Bir Amerikan İç Savaşı gazisinin kızı olan Sonora Smart Dodd, Anneler Günü gibi babaların da bir günü olması gerektiğini düşünmekteydi. Dodd'un babası annelerinin yokluğunda 6 çocuğunu tek başına büyütmüştü. Babasının doğum günü olan 5 Haziran'ın Babalar Günü ilan edilmesi için çalışmalara başlamış ama bu çalışmalar o tarihe yetişemeyerek kutlamalar haziran ayının üçüncü pazar gününe ertelenmiştir.
Babalar Günü, pek çok ülkede her yıl haziran ayının üçüncü pazar günü babaların onuruna kutlanan özel bir gündür.
Bu Pazar Babalar Günü!
Daha önce ne zaman babalar günü olduğunu bilmeyen eşim, nasıl olduysa bu sene hatırlamış. Ay olarak biliyor da, hangi hafta sonu olduğunu yıllardır öğrenemedi. Artık işine mi gelmiyor onu da tam bilemiyorum.
Neyse, bu sene zamanında hatırlamış ve alışveriş merkezine gitmiş. Gitmiş, gitmiş olmasına ama…
Eve geldiğinde; “ Aman nedir bu pahalılık, her şey başını almış gitmiş.”
Hayırdır!
- Bu hafta sonu babalar günü olduğu için, şöyle bir bakayım dedim. Her şey ateş pahası.
- Boş ver. Ne yapacağım artık. Emekli de oldum. Gerek yok…
Rahatladı sanırım. Fakat, kendilerine geldiğinde, her şey indirimde oluyor.
Emekli olmadan önceki bir yılı hatırladım;
Elbiselerimi çıkarmaya hazırlanırken; dur çıkarırsın, gözünü kapat, ültimatomunu vermişti. Elindeki paketi uzatmış.
- Aç bakalım beğenecek misin ?
Kutuyu açtım, mendilli kravat ve kol düğmesi.
- Beğendin mi?
Biraz sessiz kalmıştım.
- Kutusu çok güzelmiş.
- Tamam anladım da kravatı beğendin mi?
- Beğendim demiştim.
Bana bakarsanız kutusunu daha çok beğenmiştim. Kravat yerine boynuma kutuyu mu taksaydım.
Görüyorsunuz babalar gününün durumunu!
Böyle günlere de karşıyım. Çünkü babasız olan ve yetişen çocukların bu günlerdeki psikolojisini düşünün. Çocuk sahibi olmak için çabalayan ve bu mutluluğu yakalayamayanların durumu. Böyle özel günler acıları daha da depreştirmez mi? Fakat karşı olmama rağmen, oğlumun ve kızımın bir cümlesini bekliyorum.
“babalar günün kutlu olsun”
Hepsi bahane…
Onların sesini duymak, sevildiğimi hissetmek, bu duygu ve düşünceleri onlara aşıladığımı bilmek istiyorum.
Saygı ve sevgi… gerisi önemli değil!
Eğer bunu çocuklarımıza veremediysek gerisi boş!
Her şeyin başı sağlık denir, her şeyin başı saygı ve sevgi de değil midir?
Yarın kızım da oğlumda telefonla ararlar sanırım, unutmazlarsa. Ben artık babamı arayamam. Çünkü benim babam öldü!
Bende babalar gününde, babamı aramak isterken, telefona elim gitmezdi. Benden çok eşim bu konuda daha duyarlıydı. Telefon açar, konuşur ve emri vaki yaparak; Alaattin’de burada veriyorum derdi. Göz kaş etsem de nafileydi! Telefon değildi sorun, benim biraz duygusalımdı. Normal günlerde rahat konuşurum da, böyle günlerde içime bir hüzün ve ayrılığın verdiği bir sıkıntı çökerdi, bir daha görememe duygusuna kapılırım ve gözlerimden yaşlar kendiliğinden akmaya başlardı. Ağlar ve rahatlardım.
Yaş ilerledikçe insan duygusallaşıyor mudur nedir!
Bilemiyorum.
Gözü yaşlı bir adam oluvermiştim.
Çünkü babamda alışmıştı bu günlere..
Anneler gününde annem arandığı için, o da ister istemez beklermiş. Annemle konuştuğumuzda söylemişti;
Alaattin aramasa da gelinim Çiğdem muhakkak arar diyormuş. Artık oda arayamayacak artık!
Annem de kendi anneler gününde arandığı işi bittiği için rahat ya, babam için; koskoca adam çocuk gibi telefon bekliyor diyormuş. Sanki kendi beklemiyordu. İşte erkeklerin, babaların durumu.
2009 yılıydı. İki ayı geçmişti evden çıkmayalı. Hastaydım. Bel fıtığı teşhisi konmuştu. Hareket etmem mümkün değildi, çok ağır seyrediyordu.
Kayseri’den babam gelmişti. Bugüne kadar ciddi anlamda bir hastalık geçirmediğim için, annem paniklemiş. Bu bel ağrısı falan değil, ciddi bir hastalığı var, bizden saklıyorlar demiş. Babama sen git gözünle gör gel demiş. İki günlüğüne gelmişti. Tam geldiği günlerde de acım ve ağrım artmıştı. Sabah kahvaltısını hazırlayan eşim ilk bardak çaylarımızı doldurup, nöbeti için Tıp Merkezine gitmek için çıkmıştı.
Çayım bitmişti. Oturduğum koltuktan kalkmaya çalıştım, mümkün değil. Babam fark etti. Benim bardağımı alıp, çay doldurup getirdi. İlk defa babamın elinden çay içecektim. Biran çok zoruma gitti. 78 yaşındaki adam hizmet ediyor gibi geldi bana. Çaresizlik ne kötüydü.
Giderken yattığım kanepeden kalkamadım. Yolcu edip elini öpemedim. Kalkmaya çalıştım, kalkamadım. Başımı okşadı. O daha metanetli olmaya çalışıyordu, benim üzülmemem için. Ben dayanamadım, gözlerimden yaşlar boşalmaya başladı. Bir daha babamı görebilecek miydim?
İşte yaşam bu!
Ünlü şairimiz ne demiş;
“Ben babamdan ileri, doğacak çocuğumdan geriyim”
Bırakalım bugün, tüm engelleri kaldıralım, bir kere öpelim, öpmemize izin verin babalarımızı!
Tüm erkeklerin babalık, duygusunu tatması dileğiyle!
Baba gibi babaların babalar günü kutlu olsun!