Kıymetli okuyucu, bu hafta sizlere Osmanlı Tarihinde Genç Osman olarak bilinen İkinci Osman’ın hükümdarlığı ve akıbeti hakkında bilgi vermeye çalışacağım.
İstanbul’daki Sultan Ahmed Camisinin de banisi olan Birinci Ahmet Tifüs hastalığından 27 yaşında vefat ettiğinde 7 oğlu vardı. Bunlardan Selim ve Hüseyin babalarının sağlığında vefat etmişler; Osman, Murad ve İbrahim amcaları Sultan Mustafa’dan sonra padişah olmuş, diğerleri ise İkinci Osman ve Dördüncü Murad devirlerinde idam edilmişlerdir.
Birinci Ahmed’in vefatı üzerine şehzadeleri küçük yaşta olmaları münasebetiyle hanedan geleneklerinde ilk defa bir değişiklikle şehzadelerin amcası Birinci Mustafa’yı el çabukluğuyla tahta geçirmişlerdir. Bu geleneğe ters olan cülusu ise o dönemde Sadaret Kaymakamı makamında bulunan Sofu Mehmet Paşa ile Şeyhülislam Esad Efendinin kararlaştırdığı rivayet edilirse de bu hususta Sultan Ahmed’in birinci karısı Mahpeyker Kösem Sultan’ın işi olduğu konusunda da tarihçiler hemfikirdirler. Zira İkinci Osman şehzadelerin en büyüğü olması sebebiyle babasının yerine geçmesi icap ederken kendi oğullarının (Şehzade Murad, İbrahim ve Kasım) daha küçük olması ve şayet şehzade Osman tahta geçerse oğulları için tehlike yaratacağı için Birinci Mustafa’nın tahta geçmesini sağlamıştır. Burada Birinci Mustafa’dan biraz bahsetmek icap etmektedir. Şöyle ki:
“Sultan Ahmed, padişah olup tahta çıktığı esnada bir odada kilitli tutulan Birinci Mustafa, daima cellatların kendisin boğazlaması korkusuyla ve ecel terleri dökerek beklemesi neticesinde akli dengesi epey bozulmuş vaziyettedir. Ancak Padişahın peş peşe erkek çocuklarının olması kendisinde bir ferahlama sağlasa da yine de bitmez tükenmez bir azap içinde can korkusuyla yaşamıştır. Padişah olduktan sonra bile deliliği günden güne artmıştır. Sultan Mustafa, ikametine ayrılan odanın penceresinin altında orta oyunu oynatıp ve aynı oyunu defalarca tekrar ettirmekten büyük zevk aldığı rivayet edilir. Hatta bir keresinde sarayın en kıymetli mücevherlerinden birçoklarını pencereden oyunculara atarak onları taltif etmiştir. En sonunda bu deliliği denizde balıklara altın atacak dereceye kadar vardırmıştır. Bu durumda hiçbir tedavinin tesiri olmadığını gören Dar-üs Saadeağası Kızlarağası Mustafa Ağa vaziyeti Sadaret Kaymakamı Sofu Mehmet Paşa ve Şeyhülislam Hocazade Esad Efendiye bildirip biran evvel çaresine bakılmasını istemiştir.
Devlet erkanına göndermiş olduğu bu haberden bir netice hasıl olmadığını gören Mustafa Ağa, bu vaziyet üzerine herkesi telaşa düşürecek ustalıklı bir şekilde şu haberi de yollamıştır.
“Padişah bütün şehzadeleri katletmek fikrindedir. Bu fikir Ali Osman neslinin inkırazına sebep olur ve bu hususa mâni olmanız idrak etmeniz yerine devlet hizmetinizi birkaç kötü şeye tevcih etmeyiniz” mealinde bir haber üzerine Ulema ve Vüzera hemen kendi mevkilerini de tehlikede görerek hareket geçip Birinci Mustafa’nın devlet hizmeti görmede ehliyetsizliğine ittifakla hükmederek padişahın hal edilmesine karar verdikleri rivayet edilir.
