Bugünkü yazıda, geçen hafta özetini çıkarılan “Haram Yiyicilik: Felaketlerimizin Esbabı” isimli eserin, alt başlıklar hâlinde genel değerlendirmesi yapılacaktır.
Kişisel Gelişim
- Mantık ve felsefe, Müslüman hayatının bir parçası haline gaelmelidir. Bu iki ilim olmadan analitik düşünmek ve dünyanın gidişatı hakkında fikir yürütmek imkânsızdır.
- Ele geçen fırsat ve imkânların iyi değerlendirilmesi gerekir.
- Bütüncül bakış açısıyla karşılaşılan problemlere çözüm aramalı, şahıslara takılı kalmamalıdır. Başka bir deyişle, meseleleri kişiselleştirmemek gerekir.
- Kişi, büyük hesap gününün çetinliğini hatırdan çıkarmamalı, ömür sermayesini, insanlığa ve topluma faydalı işlerle tüketmelidir.
- Kim ne işle meşgulse o sahanın en iyisi olma iddiasını taşımalıdır. İşinin hakkını vermelidir.
- Her bir ferdin, kendi kabiliyeti nispetince sorumluluk alması ve sistemin içerisine girmesi gerekir. Böylece devlet ve millet için üzerine düşeni yerine getirmenin manevi sorumluluğunu atmış olacak.
- Devlet kademeleri ve buralarda sorumluluk almak ateşten gömlektir. Vazife teslim edilen kimse, hakkıyla yerine getiremediği takdirde büyük vebali vardır.
- Müslüman, tarihini iyi bilmelidir. Tarihi bildiği takdirde gelecek tasavvurunda iddialı olabilir.
- Kavramlar yanlış anlaşılmamalıdır.
- Piyasa kızıştırıcı, rant devşirici ve fırsatçılık gibi dinen yerilen Muhammedî ahlâka yakışmayan tutum ve davranışlardan sakınmak gerekir.
- Haram yemek, sadece rüşvet ya da hırsızlığa indirgenmemelidir.
- Kişi, kazancını helâl ve meşru yoldan elde etmelidir.
Sosyal Hayat
- Yazar, yaşadığı dönemde toplumda kronikleşen sorunların temelini cesursa tespit etmiştir. Bu problemleri, tarihi serencamından yaşadığı güne kadar geniş çerçeveden ve objektif yönden ele almıştır. Sunduğu çözüm önerileri makuldür.
- Adalet ve liyakat ekseninde görev dağılımı yapılmadığında toplumun zaman içerisinde yozlaşacağına dikkat çekmiştir.
- Devlet içerisinde kurulan sistemde, mutlaka değişiklikler ve revizyonların olacağını, bu değişimlerin, arzulanan ve beklenen değişimi getirmediği takdirde yozlaşmanın kaçınılmaz olacağını belirtmiştir.
- Her bir Müslüman, yaşadığı toplum içerisinde işini en iyi şekilde çıkarabilecek nitelikte olmalı ve bu motivasyonu taşımalıdır.
- Yarınlara daha iyi bir miras bırakabilmek için her bir ferdin sorumluluk alması gerekir. Tarihte, geçmişten geleceğe köprü vazifesi görmekteyiz. Dün, bugüne göre tarihtir. Tevarüs ettiğimiz düzeni eleştiriyorsak, yarın bizi de eleştirecekler.
- İdari görevde bulunanların almış oldukları kararlar, memleketin kaderine etki edecektir. Bu itibarla, nihai kararların uzun vadede vereceği fayda/zarar denklemi iyi kurulmalıdır.
- Dünyaya entegre olma. Dini ve milli duruştan taviz vermeyerek gelişen ve değişen dünyaya ayak uydurmak, yaşadığımız ülkenin muasırlaşmasına katkı sağlayacaktır. Sanayi devrimini kaçıran bir ülkenin fertleri olarak bu geri kalmışlığı hâlâ atlatamadık.
- Karşılaşılan problemleri, günlük hayatın kısır döngüsü üzerinden çözüme kavuşturmak yerine zahiri ve batını yönleri, çok denklemli ve vizyoner mantalite ile değerlendirmek esastır.
- Tarih okumaları, geleceğin sağlam temeller üzerine oturtulmasına katkı sağlar.
- Sistem liyakat üzerine kurulmadığı takdirde felaketler ardı ardına gelir.
Ekonomi
- İhracat odaklı politika belirlenmeli, katma değer getirisi olan ürünlerin üretilmesi önceliğimiz olmalıdır.
- Lüks ve aşırı tüketime (israfa) karşı tasarruf ve ihtiyaç odaklı ekonomi modeli benimsenmelidir.
- Toprak reformu gerçekleştirilerek hiçbir arazinin boş kalmayacak şekilde işletilmesi çok önemlidir.
- Helal ve meşru yollardan alın teriyle kazanç sağlanmalı ve elde edilen sermayenin de büyütülmesi hedeflenmelidir.
- İktisadi yönden büyüme, plan ve program doğrultusunda gerçekleştirilmeli ve buna harfiyen uyulmalıdır.
- Üretim (ihracat) yerine tüketim (ithalat) çok olursa devletin ekonomisi zayıflar.
- Üreticinin küresel ölçekte yarış yapabilecek donanım ve maddi güçte olması, memleketin kalkınması için zaruridir.
- Her bir sermaye sahibi, büyük düşünmeli, hayaller kurmalıdır.
Şuurlu ve dertli her bir Müslümanın yapacağı gibi, müellif de karşılaşılan meselelere Kur’an ve Sünnet ekseninde tespitlerde/teşhislerde bulunmaya çalışmıştır. Buna karşın, çare ve teklifler de sunarak somut çözüm önerilerinde bulunmuştur.
Geri kalmışlığın İslâm’la alakalı olmadığını açık bir dille ifade etmiş, gelişen ve değişen dünyaya kayıtsız kalınması ya da var olan mevcut düzenin ıslah edilememesi nedeniyle parçalanmanın eşiğine gelindiğini âdeta haykırmıştır.
Ne gariptir ki, yüz on üç sene evvel tespit edilen sorunlar, maalesef günümüzde de devam etmektedir.