Mehmet Bayrak
İmam-ı Rabbânî Kimdir?
İmam-ı Rabbani 26 Mayıs 1563 tarihinde Hindistan'da doğdu. 10 Aralık 1624'te Hindistan'da öldü. Ölümünün nedeni sıtmaydı. Çeşitli memleketlere göndermiş olduğu mektûplardan 536 mektûbu, üç cilt hâlinde toplanarak adı geçen eser (Mektûbât-ı Rabbânî) meydana getirildi. Kendisine “Müceddid-i Elf-i sânî = İkinci bin yılının müceddidi” denilmiştir.
Rabbânî’nin sözlerinden:
Dünya ile ahiret, iki kuma gibidirler. Birisinin memnuniyeti diğerinin kızgınlığını gerektirir. Dünya değerli ise ahiret değersiz, ahiret değerli ise dünya değersiz olmak zorundadır. İkisini bir araya getirmek zıtları birleştirmekten farksızdır.
Ölmek felaket değildir. Asıl felaket, öldükten sonra başına gelecekleri bilmemektir.
İhlasla yapılan küçük bir hayır, senelerce yapılan ibadetler gibi kazanç hasıl eder.
Sonsuz kurtuluşa kavuşmak için üç şey muhakkak lazımdır: İlim, amel, ihlas.
Gönül dalgınlığının ilacı, gönlünü Allah’a vermiş olanların suhbetidir.
İstemek, kavuşmanın müjdecisidir. Yanıp yakılmak da kavuşmanın başlangıcıdır.
Edebi gözetmek zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Hakk’a kavuşamaz.
Kalbin temizlenmesi İslam’a (şeriata) uymakla, bid’atlardan kaçmakla ve nefse tatlı gelen şeylerden sakınmakla olur. zikir ise bunu kolaylaştırır.
Malı zarardan korumanın ilacı zekatını vermekle olur.
Nefis bir kötülük deposudur. Kendini iyi sanarak cehl-i mürekkeb olmuştur.
Tasavvufa girmekten maksad, itikadın şek ve şüpheyle sarsılmaması için yakîn ve itmi’nan kazanmaktır.
Haramları ve helalleri belirleme yetkisi sufilerin görevi değildir; bu konularda yetki ehli sünnet alimlerinin ve fakihlerinindir.
Sünnet ile bid’at birbirine zıttır. Birinin varlığı diğerinin yok olmasını gerektirir. Sünnetin ihyası, bid’atın imhasına, bid’atın ihyası da sünnetin imhasına sebep olur. bid’at-ı hasene olmaz, eğer iyi bir şey ise ona müstehab denir.
Bil ki dolu başak boynunu büker, boş başak ise müthiş mağrurdur, dimdiktir. Boş tenekeden çok ses çıkar, demişler. Böyleleri çoktur etrafında.
İbn-i Haldun ne güzel söylemiş: “Akıl sağlam bir terazidir. Ama onunla Allah’a ve ahirete aid meseleleri, peygamberlik hakikatlerini akıl ötesi hakikatleri ölçemezsiniz. Bu boş bir gayret olur. Bir kişinin “Ne kadar hassas tartıyor” diye kuyumcu terazisinde dağları tartmak istemesine benzer. Terazinin sağlamlığına bir şey denilmez ama, onun gücünün bir sınırı vardır.
Büyüklerden birisi şeytanı boş otururken gördü. Şeytan insanları yoldan çıkarmak ve vesvese vermekle zihnini meşgul etmiyordu. O zat şeytana bu işin hikmetini sordu. Şeytan: “Bu dönemde kötü alimler bana çok yardım ettiler ve beni bu işle uğraşmaktan kurtardılar” dedi.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.