İnsan hayatının bu kadar ucuz olduğu, en büyük felaketlerin bile birkaç günlük tık avcılığından sonra unutturulduğu bir coğrafyada yine acının en koyusuyla, en yakıcısıyla sınanıyoruz. Girne’den Mersin’e yolcu taşıyan o feribot, denizin ortasında durduk yere buhar olup uçmadı; bu facia, "geliyorum" diyen çığlıkların arkasında kulakların tıkandığı, denetimsizliğin ve göz yummanın el birliğiyle hazırladığı bir cinayet tablosu yazık ki.
Yolcu dolu bir feribot limandan ayrıldıktan hemen sonra nasıl alabora olur? Yüzlerce insan o buz gibi sularda can pazarı yaşarken, günlerce enkazın yerini bile bulamamış olmamız hangi modern çağ teknolojisiyle, hangi denizcilik başarısıyla açıklanabilir? Yıl olmuş 2026, Akdeniz’in göbeğinde kalkışından dakika sonra devrilen bir gemi varsa, burada kalkıp da doğaya, dalgaya, rüzgara sığınamazsınız. Bu işin vicdani denetimi nerede, teknik kontrolü nerede? Hangi gözler o limandan çıkarken o teknenin arkasından baktı? Hangi koltuk sevdalısı yetkili, o geminin taşıdığı yükün, o insanların can güvenliğinin hesabını sormak yerine masasında oturmaya devam ediyor?
Bugün liman kapılarında yaşanan manzara bu ülkenin en büyük utancıdır. İnsanlar kapılarda bekliyor, evlatlarının, ana babalarının cenazesinden geriye kalan bir parça için DNA örnekleri veriyor, gözyaşları birbirine karışıyor. Kayıp insanlar var; arkalarında bıraktıkları yarım kalmış hayaller, o evden çıkarken "akşama görüşürüz" diyen cümleler var. Ama ne yazık ki bizim ülkemizde felaketler yaşanır, kameralar kurulur, yetkililer üzgün adam açıklamaları yapar, medya birkaç gün manşet atar ve sonra sistem hiçbir şey olmamış gibi, tek bir çarkı bile aksamadan işlemeye devam eder. Hiç kimse "benim suçum var" demez
Deniz affetmez derler, doğrudur; deniz kural tanımamazlığı, "bana bir şey olmaz" mantığını, üç kuruş fazla kazanmak için insan hayatını hiçe sayan açgözlülüğü asla affetmez. Ama asıl alabora olan sadece o feribot değil; bu ülkenin çökmüş denetim mekanizmaları, unuttuğumuz ahlaki değerlerimiz ve insan hayatına biçilen sıfıra yakın o sondur.Gerçek sorumlular yargı önüne çıkıp hesap vermediği, her facia bir sonraki kazaya kadar hafızalardan silindiği sürece biz bu kara bültenleri daha çok okur, daha çok canın arkasından gözyaşı dökeriz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.