İkinci Osman’ın Cülusu
Kızlarağası Hacı Mustafa Ağa, Ulema ve Vüzeranın bu ittifakı üzerine Birinci Mustafa’nın ikamet etmiş olduğu odanın kapısın kapatıp üzerinden kilitleyerek ve Sultan Osman’ı da dışarı çıkartarak Osmanlı ananesi gereği olarak saray avlusuna kurulan süslenmiş tahta oturtularak hemen biat edilmiş ve bütün minarelerden müezzinler saltanat değişikliğini halka ilan etmişlerdir. Böylelikle İkinci Osman yani Genç Osman Padişah olarak tahta oturmuştur.
Birinci Mustafa’nın ve İkinci Osman’ın tahta cülusu münasebetiyle askere iki defa cülus bahşişi verilmiş ve bu miktar 3’er milyondan 6 milyon altına tekabül etmesinden dolayı hazine biraz zarara uğradıysa da iki defa bahşiş alan asker bu duruma hiç itiraz etmemiştir. (26 Şubat 1618)
İkinci Osman’ın annesi “Mahfiruze Sultan” dır. Fransız yazar Madame de Gomez, yazmış olduğu iki ciltlik “Genç Osman Tarihi” kitabındaki izahatına göre Sultan Ahmed’in karısı ve Genç Osman’ın annesi olan bu hatun aslen Yunanlıdır. Ancak bu rivayetin ne dereceye kadar doğu olup olmadığı pek de belli değildir. Ancak Yunancaya vukufu bu rivayeti kuvvetlendirmektedir. Genç Osman erken yaşta gelişmiş büyük zekâsı, kuvvetli tahsil ve terbiyesi ve bilhassa artık bozulmaya başlayan devletin temelinden ıslahına ait inkılap fikirlerini takip ve tatbik etmekte gösterdiği sarsılmaz iradesiyle son derece kuvvetli seciyesi bakımından en mümtaz Osman padişahları içinde yer alabilecek bir şahsiyettir. Sultan Osman, anadilinden başka Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve İtalyanca gibi Şark ve Garp dillerini klasik eserlerden tercüme yapabilecek kadar güzel öğrenmiş ve bilhassa çok kuvvetli bir edebi, tarihi, coğrafi ve matematik tahsili görmüştür.
Şiirlerinde “Fâris” veya “Fârisî” mahlasını kullanmıştır. Çocuk yaşta padişah olan (14 yaşında padişah olmuştur) bu şair çocuğun yaşından umulmayacak zarif şiirlerine tesadüf edilir. Bilhassa lirik şiirlerinin lisanı umulmayacak kadar kuvvetlidir. İstanbul Millet kütüphanesindeki yazma bir nüshası bulunan divanında şu mısraları bu lirik şiire pek uygundur.
Gülşen içre bitmedi bir gonca cânâ hârsız
Dünyede hâsıl değül bir nevcüvân ağyârsız
Kîmi ol yârı benüm der kimisi dâhi benüm
Orta yerde Fârisî âvâre kaldı yârsız.
Padişahın Akıl Hocalarının Zihniyeti
Genç Osman, Lehistan (bu günkü Polonya) seferine bizzat Kırım Hanı Canbey Giray’ın iştirakiyle katılmasına rağmen büyük bir başarı elde edilememişti. Üstelik Lehistan ordusunda sadece kralın oğlunun kumanda etmesi ve buna rağmen bir başarı sağlanamaması büyük bir üzüntü kaynağı olmuştur. Bunun üzerine Genç Osman bu başarısızlığı askerin gayretsizliğine ve askerler de bunu kara hadım ağalarının sözleriyle hareket eden padişahın kıskançlığına atfederek her iki taraf birbirlerine küsmüş ve itimat etmemeye başlamışlardı.
