Dr. Ahmet Polat
Toplumsal Çözülmenin Kilometre Taşları IV
Sosyolojik Ortam
Toplumu dizayn edebilecek rol modellerin, kültürel bağların devamını sağlayacak bir irade ortaya koymamaları, bu doğrultuda senaryo üretmemeleri ve nitelikli film çekmemeleri. Daha açık ifadeyle, milli ve manevi değerlere sahip oyuncu ve tiyatro sanatçılarının yetiştirilmemesi, yetişenlerin ise nitelikli programlarda veya belgesellerde yeterince istihdam edilmemesi. Bu vasıflara haiz yönetmenlerimizin projelerini hayata geçirebilecek gerekli mali desteğin yeterli düzeyde sağlanmaması. Somut örnek vermek gerekirse, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülü alan Yönetmen Mesut UÇAKAN’ı ve onun filmlerini kaç kişi biliyor?
Yeşilçam filmlerinin yıllarca süren algı operasyonlarıyla din adamlarının saygınlığının zedelenmesi. Bu filmlerle büyüyen neslin, din adamına bakış açısı doğal olarak menfidir. Oysa “Bayrak Olayı” ile anılan Rıdvan Hoca, Sütçü İmam ve Hasan Basri ÇANTAY gibi simalar bizim için kıstas niteliğindedir.
İcra makamında bulunan ve kendisinden hizmet beklenen kişilerin/kurumların, icraatta bulunarak hizmet sunması yerine sadece konuşarak günlerini geçirmeleri.
Zamanın ve dilin değişmesiyle birlikte kültürümüzde bulunan köklü kavramların unutulması/ sıradanlaşması ve ideal konum ile mevcut konum arasındaki makasın açılması.
Başka milletlerin ve dinlerin örf ve âdetlerine öykünme, tarihi mirasa sahip çıkmama, tarihten ders almama. Daha açık ifadeyle, tarih şuurunun bulunmaması. Özellikle son iki yüz yılı kapsayan yakın tarihi, objektif kriterlerle oku(ya)mamanın sonucunda günümüze ve geleceğe ışık tutamama.
Kültürel kodların inkâr edilmesinin yanı sıra, alternatif olarak sunulan kodların bünyemizce kabul edilmemesi. Hayata dair olup bitenleri ideolojik gözlüklerle okunmaya çalışılması. Bunun sonucunda da günlük kısır siyasi çekişmelerle savrulmaların yaşanması.
Şehirlerdeki tarihî yapıların yıkılması, aslına uygun olmayan biçimde restore edilmesi ya da bitişiklerine daha yüksek binalar inşa edilmesi, şehirlerin tarihî kodlarını ortadan kaldırmaktadır. Bu durum, yeni kuşakların tarihle irtibat kurmasını neredeyse imkânsız hâle getirerek onları köksüz bir ortamda yetişmeye mahkûm etmektedir. Öte yandan yeni şehirler inşa edilirken, şehir planlaması ve mimaride İslâmî semboller ile motiflerin gönüllere sirayet edemeyecek derecede cansız kalması, buna mukabil olarak rant ve talanın merkeze alınması, medeniyet tasavvurunun zayıflamasına yol açmaktadır.
Sadelik ve mütevazilik yerine, sosyal medyanın etkisiyle şöhret olma dürtüsünün zihin dünyamızı derinden sarsması, hayatımızı da bu eksende sürdürmeye çalışmamız.
Plansız büyüme ve geleceğe dair plan, proje ve stratejilerin belirlenmemesi. Muasır medeniyetlere ulaşma noktasında örnek aldığımız Batı’ya baktığımızda, her şeyin belirli bir plan ve uzun vadeli strateji dâhilinde büyüdüğünü ve geliştiğini rahatlıkla görebiliyoruz.
Kur’an ve Sünnet’ten ayrılma. Namaz, oruç, zekât ve hac gibi ibadetlerin hikemi boyutlarının arka plana itilip bunların salt ibadet olarak şekle indirgenmesi. Dinini bilmesi gereken bir Müslümanın dini bilgi noktasında, 32 farz seviyesiyle iktifa etmesi. Kanaat, isar, sabır, şükür, vefa, teenni, tevazu gibi ahlâkî erdemlerin yerini sekülerleşme ve vehin krizlerine bırakması. Günümüz toplumunun, zihin kodlarını “erdemli insan olma” üzerine kurgulamasının ötesinde sekülerleşme ve statü hastalığına düçar olması.
“İşini Allah’a gördürme” diye tabir edilen Allah’a tevekkül etme kavramının ameli anlamda içinin boşaltılması, bunun yerine basit kaderciliğin benimsenmesi.
Dünya ve ahiret mutluluğu için sınırların pervasızca aşılması. Dinimizce çizilen bu sınırların aşılması, freni boşalmış kamyonun yokuş aşağı kontrolsüz inmesi gibi her türlü sınır tanımazlığa yol açmıştır.
Zihin dünyamızı şekillendiren lisanımızın, tahrip edilerek yerine Fransızca ve İngilizce kökenli kelimelerin yerleştirilmesi sonucu, fikirsiz, düşüncesiz, köksüz, ülküsüz nesillerin yetişmesine zemin hazırlanmıştır.
Irkçılık virüsünün, toplumun tüm katmanlarına sirayet ederek milletin kamplaşması. Bunun sonucunda vahdetin yitirilmesi ve yerini hemşericilik ve nepotizmin alması.
Hak ve adalet yerine gücün ikame edilmesi. Güce göre hareket edip pozisyon alınması. Bugün bir amir ya da üst düzey bürokrat görevden ayrılsın, hemen yalnız kalır. Oysa mühür ondayken etrafında onlarca insan, bir şekilde belirir yüzüne methiyeler dizerdi.
İşsizlik, iş alanının daralması, yeni iş sahalarının/imkânlarının bulunmaması/bulunamaması, müteşebbis iş adamı azlığı, teknolojik gelişmeler ve alışkanlıklarımızın değişmesi ile mahalle kültürünü devam ettirecek unsurların kaybolması.
Teknolojik gelişmeleri kendi lehimize çeviremedik. Üstelik bu gelişmelerden gerektiği kadar yararlanmak yerine onları çoğu zaman heva ve hevesimizin doğrultusunda kullandık.
Rahata kavuşmayı, bu dünyada nihai hedef olarak gördük/algıladık. Oysa bu dünyada Müslüman için rahat yoktur.
Yukarıda izah edilmeye çalışılan problemlerin kökleri, iki yüz sene öncesine kadar gitmektedir. Her biri ayrı ayrı ele alındığında önemsizmiş gibi görülebilir. Ancak alt alta koyulduğunda, toplumsal çözülmenin kilometre taşı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.