Taziye Âdâbı

 "KALENİN KANDİLİ"
...

Milletimizin iyi‑kötü, acı‑tatlı günlerinde yanlarında bulunmak, biz din görevlilerinin kanunla belirlenmiş görevleri arasındadır. Bunun da ötesinde, günlük hayatta selamlaştığımız, merhabalaştığımız ve her zaman karşılaştığımız komşularımızın düğün, dernek, cenaze ve sünnet gibi cemiyetlerine katılmak, Müslüman olmanın doğal bir gereğidir. Nitekim cenazeye katılmak, bir Müslümanın din kardeşine karşı sorumluluklarından biridir (Müslim, Selâm, 4).

Her işin kendine göre bir usulü ve âdâbı bulunduğu gibi, vefat eden bir Müslüman için son yolculuk görevlerinin yerine getirilmesi de belirli usul ve esaslara bağlıdır. Cenazeye dair hükümler, fıkıh kitaplarında genellikle cenaze namazı bahsinde müstakil bir başlık altında ele alınır. Bu bölümde, bir Müslümanın, ölüm döşeğinden başlayarak ruhunu teslim etmesi, yıkanması, kefenlenmesi ve kabre konulmasına kadar uzanan tüm safahat, detaylıca işlenmektedir.

Ne var ki bilişim çağının getirdiği hızlı değişim, toplumun sosyal ve kültürel yapısında da önemli dönüşümlere yol açmıştır. Bunun sonucunda günümüzde yeni ve farklı sorunlarla karşılaşılmaya başlanmıştır. Bu değişimden cenaze evleri de etkilenmiş; geçmişte yaşanmadığı için klasik fıkıh kitaplarında yer almayan, ancak günümüzde sıkça karşılaşılan ve hassasiyet gösterilmesi gereken bazı durumlar ortaya çıkmıştır. Zira taziyelere gittiğimizde, neredeyse bire bir aynı nahoş durumlarla karşılaşıyoruz.

Bu yazıda, bahse konu hususlara değinerek yakınını kaybetmiş bir ailenin evinde -duyguların yoğun olduğu bu ortamda- nasıl davranılması gerektiğini birkaç madde halinde sıralayacağız. Şöyle ki:

  • Cenaze evinin civarlarında görev yapan din görevlilerinin, toplumu sahih din bilgisiyle aydınlatma sorumluluğunun bir gereği olarak, mümkün mertebe cenaze evine sık sık gidip gelmeleri ve uygun zaman bulduklarında anda gerekli rehberliği sunmaları önemlidir.
  • “Üç kişi yolculuğa çıkarlarsa, aralarından birini başkan (emir) seçsinler!” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 80) nebevî öğretisi doğrultusunda, cenaze yakınlarından dirayet sahibi bir kimsenin, âdeta bir kriz ortamını yönetir gibi topluluğu belli bir düzen içinde idare etmesi gerekir. Hüzün, şaşkınlık ve yoğun duyguların hâkim olduğu böyle bir ortamda, topluluğun yönlendirilmesi ve sükûnetin sağlanması elzemdir.
  • Daha önce o ev halkından hiç cenaze çıkmadığı için kefen temini, yemek hazırlanması, uzaktan gelen misafirlerin ihtiyaçlarının giderilmesi, ikram işlerinin takip edilmesi gibi maddi konularda yardıma ihtiyaç duyulabilir. Bunun yanında, dua etmek, sabır telkininde bulunmak ve teselli etmek gibi manevi destek ve dini/fıkhî rehberlik de önem kazanır. Bu sebeple, ölen kimsenin yakınlarına maddi ve (din görevlisi çağırmak suretiyle) manevi yönden güç vermeliyiz,
  • İhtiyaç duyulabilecek herhangi durum için hazır beklemeliyiz.
  • Duygu yoğunluğunun çok fazla olduğu bu anlarda, din istismarı dâhil, istismarın her türlüsüne fırsat verilmemelidir.
  • İnsanın fıtratı gereği acıkması, bir şeyler istemesi veya o sırada ikramla karşılaşması doğaldır. Ancak yemek ikram edilse bile, cenaze evinin hüznünü ve ağırlığını içimizde hissederek vakarımızı korumalıyız. Yemek yerken bir anlık gafletle nefsimizin zayıflığını, yani yemeğe olan düşkünlüğümüzü dışa yansıtmamaya özen göstermeliyiz.
  • Yakınımızın bu zor günü sorunsuz bir şekilde atlatmasına katkı sağlama gayesiyle cenaze evinde bulunduğumuzu hiç hatırdan çıkarmamalıyız.
  • Taziyeye ya da cenazeye giderken maksada uygun bir ziyaret gerçekleştirmeyi temel prensip edinmeliyiz. Bu bağlamda günlük hayatın kısır döngüsü içerisinde yer alan futbol, siyaset, kurumları eleştirme, gıybet ve dini konuları mıncıklama gibi meclisin huzurunu kaçırabilecek söylemlerden uzak durmalıyız. Başka bir ifadeyle, dini algılama biçimimiz, dünyaya bakış açımız, siyasi görüşümüz gibi farklılıkların cenaze evinde bir araya gelmesi, ölen kişinin yakınlarının acısını ortak bir paydada paylaşmak anlamına gelir.
  • Ölü evinde, “Acaba ne ikram edecekler?”, “Evin tertip düzeni nasıl?”, “Yakınları çok ağladı mı?”, “Kimler yemek getirdi?”, tarzında tecessüs ve art niyet taşıyan sorular zihnimizin bir köşesinden dahi geçmemelidir.
  • Ortamın mehabetini ve havasını bozabilecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınmalıyız. Söz gelimi, yemek ya da yiyecek/içecek ikramı, barınma, konaklama, oturacak yer bulamama gibi konularda eksiklik olabilir. Bu kusurları sorun hâline getirmeyerek olan bitenleri normal karşılamalıyız.
  • Maddi ya da manevi olarak elimizden hiçbir şey gelmiyorsa, bir köşede sessizce oturmalıyız.

Yukarıdaki hususlara riayet edildiğinde, yakınını kaybeden kimse adına gerçek bir empati ortaya koymuş oluyoruz. Böylece onun üzüntüsünü paylaştığımızı hissettirir, yaşadığı şoku daha kolay atlatmasına ve yeniden normal hayata dönmesine katkı sağlamış oluruz. Bu tutum, İslâm’ın özüyle bağdaşmasının yanı sıra insani bir boyut da taşımaktadır.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Kırıkkale Haberleri