Ekrem Özdemir
VEZİR-İ AZAM SOKULLU MEHMET PAŞA
Kıymetli okuyucu bu hafta size Osmanlı İmparatorluğu’nun azamet ve ihtişam döneminde uzun süre Sadrazamlık görevinde bulunan Sokullu Mehmet Paşa’dan bahsedeceğim.
Sokullu Mehmet Paşa’nın Menşei ve Vezir-i Azam Olması:
Sokullu Mehmet’in kesin olmamakla beraber doğum tarihi miladi 1505 veya 1506 senelerine rastladığı rivayet edilir. Bosna’nın Vişegrad kazasının Rudo nahiyesinin Sokoloviç köyünde doğmuş olduğu ve Hristiyan adının ise Bayo veya Bayiça olduğu ve babasının adının ise Dimitriye olduğu gerek İtalyan ve gerekse Sırp kaynaklarında ifade edilmektedir.
Sokullu Mehmet Paşa, papaz olan dayısından dini eğitim alarak dayısının da papaz olarak görev yaptığı kilisede ilahi okuma görevini yürütürken ve Kanuni Sultan Süleyman’ın Padişahlığı döneminde devşirme memuru olarak görevlendirilen Yeşilce Mehmet tarafından devşirme yazılması esnasında aile daha önce de devşirme verdikleri için bu oğullarının devşirme yazılmasına rıza göstermemişlerdir. Ancak Yeşilce Mehmet oğullarının başına devlet kuşu konduğu, istikbalinin çok parlak olduğu gibi sözlerle aileyi ikna etmiştir. Devşirilme tarihi bilinmemektedir.
Yukarıda da değindiğimiz gibi Bosna’nın Sololoviç köyünden diğer 40 kadar devşirilen çocukla birlikte Edirne’ye getirilen geleceğin Vezir-i Azamı Sokullu Mehmet, önce Edirne sarayında terbiye edilip Mehmet ismiyle “hidayete erdirildikten”! Yani Müslüman olduktan sonra İstanbul’daki Yeni saraya buralarda hizmete başlamıştır. Zekası ve kabiliyeti neticesinde Kanuni’nin teveccühüne mazhar olarak önce Rikapdarlık ve daha sonraları Çukadarlık, Silahdarlık, Baş Çeşnigirlik ve nihayet Kapucular Kethüdalığı gibi mühim vazifelerde derece derece yükselmiştir. Pargalı İbrahim’in idam ettirmiş olduğu İskender Çelebi’nin kölelerindendir.
Baş Silahtar olduğu dönemde “Mehmet Ağa” ismiyle anıldığı dönemde memleketinden anasını, babasını, kardeşlerini ve akrabalarını İstanbul’a getirip muhtelif hizmetlere tayin ettirmeye başlamıştır. Bütün bu aile efradı ve akrabaları “hidayete ererek”! Müslüman olmuşlar ve hatta hepsi de Türk ve Müslüman isimleri almışlardır. Babasının ismi ise “Cemalüddin Sinan Bey” dir. Sokullu Mehmet Paşa’nın kardeşleri genç yaşlarında ölmüşlerse de amcasının oğlu Mustafa Paşa, Budin Valiliği’ne kadar yükselmiştir. Yine bu aileden Hüsrev Paşa, ikinci vezirlik rütbesine kadar yükselmiştir.
Sokullu Mehmet Paşa’nın Devlet Hizmetinde Yükselmesi ve Sadareti:
Sokullu Mehmet Paşa, Osmanlı İmparatorluğunun başına üşüşen Devşirmeler zümresi içinde kendisine en fazla ehemmiyet verilen ve ismi tarihe büyütülerek aksettirilen bir şahsiyettir. Barbaros Hayrettin Paşa’nın vefatı üzerine Kapucular Kethüdası iken, Kaptan-ı Deryalık vazifesi ile “Taşra Çıkarak” saray hizmetinden hükümet hizmetine girmiştir.
Kaptan-ı Deryalıktan Rumeli Beylerbeyliğine yükselen Sokullu’ya, Avusturyalılara karşı bazı hareketleriyle şöhret bulması ve daha sonra Ordunun Nahcivan seferinde göstermiş olduğu askeri başarı üzerine vezirlik makamı verilmiştir. Fakat Mehmet Paşa, Kanuni’nin teveccühünü bilhassa Şehzade Selim ile Şehzade Bâyezid’in mücadelelerinde kazanmıştır. Hatta saraya damat olması Şehzade Selim’in kızı Esma Han Sultan ile evlenmesi bile Şehzade Selim’e yapmış olduğu hizmetlerin bir mükafatıdır.
