Alaattin Karaer
Yavru Vatan Kıbrıs – 21


Barış ve Özgürlük Müzesinde; Hava Pilot Yüzbaşı Fehmi Ercan’nın 1970 yılı 21 – 27 Aralık Kıbrıs Hadiselerini Anma Gününde Lefkoşa’da yaptığı konuşması duvardaki panoda asılıydı, uzunda olsa yazmadan geçmek istemiyorum.
Ben Mehmet
bak işte ben geldim.
Ağrı’dan, Bolkar’dan kopup geldim.
gözlerimde Marmara’nın maviliği
saçlarında Erciyas’tan esen rüzgar
içinde yılların hasreti var…
Bitsin artık bu bekleyiş
dinsin artık bu yakarış, bu çile
seni görmeye geldim.
Uğruna ölmiye geldim…
Ben soylu bir ulus, bir şimşek, bir dağ
çok eskilere uzanır serüvenim
bir çağ…
Gün olmuş başımız göklere ermiştir. Adımız dillerde, gönüllerde dolaşmıştır. Gün olmuş Orta Asya steplerinde, Yemen çöllerinde, Macar ovalarında at oynatmışız. Gün olmuş Malazgirt’te düğümlenmiş kaderimiz. Kuvvetimizle, adaletimizle, medeniyetimizle bu düğümü çözmüşüz. Anadolu’ya Türklüğümüzün damgasını vurmuşuz. Gün olmuş Mısır’a, Eflak’a, Boğdan’a beylik vermişiz. Gün olmuş krallar dize gelmiş önümüzde, Fransuva’ya taç giydirmişiz. Gün olmuş Lefkoşa’da, Viyana’da, Musul’da bayrak olmuşuz. Gün olmuş öl demiş Mustafa Kemal’im Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da toprak olmuşuz.
“Mustafa Kemal’i gördüm düşümde
daha da diyordu
uğruna şehit olasım geldi hemen
sabaha diyordu.
Al bir kalpak giymişti al
Zafer ırak mı dedik
Aha diyordu” ve zaferle yoğrulmuşuz.
Bugünde Kıbrıs’ta düğümlenmiş kaderimiz. Malazgirt’te, Dumlupınar’da olduğu gibi bu düğümü de çözeceğiz. İnançlıyız, kararlıyız bize azınlık diyenler bunu böyle bilsinler.
“Kıbrıs’ım yeşil adam, memleketim
En kutsal armağan ecdadımdan
Seni nasıl bırakırım
Ey şehitler yurdu vatan
Ey her karış toprağında
Bin hatıra gizli diyar
Magosa’da: Canbolat’ın türbesi
Lefkoşa’da: Bayraktar
Babam sende gömülü, dedem sende
Üstünde yaşar sevdiklerim
Ben gitsem kim açar duvağını
Gül yanaklı gelinlerim.
Ben gitsem kandilleri kim yakar
Ramazan bayram gecelerinde
Ben gitsem nasıl dalgalanır minarelerde
Ay yıldızlı bayraklar.”
Kıbrıs’tan vazgeçemeyiz, vazgeçmeyeceğiz. Kıbrıs’la aramızda aşılmaz bağlar vardır. Her şeyden önce bizde, Kıbrıs’lı Türk’te, Türk olmanın gururu vardır. En önemlisi Türk ulusunda insanca yaşamanın tutkusu vardır.
Kıbrıs ne bir başlangıçtır, ne de bir sondur. Rumların ham hayalleri unutulmamalıdır, unutulmamıştır. Bu günkü taktikle Girit’in, Trakya’nın elden gidişi unutulmamıştır. Aynı hayalle İzmir’e çıkışları da unutulmamıştır.
İzmir’de, Uşak’ta anama, bacıma yapılan alçakça tecavüzler unutulmamıştır. Dolu dolu gözlerle seyrettiğimiz, adına türküler yaktığımız, horoz seslerini duyduğumuz Midilli’nin, Sakız’ın, Meis’in dramı unutulmamıştır. Erenköy’de, Geçitkale’de, Lefkoşa’da alçakça şehit edilenler, diri diri toprağa gömülenler unutulmamıştır.
Bir filiz, bir gonca, bir dal
Henüz yeni başlamıştır bahar
Sarı saçlarında yaşama arzusu
Çocuk gözlerinde özlem var
İnsafsız yeller
Acımasız diller
Kırılası eller…
Hakanlar, Muratlar, İlhanlar
Tüm şehir kardeşlerim
Acınız gözümüzde yaş, kalbimizde taştır
Unutulmaz, unutulmamıştır.
Karşı sahiller gene sisli, toroslarda kar vardır. Türkiyem dağ dağ, yayla yayla, tekmil kuvvetleriyle ayaktadır. Kıbrıs tutkusu içimizde bir volkandır. Kıbrıs Mehmedimin gönlümde bir özlem, bir vardır. Bir gün elbet işleyecek bu çark, tankların çelik paletleri dönecek, bir gün çelik kartallar göklere yükselecek.
“Senin de gözlerin yeşildi teğmenim”
Saçların buğday sarısı
dünyayı kucaklamak isterdim uçtuğum zaman
sana yıldızlar ses verirdi.
“Senin de gözlerin yeşildi teğmenim”
Tekir’im, Cengiz Topel’im
ölümsüz kardeşlerim
size dünya dar gelirdi.
Biz gerektiğinde ölmesini de biliriz. Ölüm düğün, bayram, bir türkü söylenir ardımızdan, bir destan.
Onlar bağ bozumuna gider gibi
ellerinde sıcaklığı karılarının
dudaklarında vatan türküleri
ve dağınık saçlarında rüzgar
çekip gittiler katar katar…
Yeni dostlar tanıdılar kara vagonda
tarlalara bakıp için için dert yandılar
memleket hasretinden
ve bir tünelin kara ağzında
görünmez oldular.
Çiçek açmış nar ağacı gibi al al oldu göğüsleri
saçlarının en güzeli tel örgülerde kaldı
vesikaya bağlı değildi öyle
taş yemek, toprak yemek, mermi yemek
yediler delişen gövdelerinden barsakları sarkıncaya dek.
Ceplerinden çıkardıkları resimlere
bakıp bakıp da, kanlı saçları arasından dediler:
“Neylersin karıcığım
ölüm de varmış kaderde”
Pençe pençe kanları yerde
kardeş kardeş uyudular
kolları bacakları başka siperde
anlatıyordu bu adam harbe dair
yüzüne yamanmıştı barut yanığı
bir kol bir cephede ve bir başka cephede ayağı
onlar, dağınık saçlarında rüzgar
çekip gittiler katar katar… devam edecek…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.