KAZVİN VAK’ASI VE ŞEHZADE BÂYEZİD’İN VE OĞULLARININ İDAMI (25 Eylül 1561)

Sevgili okuyucu bu hafta size Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Bâyezid’in oğullarıyla birlikte İran Şahı Tahmasb’a sığınmasından sonra gelişen olaylar neticesinde Kazvin’de idam edilmesinden bahsedeceğim.

Bir önceki makalemizde İran Şahı Tahmasb’ın emriyle Şehzade Bâyezid ve oğulları Orhan, Mehmet, Mahmut ve Abdullah’ın Kazvin’de hapsedildiğini ve Şehzade Bâyezid’e sadık olan binlerce Türk askerinin de kılıçtan geçirildiğini belirtmiştik.

Şehzade Bâyezid ve oğulları hapsedildikten sonra İran ile İstanbul arasında haberleşmeler ve bu meselenin halli için görüşmeler aralıksız elçiler ve heyetler düzeyinde ara verilmeden devam etmiştir. Işte bu surette hem yazışma usulü ve hem de şifahi olarak görüşme usulü devam eden bu diplomasi ve pazarlık çalışmaları sonucu Şehzade ve dört oğlunun teslimi kati bir şekle bağlanmıştır. Yalnız bu teslimin mahiyeti biraz karanlıktır. Şöyle ki:

Şehzade Bâyezid’in kendisini takip eden Osmanlı kuvvetlerini mağlup edip İran Şahı Tasmab’a sığınması esnasında ve sonrasında Şah, daima ikili oynamıştır. Kaynaklarda belirtilen rivayetlere göre Kanuni Sultan Süleyman’ın Şehzade Bâyezid ve oğullarını idam ettirmek düşüncesinde olmadığı belirtilmekle beraber Şehzade Selim ve adamları ise Şehzadenin kendilerine teslim edilmesini sağlamak (çünkü maksatları hemen oracıkta idam etmektir) için hem İhtiyar padişahı yanıltarak ve hem de sunmuş oldukları hediyelerle Şah Tahmasb’la anlaşarak idamları gerçekleştirmek istemektedirler.

 

ŞAH TAHMASB’LA ANLAŞMA VE ŞEHZADELERİN TESLİM ŞARTLARI

Kanuni Sultan Süleyman’ın Şah Tahmasb’a yazmış olduğu bir mektupta anlaşmanın ve Şehzadelerin tesliminin nasıl olacağı şu şekilde anlatılmaktadır.

“İnayet-i hüsrevanemden dokuz kere yüz bin altün (900,000) ve es’ad’i ercemend oğlum Selim dahi üç kere yüz bin altun (300.000) Erzurum’a göndermek üzereyiz. Gerçekdür ki sen dahi mutemed ademler ile Bâyezid’i oğlanlarıyla gönderesin. Ta anda in’amı teslim edeler ve Kars iltimas olunmuşudu vireler”!

Bu vesikadan da anlaşılacağı üzere Bâyezid’in ve oğullarının iadesine mukabil İran Şahı’na Kanuni Sultan Süleyman ile oğlu Selim’in toplam olarak 1.200.000 altın vermeleri ve Kars kalesini de İran’a terk etmeleri kararlaştırılmıştır. Buna karşılık olarak da Şah, elinde bulundurduğu mültecileri Erzurum’a gönderecek ve bu suretle Şehzadelerle paraların mübadelesi gerçekleşmiş olacak.

Ancak Osmanlı tarafı yukarıda bahsi geçen parayı Erzurum’a gönderdiği halde Şah, elinde bulunan Şehzade Bâyezid ve oğullarını Kazvin’de Şehzade Selim’in adamlarını teslim etmiş ve o adamlar da daha önce bahsetmiş olduğumuz şenaetlerini canice gerçekleştirmişler ve oracıkta Şehzade Bâyezid ve oğullarını idam etmişlerdir. Cinayet İran toprağında işlenmiştir. Kanuni Sultan Süleyman, Şehzadelerin sağ teslim edilmelerini beklerken cenazelerinin Kazvin’den Sivas’a nakledilmeleri üzerine İran Şahına anlaşmaya riayet etmediği için 1.200.000 altın yerine sadece 400.000 altın vermiş ve Kars kalesinin de iadesinden vazgeçmiştir.

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN İLE ŞEHZADE BÂYEZİD ARASINDAKİ ŞİİR’Lİ MEKTUPLAŞMALARI

Şiir de “Şâhî” mahlasını kullanan Şehzade Bâyezid’in çok kuvvetli bir edebi şahsiyeti olduğu Millet Kütüphanesi’ndeki Türkçe ve Farsça divanlarından anlaşılmaktadır. Babasına yazmış olduğu kusurlu olduğunu beyanla af dileyen şiirleriyle mektuplaşmıştır.