Başka bir devşirme olan Vezir-i Azam Semiz Ali Paşa, (şişmanlığından dolayı bu isim verilmiştir) 29 Haziran 1565 senesinde vefat edince yerine Sokullu Mehmet Paşa Vezir-i Azam olarak nasp ve tayin edildi. Miladi takvim hesabıyla tam 14 sene 3 ay 15 gün Sadaret makamında kalmıştır. Sokullu Mehmet Paşa, Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1 yıl, 3 ay, 2 gün ve İkinci Selim döneminde 8 yıl, 2 ay ve 22 gün ve Üçüncü Murad’ın saltanatlarında ise 4 yıl, 9 ay, 21 gün sadrazamlık yapmıştır. Kanuni’nin son, İkinci Selim’in yegâne ve Üçüncü Murad’ın da ilk Vezir-i Azamıdır. Kanuni devrinde Padişahın torunu Esma Han Sultan’la evlenen Sokullu Mehmet Paşa, İkinci Selim’in damadı ve Üçüncü Murad’ın ise eniştesidir.
Sokullu Mehmet Paşa, ilk devlet hizmeti Barbaros Hayrettin Paşa’nın vefatı üzerine Kaptan-ı Deryalığa tayin edilmiştir. Derya kaptanlığında tarihe aksedecek bir başarısı söz konusu değildir. Hatta büyük denizciler dururken birtakım kara askerlerinin eline verdiği donanmaya taarruz emri vererek Lepanto/İnebahtı deniz muharebesinde müthiş bir bozguna sebep olmak suretiyle devletin Akdeniz hakimiyetini tehlikeye atmıştır. Lepanto körfezinde bulunan Türk donanmasının başında Donanmayı Hümayun Serdarı sıfatıyla ikinci vezir Pertev Paşa ve Kaptan-ı Derya ise Müezzinzade Ali Paşa vardır ve bunların her ikisi de kara ordusunda yetişmiş olmak itibariyle denizcilikle hiçbir alakaları yoktur. Deniz işlerinden hiçbir şey anlamayan bu kara paşalarını o kadar buhranlı bir devirde Bahriye’nin başına getiren ise Vezir-i Azam Sokullu Mehmet Paşa’dır.
Daha sonra denizden karaya geçen Sokullu Mehmet Paşa, Rumeli Beylerbeyi olduktan sonra Avusturya’ya karşı tayin edilmiş olduğu Macaristan serdarlığında da muvaffakiyetsizlik gösterdiğinden Kanuni’nin gazabına uğrayarak azledilmiş ve hatta kendi yerine tayin edilen ikinci Vezir olan Ahmet Paşa’nın emrine ve maiyetine verilmiştir.
Sokullu Mehmet Paşa’nın yıldızı parlayarak Kanuni’nin gözüne girmesi askeri bir başarı üzerine değil, şehzade Selim ile kardeşi Bâyezid arasındaki saltanat mücadelelerindedir. Sokullu’nun siyasi şahsiyeti askeri şahsiyetinden daha başarılı değil; hatta daha da sönüktür. Şahsi ihtirasını devletin en hayati menfaatlerinden üstün tuttuğu için çok fecidir.
Don ve Volga nehirleri arasında bir kanal açarak Karadeniz ile Hazar denizini birleştirmek için girişilen “Ejderhan seferi” bazı kaynaklarda Sokullu’nun dahiyane bir projesi gibi gösterilirse de bu meşhur proje onun değildir. Kanuni devrinde beri tasarlanan ve hatta bazı resmi yazışmalarda bile bahsi geçen bu büyük fikir o zamanki halkın düşüncesi olarak yer tutmuş genel ve milli bir fikirdir. Sokullu’nun bu işteki tek rolü de, o kadar muazzam bir projenin tatbikine memur olan ordunun kumandasını bir defterdara bırakarak feci bir başarısızlığa sebep olmasından ibarettir ve hatta bundan dolayı kayınpederi de olan İkinci Selim’in tekdirine uğramıştır. Yabancı devletlerle imzalanan ticaret anlaşmalarından rüşvet alarak, Türk menfaatlerini ihmal ettiği hakkında tarihçi Hammer’in bir rivayeti dahi vardır.
Sokullu Mehmet Paşa’nın en bariz özelliği hiçbir surette teskin edemediği sonsuz ihtirasıdır. Lala Mustafa Paşa’yı çekemediği için Kafkas ve Kıbrıs seferleri gibi en hayati teşebbüslere muhalefet etmiş ve sırf başarısız olsun diye Pertev Paşa’yı donanmanın başına getirerek donanmanın mahvolmasını bile göze almıştır. Kanuni’nin vefatından itibaren ve Yeniçeri ocağına dayanarak padişahlara bile tahakküm ederek bütün devleti kendi eline almaktan başka bir şey düşünmemiş, Anadolu’dan gelen Türkleri tahkir ederek, aşağılayarak İstanbul’dan kovmuş ve bütün memlekette bir akraba ve taraftar şebekesi kurmuştur.
