Vaktin birinde köyün birine genç bir hoca tayin edilmiş. Köydeki eski ve yaşlı hoca ile bir türlü yıldızları barışmaz ve cemaatin huzurunda birbirleri ile atışıp dururlar, ilmî ve dînî meselelerde bir türlü anlaşamazlarmış. Nihayet yaşlı hoca genç hocayı köyden kovdurmuş. Genç hoca köyden giderken bir âlim kişiye rastlamış ve başına gelenleri ona anlatmış. O alim kişi bu genç hocaya: “Sen birçok şey öğrenmişsin da ilm-i siyaseti öğrenmemişsin. Gel benden üç ay kadar ilmi siyaset öğren ve ondan sonra o köye tekrar git” demiş. Genç hoca siyaset ilmini öğrendikten sonra aynı köye gene gitmiş. Bakmış ki eski hoca gene kürsüde halka yalan yanlış konuşuyormuş. Genç hoca cemaatin huzurunda ayağa kalkarak gür sesiyle şöyle bağırmış: “Ey cemaat! Ben yanılmışım. Hatamı anladım ve bu hocanın ne büyük bir zat, ne büyük bir evliya olduğunu öğrendim. Bu hocanın sakalından bir tek kıl alan, onu saklarsa cennete gider” demiş ve hocaya yaklaşarak önce ben cennete gitmek istiyorum, deyip hocanın sakalından iki tane kıl koparmış. Ondan sonra tüm cemaat hocaya saldırarak sakalından bir tel koparma yarışına girmişler. Hocanın yüzünde bir tek kıl kalmamış ve her tarafı yara bere içinde kalmış. Nocanın bu halini gören genç hoca yaşlı hocanın yüzüne bakarak: “İşte ilm-i siyaset budur. Varacağınız yere, gideceğiniz hedefe durumu ve konumu kotrol ederek ilerlemektir” demiş.
Evet, her sözün doğru olsun ama, her doğruyu her yerde söyleme!
Bir siyasi davet metodu daha:
Bir hoca efendi, camiye bir iki hafta gelmediğini fark ettiği bir kişinin evine gider: “Oğlum! Hayırdır! Namaz kılmayı mı bıraktın?” diye sorar. O kişi: Hayır hocam, namazlarımı evimde kılıyorum, diye cevap verince Hoca efendi o kişiye: Yarın kazma kürek al da camiye gel, der. Adam: Kazma kürekle ne yapacağız, diye sorar. Hoca Efendi: Camiyi yıkacağız, der. Adam: Hocam, Cami yıkılır mı, deyince Hoca Efendi: Cemaatsiz Cami ne işe yarar, yıkın gitsin, diyerek anlamlı bir mesaj verir. o kişi o günden sonra tekrar camiye gelmeye başlar.