Yarenliğin Kırşehir'cesi! - Duran Erdoğan

Yarenliğin Kırşehir'cesi! - Duran Erdoğan
Kendimi genç gördüğüm günlerdeyken, yeni bir lâf öğrenmek ve biraz da gülmek için genelde lafazan büyüklerimin yanına sokulur, onları dikkat ve rikkatle...

Kendimi genç gördüğüm günlerdeyken, yeni bir lâf öğrenmek ve biraz da gülmek için genelde lafazan büyüklerimin yanına sokulur, onları dikkat ve rikkatle dinlerdim. Kültürel söz ve deyimlere bayıla-bayıla gülerdim. Demek ki kültür kenti olan Kırşehir’imizin, kültür yazarlığına giden yollarında ‘kültür’ tahsil ettiğimin farkında bile değilmişim o yaşlarda... N’ola, ileride başımın kelleşeceğini düşünüp daha çok not tutsaymıştım...Her neyse ! Yöremiz  lafazanları birbirlerine üstünlük taslamak için , karşısındakine gönderme yapar, eskilerin deyimiyle ‘kaşınır’; kısacası sataşır. Böylece yarenlik başlar. “Bu bizim kültürümüzdür” deyip, yarenliklere hoşgörüyle yaklaşan da tek köyümüz  Mucur’un ‘Dalakçı Köyü’dür.  Lâfı daha fazla uzatmadan, konuyu da dağıtmadan örnekleri takdim edelim: KURT FAKI – TOSUN ÇAVUŞ MUHABBETİ Yörede ‘Kurt Fakı’ namıyla bilinen nüktedan hemşehrimiz ‘Fakı’ emmi bir grup komşusuyla yakın bir köye başsağlığına giderler. Dönüştede yol üstündeki Dalakçı Köyü’ne uğrayıp Tosun Çavuş’un kahvesini içmeyi kararlaştırırlar. Köye varmadan bir senaryo hazırlarlar. Akıllarınca Tosun Çavuş’a takılacaklar. Tosun Çavuş’ da bir hayli şişman, göbekli, malını damatlara bırakmak istemeyip hepsini kendi yiyen besili, tombul, tonton, şakacı bir tipik kişi... Dalakçı’ya gelirler ve Kurt Fakı kafasının içindeki senaryoyu sahneye koyar: “Yolda gelirken bir kurt gördük. Nerde büyümüş, neyinen  beslenmişse mübarek hayvan(!) tosun gibiydi !..” der. Bu tekmenin kendisine geldiğini anlayan Tosun Çavuş cevabı Kurt Fakı’nın alnının şakına çakar. “Yahu siz de hemen bir kurt fakı* bulaydınız, o köpekten(!) daha iyi kapardı kurdu” der. *Fak: Tuzak,ağ, kapan, hile anlamlarına gelmektedir. KURUGÖL’den BİR NOSTALJİ Bizim köyün insanları, özellikle kış mevsimi gelince, avcılık yaparak, köy odalarında da bol-bol yarenlik yaparak günü yaşarlardı. Yine üç ahbap ava çıkarlar. Mevsim icabı hava da iyiden iyiye bozmuş, neredeyse tipiye dönecek...Hiç av yapamazlar. Avcılardan birisinin karısının adı ‘Hava’, ikincisininkinin adı ‘Duman’, üçüncüsünün de adı ‘Döne’ olduğu belli. Avcılardan en mûzırı biraz da soğuk havayı ısıtmak için arkadaşına gönderme yapar: Der ki; “Hava’nın arkası bozuldu” : Yani senin avrat artık yaşlandı. Bol-bol yelleniyor, demeye getiriyor. İkincisi: “Duman, üstüme basıyo, nefes alamıyom, Allah için  can kurtaran yok mu?” diyerek cevaplıyor. Üçüncüsü:  “Ne olursa olsun, av yapmadan  ‘Döne’nin ırzı ellere kalsın” diyor. Yani Sen de biran önce öl de karın “Döne”yi eller alsın, demeye getiriyor lâfı. Not: Bu anlattığımı edep içinde yazıya dökmek için  inanın çok zorlandım. Bu muhabbeti  olayın kahramanlarından, Köy Odası’nda bizzat dinlemiş olsaydınız, gülmekten ölürdünüz. Vallahi ! Sözün özü: Bütün bu anlattıklarımdan sonra konuyu nasıl bağlayım, bilemiyorum. Kültür bir milletin yaşadığı tüm değerlerin birleştiği odak noktasındaki özellikli güzellikler olduğuna göre; Allah ağzımızın tadını bozmasın, bizleri  birlikte gülmekten de geri bırakmasın. Hoşça kalınız.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.