Ahmet Polat

Ahmet Polat

Müminin Miracı

Müminin Miracı

İnsanoğlu, imtihan için dünyaya gönderilmiştir. Her ne kadar fıtratında dünya sevgisi bulunsa da ruhunun derinliklerine indiğinde, bu dünyaya ait olmadığını hisseder. İşte bu anlar, kişinin ruh haline göre değişkenlik gösterir. Yabancılık (dünyaya ait olmama) duygusu; kiminde istisnai bir durumdur, kiminde de her an yaşıyordur.

Dünyaya ait olmadığını hisseden kimse muhtemelen şunlarla karşılaşmıştır: Zulme ve hak ihlaline maruz kalmıştır, sözüne güvendiği bir Müslümandan aldığı söz tutulmamıştır, ailesiyle ciddi problemleri vardır, iyilik ve güzellikler ortamında yetişip kurtlar sofrasına düşerek bocalamaya başlamıştır, derdini kimselere anlatamamıştır; haklıyken haksız olmuştur, maddi durumu iyi değildir, çaresiz ve aciz kalmıştır vs.

Dünya ile insan arasındaki bağı şöyle misallendirebiliriz: Organ nakli yapılan vücut ile başka vücuttan nakledilen organ arasında doku uyuşmazlığı meydana gelebilir. Doku uyuşmazlığı, kişinin ölümüne dahi sebebiyet verebilir.

Organ nakli sonucu, doku uyuşmazlığı baş gösterdiğinde nasıl ki, vücut tepki gösteriyorsa, dünyada yolcu olduğunu hisseden kimse de bir an evvel bu dünyanın cefasından kurtulmak için üzerindeki (can) emanetin alınması ister. İmanı gereği ve imtihan düşüncesiyle (sabır, tevekkül, teslimiyet, ders çıkarma ve daha fazla çalışma düşünceleriyle) intihara kalkışmaz.

İntihara niyetlenen veya eyleme dönüştüren insanlar; ruhen çökmüştür, badireyi atlatabilecek çıkış kapısı bulamamıştır. Bulduysa da çıkmak istememiştir. Bunun içindir ki, intihar edenin; aklî melekeleri yerinde olmadığı düşüncesiyle cenaze namazı kılınır.

Yukarıda anlatmaya çalıştığımız durumu, neredeyse hepimiz yaşıyoruzdur. İşte böyle bir durumla karşılaştığımızda nasıl vaziyet alırız?

Soruya şöyle cevap verebiliriz: Zayıf ve bitkin kaldığımız anlarda, tüm insanlara ve cinlere gönderilen Hz. Muhammed’in (s.a.s.) miraç hadisesini aklımıza getiririz.

Efendimiz; Müslümanların, “hüzün senesi” diye isimlendirdiği bir sene içinde, maddi-manevi destekçileri (25 yıl bir yastığa baş koydukları hanımı) Hz. Hatice validemizi ve (8 yaşından beri kendisine babalık yapan, Mekke’nin azılı müşriklerine karşı himaye eden) amcası Ebû Talib’i kaybeder. Bir yandan hanımı ve amcasının vefatlarının hüznünü derinden yaşarken, öte yandan da müşrikler, “Muhammed artık himayesiz kaldı” düşüncesiyle baskı ve zulümlerini giderek artırır.

Yaşadığı zor dönemi atlatabilmek için adeta “çıkış” arıyordu. Bu çıkışı da Taif’e giderek insanları hak yola davet etmede görür. Mekke’nin önde gelen azılı düşmanları, Efendimiz’den evvel Taif’e provokatör göndererek şehir halkının tavır takınmalarını ve Resûlullah’a karşı kışkırtılmasını sağlarlar.

Efendimiz, Taif’e girince taşlanır, ağır hakaretlere maruz kalır. Hüznü ve kederi daha da artarak ve de tebliğ vazifesini yerine getiremeyerek Mekke’ye geri döner.

Miraç hadisesi, işte tam da bu ortamda gerçekleşir: Gecenin bir vaktinde, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya oradan da 7 kat göklere çıkarılmıştır. Tüm bunlar birkaç saniye içerisinde gerçekleşmiştir. Zaman ötesi bu yolculukta, Hz. Muhammed’e (s.a.s.); davasında yalnız olmadığına, çekilen sıkıntıların gelip geçiciliği mesajı verilmiş, büyük iltifatlara mazhar olmuştur.

Miraç mucizesinde, biz Müslümanlara 3 hediye bahşedilmiştir ki, bunlardan biri beş vakit namazdır.

Müslümanlar, esasında miraç hadisesine kadar iki farklı merhaleden geçmek suretiyle namaz kılıyorlardı. Daha açık bir ifadeyle, Kur’an’ın ilk inmeye başladığı dönemlerde, gece namazı farzdı. Tevhit uğruna karşılaşılan zorluklarla baş gelmede, gece namazı bir nevi kalkandı. İkinci aşamada ise Müslümanlar; miraca kadar sabah ve akşam olmak üzere iki vakit namaz kılmışlardır.

Efendimiz, miraca çıktığında, yedi kat göklerde ve farklı mekanlardaki meleklerin; namazın rükünlerini ayrı ayrı eda ettiklerini görünce, meleklere gıpta eder. Böylece beş vakit namaz içselleştirilir.

Her türlü fitne ve zorlukların yaşandığı şu ahir zamanda, Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) miracından hareketle, yaşadığımız sıkıntılar ve zorluklar karşısında (herkesin gaflette olduğu) geceleri kalkıp halimizi Allah’a arz edelim.

Manevi alıcı ve vericilerin ardına kadar açık kaldığı naz saatinde tüm acziyetimizi, kırgınlıklarımızı, şikayetlerimizi, dertlerimizi, kırık dökük lisanla dillendirelim, miracımızı yaşayalım. Gönlümüzü ferahlatalım.

Miracı anlama ve içselleştirme temennisiyle kandilimiz mübarek olsun.

Bu yazı toplam 1361 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Polat Arşivi