Dr. Ahmet Polat
Toplumsal Çözülmenin Kilometre Taşları III
Ekonomi
Cumhuriyet kurulurken, helal-haram algısı gözetilmeden “insanların kısa yoldan zenginleşmesini sağlayacak” yönde hedef belirlenerek yeni kurulacak devletin, temellerinin yanlış zemin üzerine inşa edildiğini Kazım KARABEKİR Paşa’nın hatırlarında görüyoruz. İşte, helal kazanç hassasiyetinin bir kenara bırakılarak insanların herhangi bir şekilde zenginleşmesinin mübah görülmesi, günümüzde sıradanlaşmıştır.
Allah tarafından farz kılınmasının gerekçelerinden (hikmetlerinden) biri de toplumun bütünlüğünü sağlayacak sosyolojik inceliğe sahip olan zekât, fitre, sadaka ve öşür gibi mali ibadetlerin, yerli yerince infak edilmemesi. Mali ibadetlerin tam anlamıyla yerlerine ulaşmaması ya da belirli zümrelerce istismar edilmesi ve bunun sonucunda işsizlik, zina, fuhuş, müstehcen yayınlar, organ ticareti, hırsızlık, dolandırıcılık, kapkaç gibi toplumun kimyasını ve huzurunu bozan durumların türemesi. Zekâttan pay alamayan mağdur bir kadın ya da öğrenci, yanlış yollara düşerek sosyal dokunun bozulmasına zemin hazırlanıyor. Mali durumu elvermeyen gençlerin evlenememesi yahut işsiz bir baba da somut örneklerdendir. (Günümüzde TDV ve Mehir Vakfı gibi bazı büyük vakıflar, zengin Müslümanların zekât ve infaklarıyla yeni dünya evine girecek gençlere maddi destek sağlaması yerinde ve takdir edilecek uygulamadır. Ancak daha geniş kitlelere ulaşılması gerekir.)
İslâm iktisadının ihtiyaç odaklı üretim felsefesi, karz-ı hasen, murabaha, şirket, ticaret, mudarebe ortaklığı gibi alternatif ekonomik modellerin kenara bırakılarak, çiftlik bank, bitcoin, yüksek getirisi olan banka faizleri, hayali ihracat gibi şüpheli ya da haram eksenli saadet zinciri modellerin tercih edilmesi. Bunun sonucunda bir tarafın mağdur olurken diğer taraf ise servetini haram üzerine bina etmektedir. Ayrıca haram hassasiyeti gözeten kimselerin, birikimlerinin kâr vaadi ile toplanarak bu paraların daha sonra iç edilerek mağduriyetler doğurması ya da yüksek faiz teklifleriyle ortaya çıkan bankerler furyası da yine bu kabildendir.
Helal-haram hassasiyetinin yitirilmesinin sonucu olarak rüşvet, gasp, talan, ihaleye fesat karıştırma, hileli kazanç, rant devşirme, fuhuş, kumar, nitelikli dolandırıcılık ve miras taksimatında mal kaçırma gibi haram kazanç türlerin sıradanlaşması.
Ahilik teşkilatının, günümüzdeki karşılığı olan Esnaf ve Sanatkârlar Odasının maiyetindeki esnaflarını/sanatkarlarını ahlaki ve mesleki yönden geliştirememesi ya da etkin varlık göstermemesi. Ahilik teşkilatı, kendisine bağlı meslek grubundaki bireyin, iş ve kişisel ahlâk yönünden olgunlaşmasına katkı sağlayacak nitelikteydi. Nitekim “pabucu dama atılma” deyimi buradan gelmektedir.
Ahlâki yönden çok büyük bir öneme sahip olan “kanaat etme” erdeminin yitirilmesi. İçinde bulunduğumuz mevcut mali duruma şükür ve tevekkül etme yerine, daha fazlasını elde edebilme amacıyla hırslanmak. Bir Müslüman, bu dünyada elbette zengin olabilir, para kazanabilir, maddi yönden çok iyi bir konumda bulunabilir. Ancak tevekkül, şükür ve kanaat gibi iç dünyasını güzelleştiren hasletleri yitirmemelidir.
Toparlamak gerekirse, biz Müslümanlar, içinde yaşadığımız şu asırda para ile imtihanımızı veremedik. Sonuç olarak da toplumsal çözülmenin kilometre taşlarından biri de ekonomidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.