Bu hafta size Abdülhamid devrindeki hafiye teşkilatı ve hafiyecilik hakkında bilgiler vereceğim.
İkinci Abdülhamid devrinde güçlü bir hafiye teşkilatı kurulmuştu. Bu teşkilatın faaliyetlerine genellikle İstanbul sahne olmaktaydı. Padişahın Başkatibi Tahsin Paşa, hatıralarında bu konuda şu hususlara temas eder.
“Sultan Hamid memleketi kontrol altında tutmak için Yıldız Saray’ının kapısından başlayarak her tarafta kuvvetli bir istihbarat ağı vücuda getirmiş ve bu ağ çalışanlarını kendi bütçesinden birçok mükafat ve nimetlere gark ederdi. İsraf kabilinden olan bu sarfiyattan hiçbir kesinti ve kısıtlama da yapılmazdı.
Etrafındaki insanların ahlakını, kabiliyetlerini ve bu insanların ne gibi şartlar dahilinde hangi yönlerinin zayıf olduğunu tespit emiş olan padişah, para ve menfaat vasıtasıyla kendine celp ettiği bu insanların hizmetlerini devam ettirebilmeleri için paranın ve menfaatin hiç kesilmemesinin gerekli olduğunu bilmekteydi.
Hülasa nimetlerin kesilmesi halinde bu insanların gevşeyeceği aşikar ve alınan hizmetinde kesileceği gerçek ve muhakkak idi. Yaratılışı gereği vehmi yüksek olan padişahın bu hususunu yanındaki insanların da sonuna kadar kullandıkları ve bu vehmi arttırmak ve onu tahrik ve teşvik etmekten geri durmamışlardır. Adeta her tarafta onun hayat ve saltanatına düşmanlar bulunduğunu söyleyerek saltanattan mahrum olma ve ölüm tehlikeleriyle bu vehimlenme hususunu alabildiğine körükleyerek yeni yeni hadiseler icat etmişlerdir.
Bütün bu olaylar içinde Sultan Abdülhamid’i değerlendirirken etrafındaki adamlar, sadrazam ve nazırlarıyla, saraydaki görevliler ve diğer mensup olanlarla birlikte değerlendirmek elbette en doğru olan yoldur.”
Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra ve İkinci Meşrutiyet’in ilanı neticesinde bu hafiye teşkilatı hakkında pek çok husus yazılmış ve söylenmiştir. Bu hafiye teşkilatında görev alanların en ünlüleri halkın birtakım nümayişlerine hedef olurken, bir kısmı sürgüne gönderilmiş ve Kabasakal Mehmet Paşa ve Fehim Paşa ise bu hafiyecilik görevini hayatlarıyla ödemişlerdir.
Şöyle ki, Kabasakal Mehmet Paşa (1854-1909) Hafiye teşkilatının en ünlüsü ve baş hafiyedir. Göğsüne kadar inen sakallarından dolayı “kabasakal” lakabını almıştır. İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’dan kaşmış ve yakalanarak Bursa’nın Orhaneli ilçesine sürülmüştür. “İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti’nin Bursa şubesini birkaç arkadaşıyla birlikte kurmuş ve fakat faaliyette bulunamadan Bursa’dan İstanbul’a kaçarken yakalanıp diğer suçları da göz önüne alınarak Askeri Mahkemede yargılanmış ve 1909 yılında da idamına karar verilerek İstanbul’da idam edilmiştir.
Hele bir de Fehim Paşa vardır ki, dönemin mafyası, Abdülhamid’in babasına duymuş olduğu sevgi ve muhabbetten dolayı padişahın ihsanına mazhar olmuş ve hünkâr yaveri olarak rütbeler almaya başlamıştı. Özel yaver olması sebebiyle önce Tuğgeneral ardından Tümgeneral ve daha sonra da Orgeneral rütbesi alarak hayatına devam etmiştir.
Sarayın en kıdemli jurnalcisi olan Fehim Paşa, etrafına bir sürü serseri topladı. Bunlar arasında Yahudiler, Ermeniler ve hatta Araplar dahi vardı. Paşa’nın fedaileri olan bu güruh her türlü şantaj, gasp ve haraç işleriyle de meşhurlardı.
Son derecede de hovarda olan Fehim Paşa’nın sonunu bir Alman hanımı kaçırma girişimi sonunu getirdi. Dönemin Almanya elçisi dönemin Sadrazamına çok ağır bir mektup yazarak durumdan
haberdar etti. Bunun üzerine Almanya ile arasının bozulmamasına dikkat eden padişah Fehim Paşa’yı Bursa’ya sürdü ve konağından çıkmama cezası da verdi.
İkinci Meşrutiyetin ilanı ve Abdülhamid’in iktidarının sonu Fehim Paşa’nın da sonu oldu. Bursa’daki konağından kaçma teşebbüsünde bulunan Fehim Paşa, halkın nümayişi arasında linç edilerek öldürüldü.
Bu hafiye teşkilatı başlarında saray ve hükümdar ile daima temas halinde olan devrin en nüfuzlu devlet görevlilerinin bulunduğu ve en küçük halk tabakasına kadar dal budak salmış bir şekilde kurulmuştu. Bunlar şehirlerdeki faaliyet sahalarını aralarında taksim ederek takımlar oluşturmuşlardı. Bunların en ünlüleri de “Kabasakal Mehmet Paşa takımı ve Fehim Paşa takımı idi.