir başka açıdan da değerlendirildiğinde, daima “alan el” durumunda kalan kimse, çalışarak o halden kurtulmayı, kendi ayakları üzerinde durmayı hatta “veren el” pozisyonuna geçmeyi planlar.

Kulluk Bilincini Diri Tutma Açısından Zekât: Vahiy ışığı altında hayatını sürdürmek isteyen Müslüman; elinden geldiğince ilahi emirlere riayet eder. Zekât da Kerim Kitabımızda, namazla birlikte ete kemiğe büründüğüne göre kulluk bilincinin daima canlı tutulmasına katkı sağlar. Dolayısıyla dinimizde ve kulluğumuzda kemale ereriz.

Öte yandan, zekât; Allah tarafından verilen malın şükrüdür. Bize bahşedilen nimetlerin, şükrünün edasını gerçekleştiriyoruz.

Nefis ve İrade Eğitimi Açısından Zekât: İnsanda, tabiatı itibariyle cimrilik vasfı mevcuttur. Allah’a iman eden kimse ise paylaşma duygusunu pekiştirerek kalbindeki bu hastalığı söküp atarak cömertleşir. Hattı zatında çalışma ve cömertlik, kalbin genişlemesine vesiledir. Kişi, servetini önce kalbinden sonra da elinden çıkarırsa işte o zaman kalbinin genişlemesi anlam kazanır.

Rahmet ve mağfiret iklimi Ramazan Mektebi’nde, yukarıda izah edilmeye çalışılan şuurla zekâtlarımızı verelim.

Bu yazı toplam 911 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Polat Arşivi