İslam hukukunda kararlar Kur’an ve sünnet (hadisler)e göre verilir. Çünkü ana kaynak bu ikisidir. Hâkim “Şu ayete, ya da şu hadise göre sana şu cezayı verdim, ya da berat ettirdim” der.
Hâkim, bir konuda hüküm verirken o meselenin cevabını her zaman Kur’an’da, Sünnet’te açık bir şekilde bulamaz. Bazan Kur’an ve Sünnet’teki hükümlere bakarak ictihad etmek zorunda kalır. Resûlullah Efendimiz’in Muâz İbni Cebel’i Yemen’e vali ve kadı olarak gönderirken onunla yaptığı konuşma dillere destandır. O zaman Allah'ın Resûlü ile Muâz arasında şöyle bir konuşma geçmişti:
- Önüne bir dâva gelince nasıl hüküm vereceksin?
- Allah’ın kitabıyla hükmederim.
- Aradığını Kur’an’da bulamazsan?
- Resûlü’nün sünnetiyle hükmederim.
- Onda da bulamazsan?
- O zaman ictihad ederim. Muâz’dan bu cevapları alan Peygamber aleyhisselâm pek memnun olmuş ve:
- Resûlullah’ın elçisini, Resûlullah’ın memnun kalacağı şekilde başarılı kılan Allah’a hamdolsun, buyurmuştu (Ebû Dâvûd, Akdıye 11) .
Burada dikkat edilecek önemli bir husus var o da dava konusun önce kur’an’da, sonra sünnette, onda da bulamazsa ictihad yoluna gidilir.
Kur’an’ı ve sünneti elinin tersiyle bir kenara itip de “Allah bizim işimize karışmaz, deyip de kendi kanaatine göre hüküm verenler yarın Allah’ın huzuruna vardıklarında kendilerini nasıl savunacaklarına çok merak ediyorum.