Notre Dame’ın Kamburu
Bale, belli figürlere, adım atışlara dayalı dans ve müzikli gösteri türüdür.
Bale dansı, müzik, duygu ve dekor sanatlarının ileri standart da birleştirilerek kullanan bir tiyatro gösterisi olarak tanımlanabilir. Asıl eleman olarak kullanılan dans aslında İtalyanca “dans” anlamına gelen “balo” ya da “balletto” sözcüğünden türetilmiştir.
Bale uzun yıllar süren bir eğitimle öğrenilir, çoğunlukla müzikli yapılır. Erkek dansçılara “balet”, kadın dansçılara “balerin” denir. Balede tayt, mayo ve “tütü” denilen özel etek ve bunun gibi giysiler kullanılır. Bale terminolojisinde ayakların tam parmak ucunda durmasını sağlayan ayakkabıya “point” ya da “puant” denir. Bale yapılmadan önce kaslar yırtılabilir ya da vücudun bir yeri incitilebilir.
Yağmurdan kaçarken doluya tutuldum. Tosca operasıyla ilgili yazım üzerine, Ankara Devlet Opera ve Balesi Müdürü Sayın Erdoğan DAVRAN telefonla arayarak teşekkürlerini bildirdi ve arkasından da bu sezonun son gösterisi “Victor Hugo’nun ölümsüz eserinden uyarlanan “Notre Dame’ın Kamburu” isimli Bale’ye davet ettiğini söyledi. Gelip gelmeyeceğimizi bildireceğimi söyleyerek teşekkür ettim.
Çatmıştık. Bu işten kurtuluş yoktu artık. Sayın müdür bey kafaya koymuştu. Opera ve baleye beni alıştıracak ve sevdirecekti anlaşılan. Tam bu telefon konuşmasının üzerine eşim geldi. Bak kalbim ne kadar temiz diyerek nasihata başladı;
Her şey kendiliğinden gelişiyor. İnsanlar sevmiyorum diyorlar. Katılmıyorum bu görüşlere.
Ne de olsa sanattan anlıyor ya!
Bir yemeği yemeden tatmadan, herhangi bir şeyi görmeden bilmeden sevmiyorum demek, ön yargıdan başka bir şey değil. Yersin, görürsün o zaman başka…
Bu sefer Av. Mustafa DUMAN’ların suçu yoktu. Yoktu da, çalmadan oynuyorlardı. Hazır bekliyorlardı sanki. Başka işleri yoktu. Bir günde işimiz var deyin ne olur.
Yine Ankara yollarındayız. Opera gibi bale’ye de ilk gidişim. Televizyonda veya filmlerde görmüşlüğümden ileri gitmemiştir. Giderken de yine söylenmeden duramadım. Kitabını okudunuz. Bende okudum. Filmini seyrettiniz, bende seyrettim. Balesinden eksik kalsak olmaz mı dediysem de olmadı. Onlar üç kişi ben tek kaldım. Kırıkkale’nin sanat elçileri. Yakında madalya alırlar bu gidişle umarım.
Yıllar önce okumuştum Victor Hugu’nun Notre Dame’ın Kamburu eserini. Gerçekten muhteşemdi. 1998 yılı sonunda, eşimle Paris’e gittiğimizde kitapta geçen kiliseyi de gezmiştik. O sıralar restorasyon çalışması yapılıyordu. Oda muhteşem bir yapıydı.
Sözü fazla uzattım galiba. Opera binasına girişte, sayın Erdoğan Davran’la tanışmamız. Keyifli sohbet. Kardeşi Koreografi ve Libretto Armağan Davran’la da tanışmamız sonrası Bale’yi izlemek üzere salona geçtik.
Bugüne kadar çok sayıda müzikalde esin kaynağı olan eserin konusu kısaca şöyle:
Claude Frollo adlı bir papaz kilisenin önünde bir bebek bulmuştur. Çok çirkin bir bebek olduğundan ona “eksik-tamamlanmamış” anlamına gelen Quasimodo ismini verir. Quasimodo büyüyünce ise papaz ona zangoçluk görevi verir.Bir süre sonra zilin sesi nedeniyle Quasimodo sağır olur. O sırada bir gün Esmeralda adında çok güzel bir kızla tanışır. Kız bir çingenedir. Ama aslında Esmeralda dünyaya bir çingene olarak gelmemiştir.Çingeneler onu küçükken kaçırmış ve yerine sakat bir çocuğu bırakmışlardır bu çocuk ise Quasimodo’dur. Esmeralda genç ve güzel bir kızdır Quasimodo’nun onu görüp aşık olasıyla olaylar karışır. Çünkü papaz Claude Frollo’da bir din adamı gibi yaşamaktan bıkmıştır ve Esmeralda’ya duygular beslemektedir.
Esmeralda’nın kalbini ise soylu ve zengin bir ailenin kızıyla nişanlı olan yakışıklı subay Phoebus çalmıştır...
Evet! Görmeden karar verilmezmiş!
Şu gerçeği görüyor insan, sonradan tiyatrocu, sinemacı olunur. Ancak bale sanatçısı olunmaz. Ağaç yaşken eğilir sözü örneği. Çocuk yaşta bu eğitim alınmadığı sürece bale sanatçısı olunmayacağı gerçeğini görmüş ve anlamış oldum.
Muhteşem bir sahne… Birbirinden güzel hareketler tek kelimeyle muhteşemdi. İki saat izleme süresince çoğu seyirciler ayakta izlemekten yorulmadılar. Alkışlamaktan kollarımız yoruldu.
Bu eserin bale şeklinde yorumlanmasının dünyada ilk olduğunu, eserin dünya prömiyeri 24 Mart 2011‘de Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatseverlerle buluştuğunu da öğreniyoruz. Tamamen Türk prodüksiyonu olan gösteri Cesar Pugni’nin eserlerinden bazı kesitler ile Bujor Hoinic’in besteleriyle süsleniyor.
Eserin hazırlık aşamasında, bale, orkestra, teknik ekip olmak üzere yaklaşık 130 kişi çalıştığı belirtiliyor.
Armağan Davran ile Volkan Ersoy´un koreografisini yaptığı ve librettosunu yazdığı Bale, yazarak anlatılmaz. Seyrederek yaşanır.
İlk fırsatta izleyin. Kaçırmayın…
SANAT KALEMİ - ALAATTİN KARAER - alaattinkaraer@ilgazetesi.com.tr
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.