Tarihçi İbrahim Peçevi, ve onlardan naklen de Naima şöyle bir misal ile padişahın akıl hocalarının zihniyetine örnek verirler şöyle ki;
“Vezir-i âzam Hüseyin Paşa, mühim olaylarda ve sınır meselelerinde fikrinden faydalandığı vezir Debbağzade Mehmet Paşa’yı sever ve fikirlerinden istifade edermiş, Padişahın Lehistan seferine hareketinden evvel Hüseyin Paşa’nın tavsiyesi üzerine Debbağzade Mehmet Paşa’yı huzura kabul ederek bazı şeyler sormuş ve bu esnada de kızlarağası Süleyman ağa ile tanış olmuştu.
Kızlarağası bir gün Mehmet Paşa ile görüşmesi esnasında Paşa’ya dönerek şöyle sormuştu: -“Leh Kralı padişaha mukabele etmeye gelir mi ve gelmeye cesareti var mıdır? Demesi üzerine Mehmet Paşa, da
- “Biz gelir diye tedarik görelim, gelirse tedbirde kusurumuz bulunmaz gelmez ise devlet padişahımızındır, bildiğimiz elimizden alınmaz” diye karşılık verince: Kızlarağasının bu cevaptan canı sıkılarak Paşa’ya şöyle mukabelede bulunmuştu.
-“Biz seni sınırda düşmandan haberdar, vukufiyet sahibi biri sanırdık. Sen dünyadan bi haber imişsin, Leh Kralı ne köpektir ki Âl-i Osman padişahına karşı dura, onun ne denli askeri olsa gerek” demesi üzerine Mehmet Paşa,
-“Sultanım düşmanı hor ve hakir görmek olmaz; cümle küffar bir millet hükmündedir, Nemçe, Moskov, Kazak, Macar belki İspanya, Françe ve Papa vesairleri kimi para kimi asker kimi mal ile yardım ederler ve aralarında din birliği gözetirler…” diye ısrar ettiyse de kuş beyinli kızlarağası söylediğinde ısrar ederek ve biraz da Mehmet Paşa’yı azarlayarak;
“Böyle bunakların tedbirinden ne hayır olur” diyerek Mehmet Paşa’yı sakil göstermiştir.
İşte sarayda kara hadım ağalarının en büyüğü olan Süleyman ağanın padişah üzerinde bir sözü iki olmadığından Genç Osman’ın akıl hocalarının zihniyeti bu idi.
Osmanlı Tarihinde Sultan Osman Vak’ası (Genç Osman Vak’ası)
Genç Osman, devlette ıslahat yapmak istiyor ve fakat tecrübesiz olduğundan ve acele davranarak saraydaki cahil yakınlarının tesiri altında kalarak ıslahata Yeniçeri Ocağından başlamak istemişti. Yeniçerilerin miktarını maaş defterinden az bularak yoklama yaptırmış ve kaydı olmadığı halde maaş alanların maaşlarını kestirmekle işe başlamıştı. Bu husus ocak subaylarının işin gelmiyordu, zira ocakta kayıtlıymış gibi göstererek maaş olarak gelen paraları kendileri alıyorlardı. Bu durum büyük bir memnuniyetsizlik yaratmıştı.
Lehistan seferindeki başarısızlığın sebebini de askerin üzerine yüklemesi bu memnuniyetsizliği daha da arttırdı. Bir de Kızlarağası Süleyman ağa ve hocası Ömer Efendinin “Bunlara verilen ulufeye yazık, Mısır ve Şam askeri bunlardan daha iyi, bunlar Osmanlı askeri olmaya layık bile değiller” yollu sözleri padişahı iyiden iyiye kendi maiyetindeki askerden soğutmuştu. Padişahın hacca gitme fikri, Halep, Şam ve Mısır taraflarına memurlar gönderilmesi, Mekke emirine haber salınmış olması ve Anadolu’dan asker yazılmaya başlandığı dedikodusu asker arasında telaşa ve kargaşaya neden olmuştu.
