Ben sadece imza atıyorum, kafam rahat

 MİNE ARSLAN DAY
...

Siyasi felsefenin en sarsıcı konularından biri Hannah Arendt’in ortaya attığı "Kötülüğün Sıradanlığı" kavramıdır.

Bir gazeteci olarak, her gün önüme düşen resmi bültenleri, bürokratik yazışmaları ve çarkların işleyişini incelerken bu konuyu sık sık düşünürüm. Çünkü Arendt bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Tarihin en büyük felaketlerinin arkasında her zaman filmlerdeki gibi gözü dönmüş, sadist canavarlar yoktur.

Gelin, bu sarsıcı felsefi pencereden sistemlerin ve insanın o soğuk yüzüne birlikte bakalım.

Her şey 1961 yılında, milyonlarca insanın ölüm trenlerini organize eden Nazi subayı Adolf Eichmann’ın Kudüs’teki yargılanmasıyla başladı.

Duruşmayı salonda takip eden Arendt, karşısında kana susamış bir katil bulmayı beklerken; son derece sıradan, tek derdi kurallara uymak ve mesleğinde terfi etmek olan silik bir devlet memuru gördü. Eichmann için binlerce insanı ölüme göndermek, bir fabrikanın lojistik hattını yönetmekten ya da masasındaki evrakları imzalamaktan farksızdı.

İşte korkunç olan tam olarak buydu: Kötülük, şeytani bir dürtüden ziyade, kendi iradesiyle düşünmeyi reddeden ve ideolojileri hiç sorgulamadan kabul eden, ben sadece imza atıyorum kafam rahat diyen "sıradan" bürokratların eliyle tırmanıyordu.

Arendt’in bu tezle önümüze koyduğu en büyük ayna, muhakeme eksikliğidir. Bir insan, attığı imzanın ya da yerine getirdiği talimatın neye yol açacağını sorgulamayı bıraktığı an, farkında bile olmadan kötülüğün en sadık neferine dönüşür. Bürokrasi ve itaat kültürü insana konforlu bir alan sunar: "Ben sadece bana verilen görevi yapıyorum, sorumluluk üst makamlarda" diyerek vicdanı askıya almak, büyük felaketlerin en kolay suç ortaklığı biçimidir.

İnsan sistemin dişlileri arasında kaybolup kendi gibi düşünmeyi bıraktığında, en acımasız eylemler bile "görev bilinci" adı altında normalleşir.

Bizler bugün modern dünyada, her şeyi kurallara ve prosedürlere bağlayan devasa bir bürokratik ağın içinde yaşıyoruz.

Kötülüğün sıradanlaşması tarih sayfalarında kalmadı. Bugün de birilerinin canını yakan bir karara imza atarken ya da "Düzen böyle kurulmuş, benim elimden ne gelir ki?" diyerek haksızlıklara arkamızı dönerken, o sorgulamayan gölge aramıza sızıyor demektir.

Özetle; dünyayı yaşanmaz hale getiren şey sadece kötülerin gücü değil, sıradan insanların doğruyu ve yanlışı ayırt etme yeteneğini kaybetmesidir. Geleceğimizi ve vicdanımızı korumanın tek yolu, her ne iş yaparsak yapalım bize söylenenleri mantık süzgecinden geçirebilmektir.

Çünkü düşünmek, bizi robotlaşmaktan, sistemin ruhsuz bir dişlisi olmaktan ve en önemlisi "sıradan bir kötü" haline gelmekten koruyan en insani yanımızdır.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Köşe Yazıları Haberleri