Cumartesi Pazarı'nda bir gezinti

Kırıkkale'de gün henüz beyaz yüzünü göstermeden çevre köylüler Atatürk Bulvarı'nda sağlı sollu yer tutmaya başlamıştır bile. Yer yer apartman...

Kırıkkale'de gün henüz beyaz yüzünü göstermeden çevre köylüler Atatürk Bulvarı'nda sağlı sollu yer tutmaya başlamıştır bile. Yer yer apartman diplerinden kaldırımlara taşarak sessiz sedasız nasiplerini beklemeye başlarlar. Köylü pazarcılar, sabah ezanından önce köylerinden yola çıkarlar, ezan vakti pazardaki yerlerini alırlar. Bir avuç topraklarında yetiştirdikleri domates, biber ve fasulyelerini yere serdikleri uyduruk bir bez üstünde satmaya çalışırlar. Güneş kafasını hafifçe kaldırdığında sebzeler büzüşmeye, fiyatlar düşmeye başlar ve köylüler bohçalarını toplayıp giderler. Kimsenin cesaret edemediği pazarın köşe başlarına ve orta yerine ise yılların pazarcıları mevsimine göre kasa kasa domates, biber, portakal indirir nasırlı elleriyle.Cuma sabahı pazar mahallinde tek tük gözüken sebze kamyonları, o gün öğleden sonra hummalı bir çalışma içine girer. Ertesi gün ne satılacaksa ona göre ‘hâl'den sebze meyve alınır, pazardaki yerler belirlenir, tezgâhlar çatılıp kurulur, meyveler silinip dizilir; sonra bunların üstleri örtülerek gece bekçilerin gözetimine bırakılır. Cumartesi sabahı tevekkülle beklenmeye başlanır.Gecenin karanlığı bir süre daha hükümranlığını sürüp ardından gönülsüzce kaybolup gidince mahmur gözler ovuşturulur, adımlar hızlanır, iğne ucu kadar boş yer bırakılmayıncaya kadar yerler doldurulur; güneş kendini iyice hissettirince müşterilerle mahşeri kalabalığa döner pazar.Ankara Caddesi'nin insanın iflahını kesen dik yokuşundan ‘Dört Yola' çıktığınızda boğuk sesler duymaya başlarsınız. Kulağınızı dikip bu seslere anlam vermeye çalışırken ‘Ne oluyor, panayır mı var yoksa?' demekten kendinizi alamazsınız, biraz daha yaklaşılınca boğuk sesler anlam kisvesine bürünerek pazarcıların ağzında "domatiiss, pattiiss!" sözlerine dönüşür.Haftanın her günü, o günün adıyla anılan yedi pazar, yedi ayrı yerden şenlendirir Kırıkkale'yi. Bunların içinde en büyüğü Cumartesi Pazarı'dır. Büyüklüğü hafta sonuna denk gelmesinden mi, geniş bir alana yayılmasından mı, bilinmez; ama Kırıkkale'nin en hareketli, en canlı pazarı olduğu ve burada son demlerini yaşadığı bir gerçek.Cumartesi Pazarı modern binaların arasında can çekişen metruk Makine Kimya Endüstrisi konutlarının bitiminden başlayarak Çalılıöz Köprüsü'nün ayaklarına dayanır. Şimdi hayal gücümüzü biraz zorlayabilir; ama bundan yirmi sene önce burası İstasyon'dan ‘Samsun Yolu'na uzanan bağ bahçe içinde ‘cılga' bir yolmuş.***Bir şehri tanımak için pazarlarından girmek gerek o şehre. En doğal, en samimi ilişkiler, yapmacıksız konuşmalar pazarlara yansır. İşini bilen siyasetçiler de seçime doğru bu havayı koklamayı ihmal etmezler.Evin haftalık sebze ve meyve ihtiyacını karşılamak için kendinizi pazara attığınızda ‘Abi tornet lazım mı?' sesleri dolaşır etrafta. İlk önce onlar karşılar sizi. Kirden, tozdan görünmeyen yüzünde boncuk boncuk iki göz ışıldar evini aydınlatacak, ısıtacak. Daha çok bayanlara veya elindeki poşetlerle dili dışarı çıkmış kişilere yaklaşırlar. Seslerine masum bir tını katarak duruma göre ‘Tornet lazım mı?' veya ‘Abla götüreyim mi?' diye tekliflerde bulunurlar. Müşteri bir elindeki yüke bakar, evin yolu gözünde uzamaya başlar, sonra tornetçinin yüzündeki masum ifadeyi görür. Onay işaretini alan tornetçi kırk yılın kamyon şoförü