“Tevbeyle hak yanunda olur her günah afv

Affeyle sen de bendeni en Padişah afv

Kimdür bu deyr içinde o kim eylemez günah

Şirk olmasun heman tek olur her günah afv

Ferzend eger günah ide sehv ü hata ile

Gâni peder cefâlar ider gâh gâh afv

İttüm şu denlü tevbe ve şerm-û nedâmeti

Mercudurur ki itmiş ola ol ilah afv

Affeyle sen de bendeni en Padişah afv”

 

Bir başka mektubunda Şehzade Bâyezid babsına şöyle bir şiirle seslenmektedir ki, bu şiir mühim bir vesikadır.

“Ey serasker aleme sultan Süleymanum baba

Tende canum canumun içinde cananum baba

Bâyezidine kıyar musun benüm canım baba

Bi-günahım hak bilür devletlü sultanım baba

 

Enbiya serdefteri ya’ni ki Adem hakkıçün

Ham dahi Musi ile İsi-i Meryem hakkıçün

Kainatın serveri ol Ruhi-i a’zam hakkıçün

Bi-günahım hak bilür devletlü sultanım baba

 

Sanki Mecnunum bana dağlar başı oldu durak

Ayrılıp bilcümle mal ü mülkten düştüm ırak

Dökerüm gözyaşğunu va-hasreta dâd el firak

Bi-günahım hak bilür devletlü sultanım baba

 

Kim sana arzeyliye halüm eya şâh-i kerim

Anadan kardaşlarumdan ayrulup kaldım yetim

Yok benim bir zerre isyanum sana Hakdur alim

Bi-gühahım hak bilür devletlü sultanım baba

 

Bir nica ma’sumum olduğum şeha bilmez müsün

Anların kanına girmekden hazer kılmaz musun

Yoksa ben kulunla hak dergahuna varamaz mısın

Bi-günahım hak bilür devletlü sultanım baba

 

Hak Teala kim cihanun şahı itmüştür seni

Öldürüp ben kulunu güldürme şahım düşmeni

Gözlerim nuru oğullarımdan ayırma beni

Bi-günahım hak bilür devletlü sultanım baba

 

Tutalum iki elim baştan başa kanda ola

Bu meseldür söylenir kim kul günah itse nola

Bâyezidün suçunu bağışla kıyma bu kula

Bi-günahım hak bilür devletlü sultanım baba

 

Kanuni Sultan Süleyman oğlunun bu acıklı mektubuna aynı tarzda ve aynı vezinle noktası noktasına cevap vermiştir. İhtiyar Padişah genç oğlunu affettiğinden bahsetmektedir.

 

“Ey demadem mazhar-ı tuğyan-u isyanum oğul

Takmıyan boynunan herkiz tavk-i fermanum oğul

Ben kıyar mıydum sana ey Bâyezid Hanum oğul

Bi-günahım dime bari tevbe kıl canum oğul

 

Enbiya vü evliya ervah-ı a’zam hakkıçün

Nuh-u İbrahim-u Musa ibnü Meryem hakkıçün

Hatm-ı asar-ı nübüvvet Fahr-i alem hakkıçün

Bi-günahım dime bari tevbe kıl canum oğul

 

Adem adın itmiyen Mecnuna sahralar durak

Kurb-i taatden kaçanlar daima düşer ırak

Tan değildür dir isen va-hasreta dâd el firak

Bi-günahım dime bari tevbe kıl canum oğul

 

Neş’et-i hakdur übüvvet ram olan olur kerim

La-tekul-üf kavlini inkar eden kalır yetim

Taate isyana alimdür Hudavend-i kerim

Bi-günahım dime bari tevbe kıl canum oğul

 

Ruhm u şevkat zib-i iman olduğun bilmez müsün

Ya dem-i ma’sumu dökmekten hazer kılmaz musun

Abd-i azad ile Hak dergahına varmaz mmusun

Bi-günahım dime bari tevbe kıl canum oğul

 

Hak reayay-i mutie rai itmiştür beni

İsterim mağlub idem ağnama zi’b-i düşmeni

Haşe-lillah öldürürsem bi-günah nageh seni

Bi-günahım dime bari tevbe kıl canum oğul

 

Tutalum iki elin baştan başa kanda ola

Çünkü istiğfar idersün biz de afvitsek nola

Bâyezidüm suçunu bağışlarum gelsen yola

Bi-günahım dime bari tevbe kıl canum oğul”

 

Bütün bu şiirli mektuplaşmalara rağmen zavallı Şehzade Bâyezid, İran Şahının kendisine ihanet etmesiyle akibetinin fecaatini bile bile ve hatta bekliye bekliye haftalarca ve belki de aylarca azap çektikten sonra idam edilmiştir. Bu idam hakkında verilen malumat ve tafsilata göre Sultan Süleyman namına Van valisi Hüsrev Paşa ile “Lalezade damadı” olarak anılan Kapucubaşı Sinan Ağa ve Şehzade Sarhoş Selim namına da Çavuşbaşısı Ali Ağa Kazvin’e yollanmış ve Şehzade Bâyezid kardeşinin temsilcisi olan Ali Ağa’ya teslim edilmiştir.

