Adana Portakal Çiçeği Karnavalı!
(15)
15-20 dakika sürmedi Tarsus şelalesine ulaşmamız. Söylemeye gerek yok. Kalabalık orada da bizimle!
Şelalenin girişindeki park yerine aracımızı bırakıyoruz.
Kalabalık girenler çıkanlar…
Girişte Karacaoğla’nın Heykeli ile karşılaşıyoruz.
Heykelin önündeki yazıda, Büyükşehir Belediye Başkanı şunları söylüyordu;
“Halk Edebiyatının büyük şairi Karacaoğlan, 17. Yüzyılda yaşamış ve uzun bir ömür sürmüştür. Çukurova’da yaşadığı kesindir. Türkmen Aşiretleri arasında büyük bir sevgisi olan Karacaoğlan’ı Çukurova’lılar paylaşamazlar. Yöremiz halkı da Karacaoğlan’ın Tarsus’lu olduğuna, burada yaşadığına ve Eshab-ı Kehf mağarasına girerek kaybolduğuna inanmaktadır. Köylerimizde hala Karacaoğlan türküleri söylenmektedir.”
TARSUS ŞELALESİ:
Taşıdığı alüvyonlarla Çukurova deltasının ortaya çıkışında önemli rol oynayan Berdan Irmağı, Orta Toroslar’ın güneydoğu yamaçlarından (Bolkar Dağları) doğan derelerden meydana gelmektedir.
Seyhan ve Ceyhan ırmaklarının aksine Çukurova’da kısa bir yol kat ederek Akdeniz’e dökülür. Toplam uzunluğu 142 km. yi bulan ırmağı oluşturan derelerin en önemlisi ise, Can, Pamuklu ve Kusun dereleridir. Akdeniz’e dökülmeden önce Tarsus ovasında geniş yaylar çizen Berdan (antik Kydnos) aynı zamanda Tarsus’un kurulmasında önemli tercih sebebidir.
Soğuk su anlamına gelen Berdan, aynı zamanda kentin 4 km. kuzeyinde doğal bir güzelliğe de barındırmaktadır. Bizans İmparatoru Jüstinyen (M.S. 527-565) tarafından yatağı değiştirilirken aslında Roma dönemi sonlarına kadar kullanılmış nekropol alanında geniş ve yüksek bir çağlayana dönüşmüştür.
Kenti su taşkınlarından korumak için yapılan bu çalışma sonunda bugün yaklaşık 15 m. yükseklikteki konglomera kayalıklardan dökülen su, özellikle kış ve bahar aylarında karların erimesiyle en yoğun debisine ulaşmaktadır. Bugün aynı noktada yer alan nekropoldeki basamaklı ya da rampalı (dromos) oda mezarlar, oyuldukları konglomera kayaların zayıf oluşuyla güçlü akıntılara karşı koyamayarak büyük ölçüde tahrip olmuştur.
Günümüzde Şelale ve çevresi, Tarsusluların özellikle sıcak yaz günlerinde ilgi gösterdikleri yerlerin başında gelmektedir. Bahar aylarında yükselen debisiyle (138 m3/sn.) genişleyen göleti ve çağlayanı, güneşin batışıyla birlikte muhteşem bir görüntü oluşturur. Bu özelliğinden dolayı da Araplar Kydnos’a soğuk su anlamına gelen, “El-Baradan” ismini vermiştir. Bu isim günümüzde Berdan olarak gelmiştir. Aynı zamanda şifa olarak da bilinen suyun bazılarının başına istenmeyen işleri açtığı bir gerçektir. Bir ihtimali aktararak tarihi kaynaklar, Büyük İskender’in Kydnos’da yıkandıktan sonra zatürree olduğunu ve bir daha da iyileşemeyerek kısa bir süre sonra Suriye’de öldüğüne değinir. Halife Memun’da yine aynı akıbet sonucu Tarsus’ta ölmüş ve Tarsus’a gömülmüştür.
Saat 16.00 geliyordu. Ankara’ya daha 450 km. yolumuz vardı. Tarsus’un tarihi zenginlikleri bitecek gibi değildi. Gezmediğimiz, görmediğimiz daha çok yerler, tatmadığımız lezzetler vardı geride!
- Eshab-ı Kehf Mağarası.
- St. Paul Kilisesi.
- St. Paul Kuyusu.
- Şahmeran Hamamı.
- Roma Hamamı.
- Eski Camii
- Antik Yol.
- Tarihi Tarsus Evleri.
- Miralay Ahmet Bey Camii/Yeni Hal Camii :
- Donuktaş Roma Tapınağı.
- Mencik Baba Türbesi.
- Bilal-i Habeşi Mescidi.
- Aziz Paul Kilisesi.
- Jüstinyen Köprüsü (Baç Köprüsü).
- Berdan Baraj Gölü.
- Taşkuyu Mağarası.
- Roma Yolu.
- Gözlükule Höyüğü.
- Şahmeran Hamamı (Eski hamam).
- Mehmet Felah Türbesi.
- Ordodoks Rum Kilisesi.
- Tarsus Müzesi…
Benim tespit ettiklerim bunlar. Daha gün yüzüne çıkmamış, nice eserler barındıran, bizim, daha doğrusu benim gönlümde, İl olmayı çoktan hak etmiş Tarsus İl’inden Pozantı’ya doğru devam ediyoruz…
Bitti!