Volkan Uğraş

Volkan Uğraş

“Zamane velisi!”

“Zamane velisi!”

Dillere pelesenk olan bir söz: “Zamane çocuğu”. Ben bu cümlenin, üzerinde çok düşünülmeden dilimizde yer ettiğini düşünüyorum. Cümle esas itibari ile iki kelimeden oluşuyor. Zaman ve çocuk. Zaman kısmında herhangi bir sorun yok ama çocuk kısmı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bir çocuğun gelişim sürecinde sadece aile değil, sosyal çevre ve zamanın getirdiği şartlar da önemli. Yani bizim çocukluk dönemimizdeki imkânlar ile şimdiki imkânlar çok farklı. Peki, bizim ebeveynlerimizin bizlere tavrıyla, bizim çocuklarımıza olan tavırlarımız aynı mı?

Bir çocuğun geleceğinin ana mimarı ebeveynlerdir. Bizim göstermiş olduğumuz davranışlar ve tutumlar, çocuklarımızın geleceği hakkındaki birçok şeyi belirliyor. Yani çocuklarımızın gençlik yıllarında ortaya çıkan bir problemin kaynağı, onların çocukluk yıllarında yaşadıklarımıza dayanabiliyor.

Bilinçli veli olmak adına ve bizlerin yaşadığı bazı eksiklikleri çocuklarımızın yaşamamasını istememiz neticesinde ortaya çıkan sonuçlar üzerinde çok iyi düşünmek gerekiyor. Hangi çağda ve şartta olursa olsun bir çocuk “Hayır” cevabını duymadan büyürse göstereceği tavırlarla “Zamane çocuğu” yaftasına maruz kalacaktır. Ama bence “Zamane” sıfatını çocuğa değil ebeveynlere vermek gerekiyor. Çünkü “Hayır” cevabını duymayandan ziyade bu cevabı veremeyeni eleştirmek gerekiyor. “Ben çektim, çocuğum çekmesin” duygusallığıyla, çocuklarımıza iyilik yaptığımızı zannediyoruz. Aslında hayatın zorlu şartlarını vakti geldiğinde yaşamayan bireylerin sosyal hayatta nasıl yıprandığını ve kendini güçsüz hissettiğini birçoğumuz gözlemlemiştir. Çocukluk ve gençlik çağlarında hiçbir sorumluluk verilmeyen, yaşadığı bütün problemleri ebeveynleri tarafından çözülen, üzülmemesi ve eksiklik hissetmemesi için olabildiğince bütün istekleri yapılan bir bireyin hayatında “Mücadele” gibi bir duygu olabilir mi? Fanus içerisinde büyütülen bir çocuk kendi sosyal çevresini oluşturabileceği yaşlara eriştiğinde akvaryumdan çıkarılıp denize bırakılmış olmaz mı? Birçoğumuz, geçmişte yaşanan zorlu hayat şartlarını anlatırken nasıl mücadele verdiğimizi gururla anlatıyoruz. Peki, çocuklarımızın bu gururu yaşamasına neden engel oluyoruz? Bizlerle birebir aynı sıkıntıları yaşamalarına gerek yok belki ama onlarında bazı şartlar ve duygularla yüzleşmesi gerekmiyor mu? Havuza girmeden yüzme, direksiyona geçmeden şoförlük öğrenilemiyorken, hayatın içine dâhil olmadan hayat nasıl öğrenilir? Çocuklarımızın yapması gerekenleri biz yaptıkça ve alması gereken sorumlulukları biz aldıkça “Bizim çocuğumuz çok içine kapanık” cümleleri hayatımızın bir parçası olmaya devam edecektir.

Bunun aksine, zaman zaman hayatın getirdiği zorlukları yaşayarak tecrübe edenlerin, sorumluluk verilenlerin, mevcut şartlara göre hem “Evet” hem de “Hayır” cevabını duyanların sosyal hayatı daha sağlam, daha güçlü, daha gerçekçi ve daha yaşanılabilir oluyor.

Farkında mısınız bilmiyorum ama çok farklı bir nesil yetişiyor. Eline kontrol kalemi almamış veya kırılan basit bir parçayı tamir etmemiş bir nesil ve bu filmde başrolü “Zamane çocukları” değil “Zamane velileri” oynuyor. Bırakalım çocuklarımız yeri geldiğinde üşüsün, yorulsun, ağlasın; kıyafeti, telefonu, çikolatayı her istediği an alamasın. Merak etmeyin! Toplum bize “Aaaaaaa. Çocuğuna bir çikolata bile alamadı” demez. Ayrıca önemli olan; toplumun bize ne dediğinden ziyade, çocuklarımızın öğrenmesi gereken şeyleri öğrenmesi.

90 lı yıllar ve öncesinde öğrenci olan kişilerin istisnasız yaşadığı bir durum vardır. Okulda öğretmenimizden azar işittiğimizde anne veya babamıza öğretmenimizi şikâyet edebiliyor muyduk? Tabii ki hayır. Neden? Çünkü anne ve babamızdan “Öğretmenine ne yaptın da sana kızdı” cümlesini duyup bir de velilerimizden azar işiteceğimizi bilirdik. Anlardık ki velilerimiz nezdinde öğretmenlerimiz çok kıymetli ve velilerimiz saygı duyuyorsa biz de en az o kadar duymalıyız.

Şimdi bu örneği günümüze taşıyalım. Bir çocuk aynı olayı yaşadığında rahatlıkla velilerine durumu anlatabiliyor mu? Hatta birçok velimizin “Ben yarın okula gelir ve öğretmeninle konuşurum. Nasıl seni azarlar” diyor mu? Yüksek oranda evet. Peki, bu tepki karşısında çocuklarımızın öğretmenlerine karşı saygı eşiği gitgide azalmıyor mu? Öğretmenine karşı içten içe “En ufak bir kızmanızda velim soluğu okulda alır” düşüncesi oluşmuyor mu? Bizim göstermediğimiz saygıyı çocuklarımızdan beklememiz tutarlı bir davranış olur mu?

Geçmişten günümüze değişen davranışları çoğaltmak mümkün ve bu değişen davranışlar genelde “Zamane çocuklarında” değil “Zamane velilerinde” diye düşünüyorum.

Velhasıl siz karar verin “Zamane çocuğu” mu?, “Zamane velisi” mi?

Bu yazı toplam 2048 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Volkan Uğraş Arşivi