Bir Başka Açıdan Ramazan

 "KALENİN KANDİLİ"
...

Senenin bazı günleri vardır ki, bu günlerde (önceki senelerde kaleme alınmış yazıların tekrarına düşmeden) yeni bir başlık açmak ve hatırlatılması ya da vurgulanması gereken hususları yeniden ele almak gerekir. Mübarek Ramazan-ı Şerif hakkındaki bu yazı da aynı fikre matuf hazırlanmış olup, okuyucuya farklı bir bakış açısı sunmayı hedeflemektedir.  

İnsan ömrünün hızla akıp gittiği bu fani dünyada Ramazan ayı, hayatın rutin akışını değiştirmemiz gerektiğini hatırlatan müstesna bir zaman dilimidir. Geceleri sahura kalkmak, iftar sofralarını din kardeşlerimizle paylaşmak, açlığı ve susuzluğu derinden hissetmek, bütün bunlar, yıl boyunca sürekli mahrumiyet içinde yaşayanlara karşı empati duygusunun gelişmesine vesile olan bir rahmet iklimi sunar.

İdrak edeceğimiz/ettiğimiz Ramazan ayını şu duygu ve düşünceler içerisinde yaşamaya çalışalım:

Geçen sene aramızda olup da bu Ramazan’a kavuşamayan eş, dost ve akrabalarımızın vefatından ibret alalım. Zaman değirmeni hepimizi öğütüyor, ecel vakti geldiğinde biz de emaneti teslim edeceğiz.

Köklü ve kadim medeniyetimizin derinliklerinden süzülüp gelen Ramazan kültürü, yalnızca ‘geleneği yaşatma’ düşüncesiyle değil, o kültürün içinde saklı mesajları kavrayabilmek için kavramların taşıdığı anlamları doğru öğrenmemiz gerektiğini hatırlatır. “Sahur, iftar, imsak, mukabele, teravih, oruç, sadaka ve benzeri kavramlar niçin kullanılmıştır?” sorusunu kendimize sorup buna cevap arayalım.

Mukabelelerde, Kur’ân-ı Kerîm’in sure ve ayetlerinin nasıl bir bütünlük içinde dizayn edildiğini zihnimizde canlandıracağız. Aynı zamanda her surenin ana hatlarıyla hangi konuları ele aldığını öğrenmeye gayret edeceğiz.

Etrafımızdaki öksüz, yetim, fakir, canını kurtarmak için ülkesini terk etmek zorunda kalan ve sadece ekmeğinin derdinde olan mülteci kardeşlerimizle iftar sofralarında bir araya gelmeyi deneyelim. Şayet imkânımız varsa, din kardeşliğini pekiştirmek adına deprem bölgesine ya da yurt dışındaki mazlum ve mağdur coğrafyalara Türkiye Diyanet Vakfı aracılığıyla destek olabiliriz.

Bu manevî atmosferi soluyabilmek için hasta ve yatalak kimselerle, sevgi evlerinde ilgiye muhtaç olanlarla, öğrenci yurtlarında kalan gençlerle ve cami müştemilatında iftar açan kardeşlerimizle bir araya gelerek sosyalleşmeye çalışalım. Böylece modernitenin dayattığı yalnızlık (izole yaşam) girdabından hem kendimizi hem de çocuklarımızı korumuş olur, hayatı farklı pencerelerden görme imkânı elde ederiz.

Irkçılık bir virüs gibidir, insanın içine sızdığında bütün algılarını ters yüz eder. Kabilecilik, mezhepçilik, memleketçilik ve hizipçilik gibi ırkçılığın farklı varyasyonlarından kurtulabilmek için, ‘Müminler kardeştir.’ (Hucurât, 49/10.) ayetinin hayatımıza ve dış dünyamıza yansımasını bu ay içerisinde gönül rahatlığıyla içselleştirmeliyiz.

Şeytanların zincire vurulduğu bu mübarek ayda, günahlarımızın affı için yollar aramalıyız. Çarpık ilişkileri meşrulaştırarak fitne ve fesat yayan, ayıpları afişe ederek Allah’ın ‘Settâru’l-uyûb’ (ayıpları örten) ismine mugayir bir şekilde insanların zihnini bulandıran ve algıları bozan gündüz kuşağı programları ile dizileri izlemeyerek onlara prim vermemeliyiz.

Namaz sureleriyle teravih namazı kıldıran mahalle imamızın arkasında teravihlerimizi eda ederek, surelerde yaptığımız hataları düzeltme imkânı bulalım.

Ramazan, alışkanlıklarımızdan vazgeçebilmek demektir. ‘Olmazsa olmaz’ diye benimsediğimiz her türlü alışkanlığı Allah rızası için terk ederiz. Bu fedakârlık aslında zor zamanlar için bir provadır. İrademizi güçlendiren, bizi hayata karşı daha dirençli kılan bir eğitim sürecidir.

Kasamızdan kalbimize ve gönlümüze sızmaya çalışan altınlarımızı, paralarımızı ve mallarımızı iyi hesaplayarak zekâtlarını fazlasıyla verelim. Böylece malın kalbe hükmetmesine izin vermeyip hem kalplerimizi hem mallarımızı (ruhi hastalık ve haramlardan) arındıralım. Fıtır sadakalarımızı da belirlenen miktarın üzerinde vermeye gayret edelim.

Gıybet, dedikodu, haset, kalp kırma ve fesatlık gibi bu ayın mehabetine ve manevî atmosferine gölge düşürebilecek her türlü tutum ve davranıştan uzak durmalıyız. Oruç vesilesiyle çok yeme, çok uyuma ve sigara gibi kötü alışkanlıklara da son vermeye niyet edelim.

Kulun Allah’a en yakın olduğu iftar anında, sofralarımızdan en kalbî duygularla ailece dualar ve âminler yükselmelidir. Vefamızın ve imanımızın bir gereği olarak, dualarımızda ümmeti ve geçmişlerimizi de unutmamalıyız.

Kendi örf ve âdetlerimize uygun bir coşkuyla bu mübarek ayı yaşamayı hedeflemeliyiz. Bu ayı, çocuklarımız için de unutulmaz kılmaya gayret edelim.

Her şeyin aşırı derecede israf edildiği bu günlerde, hayatımıza yeniden kıvamı ve dengeyi yerleştirelim.

En az bir öksüz ve yetimin buruk sevincine ortak olabilmek için onlara bayramlık elbise alma gayreti içinde olalım. Yaptığımız iyiliklerin ahirette bizimle birlikte geleceğini de hiçbir zaman unutmayalım.

Fetva Hattı aracılığıyla Din İşleri Yüksek Kurulu’muzun fetvalarına müracaat ederek veya Müftülüklere giderek “görevi sadece fetva vermek” Vaizlerime, zihnimize takılan soruları veya müşkülümüzü sorabiliriz. Böylece dini meseleleri kısır çekişmelere kurban etmeyiz.

Hayatın rutininden sıyrılıp sıra dışı ve dolu dolu bir ay geçirmeniz niyazıyla, Ramazan ayınız mübarek olsun.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Kırıkkale Haberleri