Mehmet Bayrak
Huzurlu aile nasıl olur, nasıl olmalıdır?
Ebu Hureyre (r.a.)'den : Rasûlullâh (s.a.) şöyle buyurdu : «En mükemmel mü'min, ahlâkı en güzel mü'mindir. Hayırlınız, hanımlarına karşı da hayırlı olanınızdır.» (Tirmizi Rada'/11)
Kim en hayırlı?
Olgun iman sahibi bir kimse, bütün insanlara iyi davranacağı, iyilik düşüneceği, hatır gönül yıkmayacağı için en mükemmel ve en iyi insandır. Enbiyâ, evliya ve diğer sâlih kişiler, hoşlanmadıkları halde güçlüklere, cefalara, eziyetlere göğüs gerdikleri, herşeye rağmen insanları sevip onlara katlandıkları, herkese ve herşeye karşı şefkat merhamet duygulan ile dolu oldukları içindir ki, en olgun imân onlarda bulunur.
Hasan Basrî Hazretleri, güzel ahlâkın mahiyetini bir cümleyle şöyle dile getirir:
«Güzel ahlâkın esası, iyiliği yaygınlaştırmak, kimseyi rahatsız etmemek ve güler
yüzlü olmaktır.»Mükemmel imanın ölçüsü güzel ahlâk olduğu gibi, hayırlı olmanın ölçüsü de kadınlara iyi davranmaktır. Hatta bir hadis-i şerifinde meseleyi daha geniş çapta ele alan Hz. Peygamber: (s.) «Hayırlınız, aile fertlerine karşı hayırlı olanınızdır. Ailesine en hayırlı olanınız da benim» buyurmaktadır. (İbn-i Maceh, Nikah/50)
Bu ifadesiyle Efendimiz, hayırlı denmeye en lâyık insanın, ailesine karşı iyi, faydalı, eli açık, müsamahalı ve güler yüzlü kimseler olduğunu belirtmektedir. Böyle olmayanlarda hayır bulunmadığı da sözün gelişinden anlaşılmaktadır.
Dışı seni, içi beni
Ne yazık ki, çoğumuz bu tehlike ile karşı karşıyayızdır- Öylelerimiz vardır ki, dışarıda tanıdığımız, tanımadığımız kimselere karşı son derece hoşgörülü, mülayim ve nâzik davrandığımız halde, eve gelince, dünyanın en kaba, en asık suratlı ve en müsamahasız insanı olup çıkarız. Takke düşer, kel görünür. Maskemiz düşer, asıl hüviyetimiz ortaya çıkar.
Böylesine hayırsızlıktan Allah'a sığınmalı, Efendimizin ahlâkını almaya, onun gibi olmaya gayret etmeliyiz. İmam Mâlik İbni Enes Hazretleri, «Bir kimse aile fertlerine, kendini dünyanın en sevimli insanı olarak kabul ettirmelidir,» derken, Rasûl-i Kibriya Efendimizin, evindeki halini dikkate almış olmalıdır.
Sevgiye giden yollar Efendimiz Hazretlerinin hanımlarına karşı davranışını göz önünde bulundurarak şu örnek hareketleri elde edebiliriz:— Bir koca, hanımına duyduğu sevgiyi zaman zaman dile getirmeli, ona yaptığı ve ileride yapmayı düşündüğü iyilikleri söylemelidir. Böylece onu ihmâl etmediğini göstermiş olur ki, bu mevzuda yalana bile cevaz verilmektedir.
Eski yeni birtakım meseleleri sohbet mevzuu yapmalı, gördüğü, duyduğu, okuduğu faydalı bilgileri hanımına anlatmalıdır. Bu suretle karısına faydalı şeyler öğretmiş, iyi ve doğruyu telkin etmiş olacağı gibi, onunla her mevzuu konuştuğu kanaatini de uyandırmış olur. Rasûl-i Ekrem Efendimiz, bu maksatla hanımlarına geçmiş milletlerin güzel ve ibretli hikâyelerini anlatır, bir yandan onların hoşça vakit geçirmelerini sağlarken, diğer yandan da onlara güzel huylar ve iyi davranışlar telkin etmiş olurdu.
Zaman, zaman şakalar yapmalı, mizahî mevzular anlatmalı, böylece evin içinde samimî bir hava meydana getirmelidir.
ÜMMÜ ZER' HADİSİ
Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Onbir kadın oturup, kocalarının ahvalini haber vermede ve hiçbir şeyi gizlemeyecekleri hususunda birbirlerine kesin söz verip anlaştılar:
Birincisi (zemmederek): "Benim kocam (yalçın) bir dağın başındaki zayıf bir devenin eti gibidir. Kolay değil ki çıkılsın, semiz değil ki götürülsün '' dedi. (Yani kocasının sert mizaçlı, huysuz, gururlu oluşuna, ailenin kendisinden istifade etmediğine işaret etti.)
İkincisi (de zemmederek): "Ben kocamın haberini fâş etmek istemem, çünkü korkarım. Eğer zikretmeye başlarsam büyük-küçük her şeyini söyleyip bırakmamam gerekir, (bu ise kolay değil) '' dedi.. (Bu sözüyle kocasının çok kötü olduğuna işaret etti).