Vezir-i âzam Dilaver Paşa başta olmak üzere bazı devlet ricali padişahın hacca gitmesine karşı idiyseler de özellikle kızlarağası kara Süleyman ağa ve hocası Ömer Efendi ve avanelerinin faaliyetlerine karşı bir şey diyememekte idiler. Ancak Sultan Osman, hacca gitmesini istemeyenlerin çokluğunu görünce tereddüde düşmüş ve bu sırada görmüş olduğu bir rüya da maneviyatını iyice sarsmıştı. Rüya Şöyle:
“Yeniçeri ocaklılarının toplanmasından birkaç gün evvel Sultan Osman rüyasında taht üzerinde oturup Kur’an-ı kerîm okurken Hazreti Peygamberi görür, Peygamber padişahın elinden kur’anı ve arkasından cübbesini alıp bir tokat vurup tahtından aşağı düşürür. Sultan Osman, Peygamberin ayağına kapanmak isterse de muvaffak olamayarak uyanır.” Bu rüyayı hocası Ömer Efendiye tabir ettirir, o da “Madem rüyanda ayağına kapanıp yüz süremediysen, bari hacca giderek mezarın yüz sür” diyerek hacca gitmesini tavsiye eder. Tereddüdünü yenemeyen padişah bir taraftan da Otağı Hümayunu Üsküdar’a nakleder. Şeyhülislam Esat Efendi, Sultan Osman’a fetva yollayarak “padişahların hacca gitmesine lüzum yoktur. Yerinde oturup adalet üzre olması kafidir” dediyse de dinletemedi.
Askerlerin Görüşmesi ve Saraya Gönderilen Heyet
Yeniçeri ocakları padişahın kendilerine olan tavırlarından dolayı güceniktiler. Hicaza gitmek istemesi mutlak bizden yüz çevirmesindendir, başka türlü değildir kanaatinde olduklarından At Meydanına gelerek (bu günkü Sultanahmet Meydanı) Şeyhülislama müracaat ederek padişahı bu seyahate teşvik edenler hakkında fetva aldılar ve daha sonra da padişahın hocası olan Ömer Efendi’nin konağını yağmaladılar.
Padişah bu ayaklanmadan haberdar olunca ulema ve ümerayı toplayarak bu meselenin sebebini sordu ve onlarda “padişahım kul taifesi sizin Anadolu’ya geçmenizi ve hicaza gitmenizi istemiyorlar ve kızlarağası Süleyman ağa ile Ömer Efendi’nin azledilerek sürülmelerini” istiyorlar dediler. Padişah hiddetlenerek hicaza gitmekten vazgeçtiğini ve ancak bunları azletmeyeceğini şiddetle söyledi.
Bunun üzerine At Meydanındaki kalabalık yeni katılımlarla iyice büyüdü ve padişaha Süleyman ağanın, Hoca Ömer Efendi’nin, Vezir-i âzam Dilaver Paşa’nın, Defterdarın, kaymakam Ahmet Paşa’nın, başlarını istedikleri bir liste verdiler. Padişah istenilen adamları da vermem diye bu isteği geri çevirdi. Ancak ulema “Kul taifesi topladıklarında istediklerini alırlar” deyince padişah daha da hiddetlenerek;
“Bu fitneyi siz tahrik etmişe benzersiniz, evvela sizi kırarım daha sonra onları” dediğinde ulemadan bazıları ve daha sonra da tamamı “Padişahım kimi isterlerse veriniz, hatta bizi dahi isteseler veriniz, yeter ki siz sağ olunuz” dedilerse de padişah bunu da kabul etmeyerek herkesin sarayda kalmasını tembih etti.