Bilhassa bu akraba şebekesini kendi akrabasından olduğu için daima lehinde bulunan Peçevi İbrahim Efendi bile “Peçevi Tarihi” adlı eserinde
“Kendi akraba ve müteallikaatın ileri çekdiğinden gayri a’dası dahi bir aybın gıybetine yol bulmadı” şeklinde itirafta bulunmuştur. Yine aynı tarihçi “Bu silsile-i celilede iki sahib devlet veziri azam olmuş ve beş devletlü dahi vezaret rütbesine ermüşdür ve on kimesne vardur ki beylerbeylik unvanını bulmuştur. Ümera ve sair ayan bilgimiz dahilinde değildir.” Demek suretiyle o muazzam şebekenin bütün fertlerini sayıp dökmek imkânı olmayacak kadar geniş olduğunu anlatır.
Sokullu Mehmet Paşa’ya Düzenlenen Suikast
Sokullu’nun şahsi vaziyeti bakımından en büyük hatası, kendisine karşı cephe almış olan Üçüncü Murad’ın indirdiği darbelerden ibret almamış ve bilhassa kurduğu şebeke mensuplarından birçoklarının uğradıkları muameleler karşısında sonunda kendi başına da gelecek olan feci akibeti anlayamamış olmasında gösterilir. Amcasının oğlu olan Budin Beylerbeyi Mustafa Paşa’nın idam edilmesi kendisine bir ihtar mahiyeti taşıdığı halde Sokullu Mehmet Paşa gene makamına dört elle yapışıp durmakta ısrar etmiştir. Daha sonraları Üçüncü Murad, Sokullu Mehmet Paşa’yı arza bile kabul etmemeye veya sunmuş olduğu tezkirelerini bile reddetmeye başlamıştı.
Sokullu, bunlara rağmen istifa etmeyecek ve şerefli bir mazuliyeti şerefsiz bir iktidara tercih edemeyecek kadar mevkii hırsına kapılmıştır. Tezkireleri reddedilen ve hatta huzura bile kabul edilmemeye başlayan Vezir-i Azam Sokullu Mehmet Paşa ile Padişah Üçüncü Murad arasındaki soğukluk ve itimatsızlık saray içinde Sokullu’ya ve taraftarlarına muhalif olan grup ise sürekli olarak Padişah üzerindeki etkilerini arttırmaya başladılar.
Sokullu’nun bir taraftan Yeniçeri ocağından güç alması ve diğer taraftan hala Osmanlı bürokrasisinde hala kuvvetini muhafaza eden bir akraba ve taraftar şebekesine sırtını dayayan Sokullu’yu Padişah iradesiyle idam etmeyi bırakın azledilmesi bile mümkün olamamıştı. Sultan Murad hakka son derece itina gösteren adil bir Padişah idi. Sebepsiz yere birinin kanını dökmeyi istemezdi. Sokullu’nun kendiliğinden çekilmesi istenmiş ve beklenmişse de bunun bir türlü olmaması Sokullu ve taraftarlarına karşı gerek sarayda ve gerekse Padişah nezdinde memnuniyetsizliği ve güvensizliği bir kat daha arttırmıştır.
Bütün bu sıkıntılı ve gergin dönem içinde bir gün Sokullu Mehmet Paşa, kendi konağında ikindi divanı düzenlemişti. Bu esnada Vezir-i Azama bir arzuhal verme bahanesiyle yanına sokulan derviş kılıklı bir şahıs cübbesinin altına saklamış olduğu hançerle saldırarak hançeri Vezir-i Azamın kalbine saplamıştır. Rivayete göre ve görünüşte suikastı yapan bu şahıs, kendisine verilen timarın azaltılmasından veya elinden alınmasından şikayetçi olan bir Boşnak’tı. Bazı söylentilere göre de bu adam meczup, aklı yerinde olmayan deli gibi gösterilerek bu cinayeti tertip edenlerin maksadı az bir para ile bu işi sarhoş deli bir adama gördürmeleri yönündeydi. Ancak bu suikastın Üçüncü Murad tarafından tertip edildiği ihtimali daha kuvvetlidir.
Suikastçı oracıkta yakalanarak hapse atılmıştır. Vezir-i Azama hemen müdahale edilerek yarası sarılmış ve cerraha haber gönderilmiş ve cerrahın gelmesiyle yaraya fitil konulup merhem sürülmüş ise de hançerin fazlaca içeri girmesi münasebetiyle Sokullu Mehmet Paşa, birkaç saat içinde vefat etmiştir.
Ustalıkla kandırılıp elde edilmiş olduğu anlaşılan katilin akibeti ise pek feci olmuştur. Herhalde Sokullu taraftarlarını tatmin etmek için olsa gerektir, ertesi günü katil zindandan çıkartılıp kollarıyla bacaklarından dört ata bağlanarak vücudu dört parça edilmiş ve her parçası İstanbul kapılarından birine asılmıştır. Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemseddin Efendi’nin itirazına rağmen Sokullu Mehmet Paşa şehit sayılarak cenazesi yıkanmadan defnedilmiştir. Mezarı Türbe olarak günümüzde İstanbul’da Eyüp Sultan Caminin haziresindedir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.