Atatürk Milliyetçiliği yanılgısı

 Doktor
...

Türkiye’de siyasal ve toplumsal tartışmaların en sık tekrarlanan kavramlarından biri, kuşkusuz “Atatürk Milliyetçiliği” ifadesidir. Her kesimin kendine göre yorumladığı, çoğu zaman da bir şemsiye söyleme dönüştürülen bu kavram, aslında Mustafa Kemal Atatürk’ün düşünce dünyasıyla arasına mesafe koyan bir muğlaklık da barındırıyor. Oysa Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı ne soyut bir demokrasi süsüdür ne de tarafsızlaştırılmış bir kimlik tanımıdır. Atatürk’ün düşünsel çizgisine baktığımızda görülen şey açıktır: O, büyük bir Türk Milliyetçisidir.

Bugün “Atatürk Milliyetçiliği” kavramının siyasal ve akademik alanda kullanımının giderek yaygınlaşması, aslında Atatürk’ün milliyetçilik anlayışının içeriğinin zamanla yumuşatılması, törpülenmesi ve hatta yer yer sulandırılmasıyla ilgilidir. Kavram, bir bakıma Atatürk’ün ortaya koyduğu sert, yalın ve net duruşu yeniden tanımlama girişimidir. Çünkü Atatürk, hiçbir yanlış anlaşılmaya yer bırakmayacak bir açıklıkla, milliyetçiliğini “Türk” kimliği üzerinden tarif eder. Onun milliyetçilik anlayışı soyut bir vatandaşlık tanımı değil, Türk milletinin tarihsel birikimi, kültürel kodları ve ortak kaderi etrafında şekillenen bir bilinçtir.

Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene” sözü, bir slogan olmanın çok ötesinde, Türk kimliğini bir gurur, bir birlik ve bir siyasal aidiyet referansı olarak temellendirir. Bu ifade, Atatürk’ün herhangi bir ideolojinin değil, Türk milletinin bizzat kendisinin milliyetçisi olduğunu ortaya koyar. “Atatürk Milliyetçiliği” kavramı ise bu netliğin yerine daha steril, daha yoruma açık ve politik esnekliği yüksek bir terminoloji koyar. Böylece Atatürk’ün milliyetçilik çizgisinin keskinliği törpülenir; milli olan evrenselleştirilir, tarihsel olan soyutlaştırılır.

Oysa Atatürk’ün kendi sözleri, eserleri ve uygulamalarına bakıldığında görülen tablo son derece berraktır: Türk tarihine, Türk diline, Türk kültürüne, Türk ordusuna ve Türk devlet geleneğine duyulan hayranlık ve bağlılık… Bunlar herhangi bir “Atatürkçülük” yorumu değil, doğrudan doğruya Türk Milliyetçiliği’nin ana omurgasıdır. Atatürk’ün milliyetçiliği, milletin adını açıkça koyar; bu isim başka herhangi bir sıfatla perdelemeye ihtiyaç duymaz.

Bugün “Atatürk Milliyetçiliği” söylemi çoğu zaman, Atatürk’ün milliyetçiliğini yumuşatma, onu güncel politik tartışmaların ortasına ideolojik bir tarafsızlık olarak yerleştirme çabasının ürünüdür. Bu kavramın tercih edilmesi, Atatürk’ü sanki milliyetçiliğin herhangi bir türünün üstünde, soyut bir ilkeye indirgeme riskini taşır. Böyle bir kullanım hem tarihsel gerçekliğe hem de Atatürk’ün kendi ifadelerine aykırıdır. Çünkü Atatürk, milliyetçiliğin merkezine Türk milletini, Türk kimliğini ve Türk devletini koyar. Atatürk’ün milliyetçiliği kapsayıcıdır ama kimliksiz değildir; modernisttir ama tarihsiz değildir; çağdaştır ama köksüz değildir.

Bu nedenle “Atatürk Milliyetçisi” ifadesi, Atatürk’ün çizgisini tanımlamak için isabetli değildir. Doğru olan, Atatürk'ün bir Türk milliyetçisi olduğu ve milliyetçilik anlayışının da Türk Milliyetçiliği’nin modern, rasyonel ve devlet kurucu misyonu olduğudur. Bugün yapılması gereken, bu kavramı yeniden düşünmek ve Atatürk’ün milliyetçiliğini kendi gerçek bağlamına yerleştirmektir: Türk milletinin yükselişini esas alan, tarihten güç alan, geleceği hedefleyen bir milli bilinç. Bu yüzden, “Atatürk Milliyetçisi” değil; Atatürk gibi Türk Milliyetçisi olmak daha sahici, daha doğru ve tarihsel gerçeklikle çok daha uyumludur.

Bu minvalde yazımı Aziz Atatürk’ün kendi sözleriyle bitirmek istiyorum: “Benim yaradılışımda bir fevkaladelik varsa o da Türk olarak dünyaya gelmemdir.”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Köşe Yazıları Haberleri