edasıyla yüzüne ciddi bir tavır takınır, müşterinin elindeki poşetleri bir çırpıda alır. Uygun bir şekilde dizer. Yola koyulurlar, okul çağı çocuğu olduğu için giderken bir yandan konuşmayı ihmal etmezler. "Hangi okula gittiği, kaçıncı sınıfta olduğu, kaç kardeşlerinin olduğu, babasının ne iş yaptığı" gibi sorgu sual faslından sonra okumaya dair nutuk çekmeyi unutmazlar. Bir süre sonra eve gelinmiştir. Ne kadar borcu olduğunu sorduğunda tornetçi başını hafif yana eğer, ‘ne verirsen' diye hakkına tamah edeceğini bildirir. Hâl dilinden anlayanlar katbekat fazlasını helalinden cebine sıkıştırırlar.Pazar deyip geçmeyelim, öyle elindeki parayı denkleştirmek için gelenler değildir sadece. Her kesimden, her mahalleden insanın gezip görerek ihtiyacını karşıladığı yerdir. O gün dolmuşlar pazarın etrafında sıralanır. İşini bilen ev hanımları akşama doğru gelir, evdeki hesabı pazara böyle uydurur. Ne olursa olsun, kaça olursa olsun sıkı bir pazarlığın ardından doldururlar filelerini. Pazarcının ne fiyat verdiği onlar için önemli sayılmaz, bunlar pazarı baştan başa dolaşıp kimin neyi kaça sattığını hafızalarına aldıktan sonra alışverişlerini yaparlar. Ayıp değildi bu, ayıp olan hesabını bilmeden para harcamaktı.Alışverişin kızıştığı zamanlarda bazen pazarcılar "Gel gel kaya marka domates bunlar; yerli kuzu; vitamin deposu; elma tadına bakmadan alma!" gibi sözlerle bağırarak hatta atışarak birbirlerini şevke getirirler. Kimi kafiyemsi sözlerle, kimi sesine değişik bir ton vererek müşteri çekmeye çalışır. Bazen kinaye ve argoya kaçacak şekilde konuşsalar da bu da pazarcılara tanınmış bir iltimas galiba.Her şeyin sahtesinin aslının yanında cirit attığı günümüzde pazarcıların da sahteleri türemiştir. Köylülerin her geçen gün büyük bir kısmının yumurtayı, domatesi, biberi kendileri üretmek yerine pazarlardan tüketmelerinin geçerli sebepleri olabilir; ancak ya o kendine köylü süsü verip fırsatçılık yapanlara de demeli! Herkesten yanı başımızda bir anıt gibi yükselen Ahi Evran ahlakı beklemiyoruz; ama iki kuruş fazla kazanmak için ‘hâl'den aldıkları maydanoz, dereotu, kıvırcık, marul ve domatesi tozlu yerlere serip yerli sebze diye satmalarına ne demeli!Daha düne kadar pazarların sebze meyve ihtiyacını geniş ve sulak arazileri olan Hasandede karşılamaktaydı. Kayısı, şekerpare, kiraz, salatalık hep buradan gelirdi. Kırıkkale'nin Adana'sı olarak nam salmıştı çevre şehirlere. Zaman önce insanları değiştirdi, ardından verimli arazileri. Bugün topraktan kopmaya çalışanlar, bu verimli ovaları terk ederek veya küçülterek bunların yerlerine gösterişli villa yapma yarışına girdiler. Belki sadece yazın birkaç ay oturmak için mahkûm ettiler kendilerini beton binalara. Toprağı betonlaştırarak işlevsiz hale getirdiler.Bütün bunlara rağmen Karaahmetli, Hisarköy, Mahmutlar ve Keskin'den biber, patlıcan ve fasulyenin geliyor olması; ayrıca Gılevli, Kenanobası ve Delice üzümünün hâlâ tercih ediliyor olması gelecek adına bizlere umut vermektedir.Yılların pazarcıları Cumartesi Pazarını seviyorlar; ama bir yandan da yıllardır kapalı bir ‘pazar yeri' özlemi kurmaktalar. Çünkü Cumartesi Pazarı bu haliyle yazın tozdan, baharda çamurdan, kışın soğuktan geçilmeyen bir yer olmaktadır.Bir cumartesi günü pazara yolunuz düşerse bir şeyler almasanız bile oradaki dünyaya kulak vermeyi sakın ihmal etmeyin.Yıldırım TÜRKKırıkkale Atatürk Anadolu LisesiTürk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Ekonomi Haberleri