 

Sahte bir ziyafet tertip edilerek, baban Sultan Süleyman tarafından elçiler gelip size mektup getirmişlerdir sizi beklemektedirler varın konuşun diyerek Şehzade Bâyezid’i Çeşnigirbaşı Sinan Ağa ve Van valisi Hüsrev Paşa görüp tanıdıktan sonra Ali Ağa’ya teslim ve padişahın fermanının yerine getirilmesi sağlanmıştır. Burada en önemli husus Sultan Süleyman’ın temsilcisi olanların Şehzade Bâyezid’i görüp teşhis ettikten sonra Sarhoş Şehzade Selim’in adamlarına teslim etmeleridir. Bu şartı da İran Şahı ileri sürmüştür.

 

ŞEHZADE BÂYEZİD VE OĞULLARININ İDAMI

 

Elindeki mülteciyi para için cellatlara satan İran Şahı Şehzadeyi teslim alacak olan Ali Ağa’ya:

-Bâyezid’i görsen tanır mısın? Diye sorunca Ali Ağa ise: “Daha önce hizmetinde bulunmuş idim, zahir şimdi de görsem bilirim” deyince sakalı ve bıyığı tıraş edilmiş olan Bâyezid, başında eskimiş bir sarık ve sırtında da yine eskimiş bir kıyafet ile kollarından sımsıkı tutularak Ali Ağa’ya teslim edilmiştir. Ali Ağa ve yanındakiler de orada işlerini bitirerek Şehzade Bâyezid’i öldürmüşlerdir.

 

Daha sonra Bâyezid’in oğulları da teslim edildikleri İran’ın ileri gelenlerinin evlerinde birer birer öldürülmüşlerdir. Şehzade Bâyezid’in aslında 5 oğlu bulunmaktadır. Dört oğlu babalarıyla İran’a iltica etmiş olduğu sırada diğer oğlu Osman ise anasıyla birlikte Amasya’dan Bursa’ya getirilmişti. Osman’da Bursa’da anasının kucağından alınarak boğdurulmuştur. Bâyezid’in 5 oğlunun yanı sıra Mihrimah, Hatice, Ayşe ve Hanzade isimlerinde dört de kızı vardır.

 

İran Şahı Tahmasb’ın para için işletmiş olduğu bu feci cinayetin Kazvin ahalisini son derece müteessir ettiği söylenir ve ayaklanma yaşandığı rivayet edilir. Kazvinliler nefret ve hiddet çığlıkları içinde yola çıkan Osmanlı elçilerini taşlamışlardır. Bâyezid ve dört masum oğlunun cenazeleri iki katırla çekilen bir arabaya yüklenerek umumi bir nefret ve lanet altında Sivas getirilerek orada defnedildikleri bilinmektedir ve mezarları belli değildir.

 

İşte bu feci cinayet sonucunda Kanuninin sarhoşluğu, sefahati ve bilhassa devlet işlerine karşı alakasızlığıyla meşhur olan “Sarı” ya da “Sarhoş” Selim, Osmanlı tahtının yegâne varisi ve rakipsiz veliahtı olarak kalmıştır. Kanuni Sultan Süleyman gibi bir hükümdara en layık halefler, eceliyle ölen Şehzade Mehmet ile boğularak öldürülen Mustafa ve Bâyezid gibi kuvvetli şahsiyetler iken; Sultan Süleyman’ın yarım asra yakın bir saltanat sürmesi ve en kıymetli oğullarının birer entrikaya kurban olarak hayat sahnesinden silinmeleri ve nihayet en sefih oğlunun da yegâne varis olarak kalmasıyla neticelenmiştir.

 

Bu facia yalnız altı şehzadenin idamına inhisar etmiş siyasi bir cinayetten ibaret değildir. Lala Mustafa Paşa ismindeki devşirmenin Şehzade Selim’i tahta çıkarıp Vezir-i Azam olmak için çevirdiği entrika Anadolu muharebeleriyle İran katliamlarında 40-50 bin Türk’ün şehit düşmesine sebep olmuş bu suretle devşirmelerle dönmelerin Osmanlı tarihi dolduran fenalıklarına yeni bir sahne daha eklenmiştir.

 

Kazvin faciasında parmağı olanların hepsi şahane mükafatlarla taltif edilmiş ve bilhassa Şehzade Selim kuvvetlerine kumanda etmiş olan ikinci Vezir Sokullu Mehmet Paşa’ya Selim’in kızlarından biri verilmiştir. Sokullu Mehmet Paşa ile Kaptan-ı Derya Piyale Paşa’nın düğünleri beraber yapılmıştır.

 

Şehzade Bâyezid, idam edildiği zaman tahminen 35-36 yaşlarında idi. Allah rahmet eylesin.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ekrem Özdemir Arşivi