Alaattin Karaer
Sanat Kalemi “Sanat” Tiyatro Oyunu!
![]()
Cuma öğleden sonra, telefonum çaldı. Arayan eşimdi!
Neredeyse sevinç çığlığı atacaktı. Sanki milli piyango bileti almışız da en büyük ikramiye bize çıkmıştı!
Kültür Merkezindeyim şu anda, yarın akşam Devlet tiyatrosunun bir oyunu varmış, bilet alıyorum…
Gel de alma deyi ver!
Eve geldiğinde, neredeyse sevinçten bir oynamadığı kaldı!
Belki de haklıydı!
Çünkü tiyatroya, daha doğrusu sanat etkinliklerine genelde katılmaya çalışmıştık bu güne kadar…
2020 yılının Mart ayındaki pandemi, arkasından 2023 yılında binlerce, sevdiklerimizi, yakınlarımızı kaybettiğimiz 6 Şubat depremi!
Bu süre zarfında ülkemizdeki ekonomik krizde cabası…
Her şeyin en az 10 katı olduğu piyasa fiyatları…
Bende neredeyse her gün televizyondaki açık oturumdaki bilmişlere döndüm!
Nihayet uzun süreden sonra, oyun başlamadan 30 dakika önce, Diyarbakır Devlet Tiyatrosunun turnesi sayesinde Kültür Merkezindeyiz!

Eşim benden önce gelmiş, tanıdıklarıyla sohbet ediyordu. Salona giriş kapısının yanındaki otomattan kahve alacakmış, otomatta bozuk (demir) parayla çalışıyormuş. Bende kahve parası kadar yoktu. İmece usulü, 5 lira demir parası toplandı sonunda ve kahve alındı. Otomat güzel olmuştu ve fiyatlarda çok uygundu!
Oyuna başlamasına 10 dakika kaldığı anonsu yapıldı. Biz bir arkadaşı beklediğimiz için salona daha girmemiştik ki! Kucağında 1-2 yaşında çocuklu kadın salona doğru girmeye çalışırken, görevliler durdurdu. Salona, 13 yaş üstü kişilerin gireceğini belirttiler. Haklıydılar. Kadın daha salonun kapısının önündeyken dahi ağlamaya başladı. Demek ki Salonun kapı girişinde görevliler olmasaydı. Çocuklu kadın salona girecekti ve sonraki durumu siz düşünün artık.
Beklediğimiz arkadaşta geldi ve salonda yerimizi aldık. Fakat salon dolu değildi. Böyle durumlarda sanki ev sahibi benmişim gibi rahatsız oluyorum. Oyunun başlamasına birkaç dakika kala yine de tam dolmadıysa da, fena değildi diyelim! Balkondan haberim yok.
Kısa hicivli oyunlarının çoğu, çağdaş orta sınıf sorunlarına yansıyan, Art[sanat] ve Vahşet oyunlarıyla tanınan Fransız oyun yazarı, oyuncu, romancı ve senarist, 1959 yılında Paris-Fransa’da doğan Yasmina Reza’nın yazdığı, Fransa'da Pierre Arditi, Fabrice Luchini, Pierre Vaneck, Jean Louis Trintignan, İngiltere'de Albert Finney, Tom Courtenay, Ken Stott gibi önemli aktörlerin oynadığı “Sanat” isimli oyunu başladı...

"Sanat", sanatın günümüz insanının hayatındaki gerçek yerini ve ticari bir meta haline dönüşmesiyle, kişiye statü sağlama özelliği yüklenmesinin suni etkilerini çarpıcı ve eğlenceli diyaloglarla tartışan, çok zekice yazılmış bir oyun. Ama oyun kişilerinin -dolayısıyla oyunun- asıl meseleleri; apayrı karakterdeki bu üç erkek arkadaşın birbirleriyle ilişkileri. Birbirleriyle ilişkilerinin de ötesinde, her birinin "kendi"si. Yani "Sanat" bize yine insanı, insana ve yalnız insanı gösteriyor. On beş yıldır sıkı fıkı bir ilişkiyi sürdüren üç erkek arkadaş, içlerinden birinin, sanatsal niteliği oldukça su götürür bir tabloyu (üzerinde herhangi bir şey olmayan, beyaz tablo) astronomik fiyata satın alması ile kişiliklerin, ilişkilerin ve "dostluk" kavramının yepyeni bir ışıkta sorgulanmaya başladığı ve çıkmaza saplandığı bir sürece giriyorlar. Ayakları yere basan, mühendis kafalı Marc, gerçekten de göründüğü kadar haklı mıdır? Yoksa arkadaşlarının hayranlığıyla beslenen egosunu derinden yaralayan tabloda, aslında onun kompleksleri, iç fırtınaları mı yansımaktadır? Varlıklı, kültürlü ve seviyeli bir sanatsever olan Serge, acaba satın aldığı pahalı tablodan çok, pek önem verdiği çağdaş entelektüel imajina mı ödemiştir o fiyatı? Ya Yvan? İddiasız, uçuk, çevresine neşe saçan, delidolu Yvan? Onun yumuşak, hassas ve biraz ezik kişiliğinin altında acaba sağduyulu, barışçı ve iç dünyası sanıldığından karmaşık bir başka Yvan mi vardır?
29 Ekim 1988 yılında “Ayyar Hamza” adlı oyun ile perdelerini açmış olan, daha önceki yıllarda da Diyarbakır Devlet Tiyatrosunun üç seçkin oyuncusunun 1 saat 20 dakikalık 1 perdelik oyunu, insanın ve ilişkilerin çeşitli yüzlerini, derindeki boyutlarını sorgulama ve sergileme işini, alabildiğine doğal, müthiş eğlenceli, düşünceyi kahkahaya yediren bir üslupla başaran bu oyunu gerçek bir tiyatro keyfi alarak seyretmemizi sağladı.
Dekor ve dekordaki tabloların döndürülerek değişimi de çok güzeldi!
Oyuncular:
Marc – M.Furkan Dikici
Sergey - Acar Çakmakçılar
Yvan – Şamil Kankul
Yazan: Yasmina Reza
Çeviren: Yılmaz Onay
Yöneten: Fatih Topçuoğlu
Dekor Tasarımı: Bekir Beğen
Kostüm Tasarımı: Elif Çakanlı Kurtoğlu
Işık Tasarımı: İzzettin Biçer
Müzik: Ceyhun Anıl
Yönetmen Yardımcıları: Acar Çakmakçılar, Gizem Dilimen.
Sahne Amiri: Ahmet Ayanoğlu.
Kondüvit: A. Haydar Kaplan
Işık Kumanda: Doğan Acar
Süflöz: Melisa Esen Bayka
Dekor Sorumlusu: Deniz Ceylan
Aksesuar Sorumlusu: Umur Şimşek
Terzi: Şahin Delidolu
Perukacı: Savaş Coşgun
Uzun süre sonra da olsa, Cumartesi akşamı tiyatro özlemimiz giderilmiş oldu.
Emeği geçen herkese teşekkürler!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.