Ocak ve Şubat ayında 98 kadının öldürüldüğü ülkemizde, bir kadınlar gününü daha kutluyoruz.
Tüm dünyada erkekler tarafından ve kendi cinsleri tarafından horlanan kadınlarımızın günü.
Yıllardır değişen bir şey olmadığı görüyoruz. O nedenle de geçen yıllardan farklı bir şeylerde yazmak mümkün olamıyor.
Fakat televizyonlarda açık oturumlarında, her şeyi bilmişler ahkam kesmeye devam ederler her konuda olduğu gibi!
Cennet analarımızın ayağının altında dense de, yaşamda hiç de öyle olmadığını hepimiz görüyoruz. Erkek olarak en iyimizin dahi baskılarından kurtulamamışlardır yaşamları süresince. Hep baskı içerisinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir doğumlarından ölümlerine kadar.
Ne kadar Anamız! Bacımız! Kızımız! Yarımız! Aşkımız! Sevgilimiz! desek de; sevsek de, aşık olsak da, onlar için dağları delsek de, yıllarımızı onlar uğrunda zindanlarda geçirsek de, onlarsız hayat düşünemesek de, değişen bir şey yok.
Tüm bu saydıklarımı söyleriz de, yine de onlara ikinci sınıf muamelesi yapmak için, elimizden geleni yaparız. Yaşamda, özellikle Türkiye’de kadın olmak kolay olmasa gerek.
Ekonomik özgürlüğü olmayan kadınlarımızın sorunları ayrı, çalışan kadınlarımızın sorunları ayrı, genç kızlarımızın, dul kadınlarımızın sorunları ayrı. Her şeyden çok ana olarak kadınlarımız sorunları ayrı. Sorunların tek nedenleri de, özeleştiri yapacak olursak biz erkekler.
İstanbul’da yaşayan oğlumla konuştuğumuzda; “Baba iyi ki kadın olmamışım!” diyor.
Ne kadar zor olduğunu eşinin çocuklarını büyütürken, çektiği sıkıntıları gördüğünden olacak ki;” Kaç yıldır doğru dürüst uykusu yok, bir yere gittiği, gittiğimiz yok” diyor…
Bencilliğimizin kurbanı olmuştur onlar. En cahilinden, en okumuşuna kadar tüm kadınların sorunu kadın olmak.
Köyde, bağda bahçede, hayvanlara bakan, tohum eken, çapa yapan, ürün toplayan, bu arada ev halkının yeme, içme, temizlik, çocuk bakımı gibi sorumluluklarını üstlenen kadının durumu kentte de farklı değil.
İki yıl önce ölen anamı düşünüyorum. Yıllar önce eşim doğum yaptığında gittiğim hastane doğumhane kapısında, neredeyse ağlayacak gibi üzgündü. “Kızın oldu canın sağ olsun, üzülme dediğini hatırlıyorum.” Okuma yazması dahi yok anamın. Kız çocuğu okur mu diye gönderilmemiş. Yaşamı bizlerin yanına birkaç gelişi dışında, yaşamı Kayseri’deki evimizi de, dört duvar arasında geçmiştir yılları. Evin işleriyle kısır bir döngü içinde dolaşıp durmuştur. Biz çocukları, sonra torunları tek meşgalesi ve umudu olmuştur. Onlardan da gerekli ilgi ve saygıyı tam olarak görmüş müdür? oda ayrı bir konu. Yıllar önce mahalle çeşmesinden, yıkanmak için, çamaşır için su taşımaktan romatizma olmuştu. Yine de bir telefonumuzda dahi, mutluluktan uçarcasına tüm dertlerinden uzaklaşmış, hastalıklarına terapi olmuşuzdur. O bir fırın olmuştu, hamur yoğurarak ekmek yaparak, o bir elektrik süpürgesi olmuştu, o bir çamaşır makinesi olmuştu, o bir ana olmuştu, o bir kadın olmuştu kocasına.
Eşimde çalışan bir kadındır.
Çalışan kadınlarımızın ekonomik yönden sömürüldüğü konusuna hiç girmeyeceğim. O yıllarca hak hukuk mücadelesi yapan sendikaların görevidir sanırım. Ben yaşamdan ve düşüncelerimden örneklerle devam edeceğim yazıma.
Dediğim gibi eşimde çalışan bir kadın. Eğitimi ve statüsü de benden üstündür. Ama… Sabah kaldığımızda kahvaltıyı o hazırlar. Bende yardım etmeye çalışırım kendimce. Akşam eve geder sabahtan kalan bulaşıkları yıkar, akşam için yemek hazırlığı ve dağınıksa evin düzenler, hafta sonu çamaşır v.b..
Ben mi !
İş çıkışı lokale gider, al takke ver külah, saatlerce oyun oynar, eve gittiğimde de kanepeye yan gelip elimde kumanda ile televizyon kurcalamaya devam ederim. O yemek için seslenir, ben yemeği yer kanepede yerimi alırım, ağırlıkta çökmüştür. O yine mutfakta belki de yarın için yemek hazırlığı yapıyordur. Fakat ben en iyi eşlerden biri sayılırım. Sövmüyorum, dövmüyorum, eleştirmiyorum. Görüyorsunuz en iyisi benim gibi olursa vay bu kadınlarımızın haline!
Eğitimlisinden eğitimsizine kadar, her türlü baskıya maruz kalan kadınlarımız; en önemli iki baskı altında yıllarca ezilmektedir. Toplum içindeki baskı, aile içindeki baskı.
Ülkemizde ve gelişmekte olan ülkelerde kadın hakları ne yazık ki istenen seviyeden oldukça uzakta.
Kadınların yüzde 100’ünün psikolojik, yüzde 75.3’ünün sözel, yüzde 58.2’sinin fiziksel, yüzde 72’sinin ekonomik, yüzde 49.5’inin cinsel şiddete, yüzde 13.7’sinin tecavüze, yüzde 16,9’unun da ensest ilişkiye maruz kaldığına işaret ediliyor.
Bugün dünyada 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanıyor. Çeşitli etkinlikler, konferanslar düzenleniyor her yerde. İyi güzel de; peki yarın ne olacak.
Yine bazı bölgelerde töre cinayetlerine kurban gidecekler mi?
Çocukluklarını yaşayamadan başlık parası için, babaları yaşındaki insanlara satılacaklar mı?
Tarlada tapanda her türlü haktan yoksun karın tokluğuna ne zamana kadar çalışacaklar!
Artan ekonomik çıkmaz, yoksulluğun ve pahalılığın körüklendiği günümüzde kadınlarımız ahlak dışı, cinsel tacize mi? uğrayacaklar. Fuhuş yaygınlığı önlenecek mi?
Çalışan kadınlarımız, kadın erkek eşitliğinin sağlandığını görecekler mi.?
Yalandan, iftiradan kendini bilmezlerden kurtulacaklar mı?
Siyasi yelpazede yerlerini geniş şekilde alacaklar mı?
* * * * * *
Emeğinizin sömürülmemesine, her türlü sosyal güvenceye kavuşmanız için,
Tüm olumsuzlukların ortadan kalkması ve tüm haklardan yararlanmanız için,
Biz erkekler olarak her zaman yanınızdayız.
Kendi sorunlarınıza, sizler daha duyarlı olmalısınız.
Sizler bizlerden daha güçlüsünüz.
Kadınların aktif katılımı olmadığı takdirde ne güvenlik, ne adalet, nede barış mümkündür.
Bütün kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutluyor, eşitlik, özgürlük ve mutluluk dolu bir yaşam sürmelerini diliyorum.
Daha güzel günlere…
Gününüz kutlu olsun!