Üçüncüsü (zemmederek): "Benim kocam uzun boyludur, konuşursam, boşanırım, konuşmazsam muallakta bırakılırım '' dedi. (Bu da kocasının akılca kıt olduğunu belirtmek istedi).
Dördüncüsü (överek): "Kocam Tihâme gecesi gibidir. Ne sıcaktır, ne soğuktur. Ne korkulur, ne usanılır '' dedi.
Beşincisi: "Kocam içeri girince pars, dışarı çıkınca arslan gididir. Bana bıraktığı (ev işlerinden hesap) sormaz'' dedi.
Altıncısı: "Kocam, yedi mi (üst üste katlayıp) çok yer, içti mi sömürür, yattı mı sarınır. Benim kederimi anlamak için (elbiseme) elini sokmaz.'' (Bu da kocasının kendisiyle ilgilenmediğini, yiyip içmekten başka birşey düşünmediğini söylemek ister.)
Yedincisi: "Kocam tohumsuzdur (erlik yapmaktan acizdir). Her dert onundur (vücudunda çeşitli hastalıklar var). Başımı yarar, vücudumu yaralar, (bunları yapmak için) herşeyi toplar, (her eline geçeni kullanır, vurur) '' dedi.
Sekizincisi: "Onun (vücuduna) dokunmak tavşana dokunmak gibi (yumuşak)tır. Güzel kokulu bitki gibi hoş kokar" dedi.
Dokuzuncusu: "Kocamın direği yüksektir (evi rahattır), kılıcının kını uzundur (boylu posludur), ocağının külü çoktur, evi meclise yakın (misafirperver) bir adamdır'' dedi.
Onuncusu: "Kocam maliktir, hem de ne mâlik! Artık akıl ve hayalinizden geçen her hayra mâliktir. Onun çok devesi vardır. Develerin çökecek yerleri çok, yaylakları azdır. Çalgı sesini duydular mı helâk olacaklarını anlarlar. (Yani develer yayılmaya salınmaz, kesilmek üzere bekletilir, çalgı ve eğlence sesi duyunca kesileceklerini anlarlar demektir.)
Onbirincisi: "Kocam Ebu Zerr'dir. Amma ne Ebu Zerr'dir! Anlatayım: Kulaklarımı ziynetlerle doldurdu, bazularımı yağla tombullaştırdı. Beni hoşnut kıldı, kendimi bahtiyar ve yüce bildim. O beni Şıkk denen bir dağ kenarında bir miktar davarla geçinen bir âilenin kızı olarak buldu. Beni atları kişneyen, develeri böğüren, ekinleri sürülüp daneleri harmanlanan müreffeh ve mesud bir cemiyete getirdi. Ben onun yanında söz sahibiyim, hiç azarlanmam. (Akşam) yatar sabaha kadar uyurum. Doya doya süt içerim. Ebü Zerr'in annesi de var: Ümmü Ebü Zerr. Ama o ne annedir! Onun zahire anbarları büyük, hararları iri, evi geniştir.
Ebü Zerr 'in oğlu da var. Ama ne nezaketli gençtir o. Onun yattığı yer, kılıcı çekilmiş kın gibidir. Onu dört aylık bir kuzunun tek budu doyurur, (az yer). Ebu Zerr'in bir de kızı var. Ama o ne terbiyelidir. Babasına itaatkârdır. Anasına da itaatkârdır. Vücudu elbisesini doldurur. Endamıyla (kuma ve akranlarını) çatlatır.
Ebu Zerr'in bir de câriyesi var. O ne sadakatli, ne iyi câriyedir. Aile sırrımızı kimseye söylemez, evimizin azığını asla ifsad ve israf etmez, evimizde çer çöp bırakmaz, temiz tutar. Nâmusludur, eve kir getirmez.
Bir gün Ebu Zerr evden çıktı. Her tarafta süt tulumları yağ çıkarılmak için çalkalanmakta idi. Yolda, bir kadına rastladı. Kadının, beraberinde, pars gibi çevik iki çocuğu vardı, koltuğunun altından kadının memeleriyle oynuyorlardı. (Kocam bu kadını sevmiş olacak ki) beni bıraktı, onunla evlendi. Ondan sonra ben de şeref sâhibi bir adamla evlendim. O da güzel ata binerdi. Hattâ mızrağını alır ve akşam üzeri deve ve sığır nev'inden birçok hayvan sürer, bana getirirdi. Getirdiği her çeşit hayvandan bana bir çift verirdi. (Bu kocam da bana:)
"Ey Ümmü Zerr! Ye, iç ve akrabalarına ihsanda bulun! '' derdi. Ümmü Zerr der ki: "Buna rağmen, ben bu ikinci kocamın bana verdiklerinin hepsini bir araya toplasam, Ebu Zerr'in en küçük kabını dolduramaz."
Bu hadisi rivayet eden Hz. Aişe der ki: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (gönlümü almak için):
"Ey Aişe, buyurdular, ben sana Ebu Zerr'in Ümmü Zerr'e nisbeti gibiyim. (Şu farkla ki Ebu Zerr Ümmü Zerr'i boşamıştır, ben seni boşamadım. Biz beraber yaşayacağız).'' Buhari, Nikâh 82 ; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe 92, (2448).
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.