2022 Yılında kaybettiklerimiz (23)

 SANAT KALEMİ
.

Orhan Bahri ERSOY!

(Ressam ve Şair)

 

     Orhan Ersoy’un sanatı, öncelikle derin bir doğa gözlemine, renk ve çizgi sentezi üstünde yoğunlaşan etüt ve araştırma disiplinine dayanır. Bolu manzaralarını konu alan ilk resimleri, empresyonizmden kaynaklanan bir anlayışı yansıtmakla birlikte, doğanın kişisel yorumunu temel alır.

     Sonraki resimlerinde de bu tutum fazlaca değişmemiştir. Rengi ve dokusuyla yaşadığı çevreyi katkısız bir duyarlılıkla işlemek, gözlediği nesnelerin dışına çıkmamak, gözettiği başlıca değerler olarak etkisini her zaman göstermiştir. At yarışlarını konu aldığı daha yeni çalışmalarında, hareket ve uyum öğelerinin, renkçiliğin, soyutlayıcı çabanın ve yer yer de anlatımcı paletin etkili olduğu görülür.

     Orhan Ersoy, koşan atların bir arada oluşturduğu çizgisel ve renksel hareketi, daha çok konudan soyutlanmış bir kompozisyon dengesinin kaçınılmaz işlevi olarak ele alır. Dinamizm ve hareket, kavisli çizgilerin oluşturduğu uyumlu düzen ve sanatsal formun vazgeçilmez bir öge olarak taşıdığı değer, kendi başına bir dizi sayılabilecek bu resimleri ilginç bir düzeye ulaştırır.

 

 

     Ressam ve Şair Orhan Bahri Ersoy kendini anlatıyor:

     “1928 yılında, subay olan babamın görevde bulunduğu Akçakoca’da doğdum. İlkokulu Urfa’da başladım. Ergani, Ankara, İstanbul, Beşiri, Van, Samsun’da ortaöğrenimimi, İstanbul’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde 1957 yılında yüksek eğitimimi tamamladım. 1958’den 1968’e kadar Bolu Erkek Öğretmen Okulu’nda ve Bolu Lisesi’nde, 1968-69 yıllarında Kabataş Erkek Lisesi’nde resim ve sanat tarihi öğretmenliği yaptım. 1968 yılında kadro Devlet Güzel Sanat Akademisi’ne alındı. Akademiye bağlı resim ve heykel müzesinde tablo restorasyon uzmanlığı, tablo eksperliği, yönetici görevlerinde Nisan 1984’e kadar görev yaptım. O tarihte kendi isteğimle emekli oldum. Akademi’ye girdiğim 1949 yılında Galeride “Giriş Sınıfı” desen öğretmenimiz Halil Dikmen’di. Çıplak model çalışmalarımızı Şefik Bursalı yönetiyordu. Ben, atölye olarak, çok geniş kültürlü, büyük sanatçı, büyük insan Nurullah Berk’in atölyesini seçtim. Öğrencilik yıllarımızda atölye arkadaşlarımızla kurduğumuz “14’ler” grubu ile sergiler açtık. Bolu’da, öğretmenlik yıllarında, o yıllar orada olan iki akademili arkadaşım Mehmet Yücetürk ve Osman Oral’a sık sık buluşur, doğaya resme çıkar, sanat konuşmaları yapardık. Ben müzede görev yaptığım yıllarda, “o yıllar” uzun süre müzenin müdürlüğü yapan hocam Nurullah Berk ile onun yakın arkadaşları Sabri Berkel, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Cemal Tollu, Nusret Suman, Ali Avni Çelebi ve diğer akademi hocaları ile Nurullah Bey’in çağdaşları ve arkadaşları olan değerli sanatçılarla sık sık bir araya gelirdik. Hemen hepsini çok yakından şansının buldum. Müze yıllarında bir başka büyük şansımda, Osman Hamdi Bey, Halil Paşa, Şeker Ahmet Paşa, Zonaro, Hoca Ali Rıza, Nazmi Ziya, Avni Lifij, Süleyman Seyit ve Türk resminin diğer büyük isimlerinin eserlerini restore ederken yıllarca onlarla beraber çalışır gibi, resme bakış açılarını, renklerini, dokularını, bütün ayrıntılarını çok yakından inceledim. Müze yıllarında da resim çalışmalarımı yoğun olarak sürdürdüm, sergilerimi açtım, yurtdışı sergilerine katıldım. Çocukluk yıllarımın, babamın görevi dolayısıyla çoğunlukla Doğu’da geçmesi, benim küçük yaşta doğayı sevmemi ve tanımamı sağladı. Özellikle, atlara olan ilgim bu yaşlarda başladı. Urfa’nın ilçesi Siverek’te iken bahçemizdeki ahırda babamın 3 tane çok güzel Arap atı beslediğini hatırlıyorum. Fırsat buldukça ata binerek dört nala koşturmak tutkum olmuştu.  Sonraları bu atlar tuvallerimi de doldurdu. Resme ilk ilgiyi, ben 5-6 yaşlardayken, bir İstanbul çocuğu olan babamın deniz hasreti ile çizdiği gemi resimlerinde ve İstanbul dönüşlerinde getirdiği yağlıboya İstanbul peyzajlarında duydum. Resim öğretmenlerim Van’da Reşat Türköz, Samsun’da Hasan Kavruktu. İkisi de bendeki resim sevgisine güç verdiler. Samsun Lisesi’nde 1945’te arkadaşım Yaşar Yeniceli’yle aynı sırada oturuyorduk. Okul tatil olunca kendi yaptığımız resim sehpalarımız ve yağlıboya kutularımızla şehrin dışına, kırlara çıkar hava kararıncaya kadar resim yapardık. Sonra, ikimizde bizlerde çok emeği olan sevgili hocamız Nurullah Berk’in öğrencisi olduk. Uzun yıllar süren resmi görevlerimden ayrılarak resmime daha çok zaman ayırmak istedim. Zaman zaman Avrupa ağırlık olmak üzere sanatımla ilgili önemli müze ve kuruluşları inceledim. Yoğun çalışmalarımı sürdürüyorum. Fırsat buldukça doğaya çıkıp çalışmayı seviyorum. İlerleyen yıllar içinde, doğadaki formların, renklerin; baş döndürücü, sınırlanamaz, çılgın güzellikleri ile yakınlığımız ilerledi. Paletime ve tuvalime girdiler. Onları seviyorum. Hiçbir kural beni bağlamıyor. Sevdiğim şeylerin resmini yapıyorum.”

 

     1971’de A.B.D’nde açılan Çağdaş Türk Resmi Sergisi’ne resim verdi, 1976’da düzenlenen 37. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde Koşu adlı yağlıboya tablosuyla başarı ödülünü, 1979’da Akbank tarafından düzenlenen Tarihi ve Turistik Türkiye Sergisi’nde bir manzara resmiyle başarı ödülü aldı. Resmin yanı sıra şiir çalışmaları da bulunan Orhan Ersoy’un iki Pencere adlı bir kitabı vardır.

     2015 yılında, isminin Alpağutbey Mahallesi’ndeki sokağa verilmesine, Bolu Belediye Meclisi Üyelerince oy birliği ile karar verilmiştir.

 

     16 Mart 2022 tarihinde 94 yaşında aramızdan ayrıldı.

     Ailesinin ve sevenlerinin başı sağ olsun!

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Köşe Yazıları Haberleri