Tarihte öyle şehirler vardır ki zihinlerden asla silinmezler. Kimi şehirler kutsallıklarıyla, kimileri sanat ve mimarisiyle, kimileri büyük tarihi olayların buralarda sahnelenmesiyle, kimileri de bilim, idare veya ticaret merkezi olmalarıyla şöhret bulmuşlardır.Günümüzde Anadolu medeniyetleri dediğimiz zaman aklımıza Harran ender olarak gelir. Coğrafyamızda Harran adeta unutulmuş bir noktadır.Oysa uygarlık tarihinde çok büyük bir rolü olan son derece önemli bir yerdir. Göbeklitepe’de 11,500 yıllık bir mabedin bulunduğunu ve Balıklıgöl’de 13,500 yıllık dünyanın en eski heykelinin bulunduğunu söylersek belki de çok şaşıracaksınız.Harran, kutsallığıyla ünlü bir şehirdir. Çünkü burası bir kült(din) merkezidir. Ay tanrısı Sin buradadır. Ay, Güneş ve yedi gezegenin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya dininin mensupları olan Harranilerin mukaddes şehri burasıdır. Ayrıca ismi kutsal kitaplarda geçen nadir şehirlerden birisidir. Tevrat’taki adı Haran’dır.Üç semavi dine göre de Hz. İbrahim, göç ederken bir süre burada kalmıştır. Müslümanlar, Sabiiler, Hıristiyanlar ve diğer inanç sahipleri, asırlar boyunca Harran’da hep birlikte huzur içinde yaşamak suretiyle, farklı dinlere mensup insanların bir arada nasıl yaşanabileceği hususunda insanlık âlemine örnek olmuşlardır.Harran, sanat ve mimarisiyle de ünlü bir şehirdir. Ulu Cami, kalesi, surları, sarayı, medreseleri, okulları, sokakların buluştuğu kavşaklar üzerindeki kubbeleri, kubbe evleri ve 1250 yıl öncesinde sahip olduğu kanalizasyon sistemi ile haklı bir şöhrete sahiptir.Harran bir zamanlar Babil’e alternatif olmuş tarihi bir şehir, geç Asur devrinde ve Emeviler zamanında başkentlik yapmış ve genellikle el-Cezire bölgesinin idare merkezi olmuş bir şehirdir. Harran, en eski ticaret merkezlerinden birisidir.Eski yazılı kaynaklarda adı Harranu(m)’dur. Asur ve Kalde dillerinde “yol”, “kervan yolu” anlamına gelir. Mezopotamya’dan Akdeniz’e, batı ve kuzeybatıya açılan yollar kavşağında bulunan Harran, aynı zamanda Asur ile Anadolu’yu birleştiren ticaret yolu üzerinde bulunmaktaydı. Kayseri Kültepe’ye kadar giden Asurlu tüccarlar buradan aldıkları malları Harran üzerinden geçerek aşağı Mezopotamya’ya götürüyorlardı.İpek Yolu’nu Musul ve Haleb’e bağlayan kısım ile Irak ve Suriye’yi İç Anadolu’ya bağlayan yolların kavşak noktası yine Harran’dır.M.Ö. IV. yüzyılda Makedonya kralı Büyük İskender Anadolu ve Mısır’dan Hindistan’a kadar olan bölgeye sahip olunca, Harran’a güçlü bir Yunan etkisi yerleşti.Buraya yerleşen Yunanlılar, kendi kültürlerini yaymaya başladılar. Böylece Harran Grek kültürüyle paganist Harran kültürünün karşılaştığı, aynı zamanda diğer kültürlerin de buluştuğu bir merkez haline geldi. Sabiilik denen inançla Helenistik düşünce arasında bağ iyice güçlendi.M.S. 529 yılında mensuplarının putperest oldukları gerekçesiyle Atina Okulu (Akademia), Doğu Roma İmparatoru I.Justinianus tarafından kapatıldı. Eflatuncu filozofların büyük kısmı Harran’a gelip yerleşti.Antakya Okulu mensupları Mütevekkil zamanında kitaplarıyla birlikte Harran’a geldiler; burada 40 yıl kaldıktan sonra Halife Mu’tazid zamanında Bağdat’a taşındılar.Ömer b.Abdülaziz, halifeliği zamanında Harran’da bir Tıp Okulu açmıştı. İşte Harran Okulu’nun temelini bu Tıp Okulu temsil eder. Bundan sonra Harran’da bilim ve felsefenin giderek yükseldiği görülmektedir. Öyle ki Tıp Okulu’nun açılışından bir buçuk asır sonra Harran’da Salim el-Harrani, Ali b. İsa el-Usturlabi, Haccac b.Matar, Sabit b. Kurre, Yuhanna b.Haylan, Ebu İshak İbrahim b.Zehrun, Bettani gibi matematikte, astronomide, tıpta, felsefede ve diğer bilimlerde dünyanın en büyük âlimleri yetişti.Harranlı bilim adamlarının birçoğu bilimsel faaliyetlerini Bağdat’ta Darülhikme’de mütercim ve araştırmacı olarak gerçekleştirmekle birlikte, Yunus el-Harrani, Ahmet b. Vasıf gibi bazı Harranlı tabipler Endülüs tıbbının kuruluşunda büyük pay sahibi olmuşlardır.Harran’da piskoposluk yapan Theodore Ebu Kurre gibi Hıristiyan bilginlerde mantık kitaplarının tercümesiyle felsefeye hizmet etmekte dolaysıyla da İslam kelamının gelişmesine vesile olmuşlardır.Diğer taraftan Harran’ın el-Cezire bölgesinin merkezi olması ve Emeviler tarafından başkent yapılması, buraya birçok âlimin gelmesine sebep olmuştur. Mekhul, Hasan-ı Basri ve İbn Şihab ez-Zühri ile zamanının önde gelen dört âliminden birisi olan Meymun b. Mihran gibi âlimler, Harran’da resmi görevlerde bulundular.Daha sonra gelen bazı hadisçiler, büyük hadis imamı Ahmet b. Hanbel’i çok sevdiklerinden fıkıhta da onun mezhebini benimsediler ve Harran’da pek çok medrese kurdular. Hanbelî mezhebinin günümüze kadar gelmesinde en büyük pay Harranlı Teymiyye ailesine aittir.Şeyhülislam İbn Teymiyye bu ailenin yetiştirdiği en büyük İslam âlimidir. Maliki mezhebinin büyük âlimlerinden Esed b.Furat da yine Harran yetişmiştir. Ayrıca Harran’da Hayat el-Harrani ile de Tasavvuf ekolü gelişmiştir. Ne yazık ki Harran, Moğol istilasından sonra boşalmış yakın zamana kadar bir köy olarak kalmıştır.Netice itibariyle Harran’da akli ilimlerden tıp, astronomi, matematik, fizik, felsefe, tarih alanlarında, dini ilimlerden de hadis, kıraat, fıkıh, kelam ve tasavvuf sahalarında farklı dönemlerde pek çok âlim yetişmiştir.Günümüzde de 09.07.1992’de Harran Üniversitesinin kurulmasıyla Harran, geçmişten aldığı güçle bölgesinde eğitime büyük katkı yapmakta ve bilim adamı yetiştirmeye devam etmektedir.
Anadolu’da bir uygarlık mirası “Harran”
Tarihte öyle şehirler vardır ki zihinlerden asla silinmezler. Kimi şehirler kutsallıklarıyla, kimileri sanat ve mimarisiyle, kimileri büyük tarihi olayların...
İlk yorum yazan siz olun