Askerin Saraya Girmesi ve Sultan Mustafa’nın Tahta Çıkarılması
Saraya görüşmeci olarak gönderilen ulemanın gelmemesi üzerine isyancılar saraya girmeye karar verdiler. Bu arada saray muhafızlarının mukabele vermesi ihtimaline karşı da tedbiri elde bırakmayarak şehir halkından bazı şahısları da yanlarına aldılar. Divan-ı Hümayun önüne gelerek “Sultan Mustafa’yı isteriz” diye bağırmaya başladılar ve bu hadiseden sonra isyanın şekli de değişmiş oldu. İsyancılar Sultan Mustafa’yı buldular ve hemen yer öpüp “Padişahımız taşrada asker size bağlı ve hazırdır” dedilerse de cidden akıl hastası olan Sultan Mustafa bütün bu olan bitene aldırmayarak ve konuşanları dinlemeyerek “Bana su verin” dedi.
İsyan iyice derinleşmiş ve artık ok yaydan çıkmıştı. Bütün bu hengame arasında Padişah, isyancılara kızlarağası Süleyman ağa ile Vezir-i âzam Dilaver Paşa’yı verdiyse de durum değişmedi, isyancılar hemen her ikisini de oracıkta parçaladılar. Ulema isyancılara Sultan Mustafa’yı bırakın padişahımız sizi affetti, istediğiniz her şeyi verecek dedilerse de ikna edemediler, silah zoruyla bütün ulema ve ümerayı Sultan Mustafa’ya biat ettirdiler.
Sultan Osman Ağa Kapısında (Yeniçeri Ağasının Dairesi)
Bütün bu olup bitenler karşısında neye karar vereceğini kestiremeyen ve tereddüt içinde bulunan padişaha Vezir-i âzam makamına tayin olunan Hüseyin Paşa, ağa kapısına gitmesini tavsiye ettiler ve bu meselenin para karşılığında halledilebileceğini söylediler, bunun üzerine padişah kendi eliyle ağa kapısına vararak Yeniçeri Ağası Ali ağa bu işin para ile halledileceğini söyleyerek isyancılara:
“Sultan Osman kapıya geldi, ocağınıza sığındı” deyip vaat olunan para teklifini yapar yapmaz, vurun bağrışmalarıyla zavallı ağayı bir hamlede parçaladılar. İsyancılar padişahı bulunduğu yerden çıkardılar ve perişan bir halde ata bindirdiler ve vezir-i âzam Hüseyin Paşa’yı da yolda öldürdüler, padişah götürülürken sağdan soldan tacizlere maruz kalıyordu. Altıncıoğlu ismindeki bir terbiyesiz ise padişahın baldırını sıkıp adice bir taarruzda bulunmuştu.
Genç Osman’ın Şehadeti ve Katilleri
İsyancı Yeniçeriler Sultan Osman’ın hayatına dokunmayarak sarayda kafes hayatı yaşamasını istedilerse de yeni padişahın annesinin ve yeni vezir-i âzam tayin edilen Davut Paşa’nın (Boşnak Kara Davut Paşa) isteği ve ısrarı üzerine padişah Sultan Osman bir pazarcı arabasına bindirilerek Davut Paşa’nın Yeniçeri ağası tayin ettiği Derviş ağa ve Kalender Uğrusu (Çocuk hırsızı) denilen şahıs ile birlikte Yedikule zindanına götürdüler.
Padişahı burada kement ile boğmaz istedilerse de genç padişahın güçlü kuvvetli olmasından dolayı güçleri yetmedi ancak celladın birisi balta ile padişahın omuzuna vurarak yaralanıp yere düşmesini müteakip kemendi boğazına geçirdiler. Kalender Uğrusu denilen rezil çocuk hırsızı padişahın husyelerini sıkarak şehit etti. Devşirme Kara Davut Paşa ise padişahın kulağını keserek yeni padişah 1. Mustafa’nın annesi Halime Sultan’a verdi. Ertesi günü padişahın cesedi yeni saraya nakledildi, yıkandıktan sonra merasimle babası Sultan 1. Ahmed’in türbesine defnedildi. (Mayıs 1622)
Gelecek hafta Genç Osman’ın katillerine ne oldu teferruatlı bir şekilde yazacağım.