Alaattin Karaer
GAP GEZİMİZ ! (14) 21-DİYARBAKIR
Hava kararmaya başlamıştı, On Gözlü Köprüye geldiğimizde. Dicle Nehri, akşam ışıklarıyla ayrı bir güzelliği yansıtıyordu. Köprünün üzerine geldiğimizde, davul ve zurna çalan iki kişi, yağmura ve serinliğe rağmen, gelenlere, ekmek parası için çalmak için mücadele vermeye çalışıyorlardı. Kendilerine çalmaları için işaret verdim. Davul ve zurna eşliğinde, grup bir anda kendinden geçti. Halaylar eşliğinde, günün yorgunluğunu unuttular. Bizim Anadolu insanı, davul ve zurna sesini duyunca, en popüler müziği dahi unutuyorlar bir anda!
Birçok tarihi eseri sınırları içinde barındıran Diyarbakır’ın her yeri açık hava müzesi sanki! Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, tarihi yapı ve mekana sahip Diyarbakır’ın en önemli simgelerinden biri olarak Dicle Köprüsü’nü sayabilir. Mezopotamya’nın yaşam kaynağı olarak kabul ediliyor. Dicle Köprüsü, Sur ilçesinde Dicle Nehri üzerinde yer alan tarihî bir köprüdür. Nehir Elazığ, Diyarbakır, Batman, Mardin illerinden geçerek Irak topraklarına giriyor ve buradan Basra Körfezi’ne dökülüyor. Oldukça bereketli topraklar yaratmış olan bu kadim nehir, Ortadoğu’nun ve ülkemizin en önemli su kaynakları arasında yer alıyor. Uzunluğu 1.900 km olan nehrin, yaklaşık 530 km’si Türkiye sınırları içinde yer alıyor.
On açıklığa sahip olduğu için yerel halkça On Gözlü Köprü olarak bilinirken eski Silvan yolu güzergâhında bulunduğundan bazı kaynaklarda ise Silvan Köprüsü olarak da geçer. Şehir merkezine 3 kilometre uzaklıkta olup Diyarbakır'dan gelerek Mardin'e devam eden (eski Mardin yolu), sonra doğuya doğru ayrılan tali yolun bağlantı yerinde, kentin merkezini Bağıvar beldesi ile civar köylere bağlayan noktada bulunmaktadır. Köprünün ilk yapım tarihi ile ilgili farklı türde görüşler vardır. Bu görüşlerden bazıları köprünün şimdiki yerinde, antik dönemde de bir köprü olduğunu öne sürer. Birkaç defa kısmen veya tamamen yıkılıp yeniden inşa edildiği düşünülen köprünün, yapım yılı olarak bilinen en yakın ve doğru tarih, köprü üzerinde yer alan kitabeden fark edilmektedir.
Köprünün güney cephesinde, kemerlerle korkuluk arasında yer alan iki satırlık çiçekli kûfi kitabeden, Mervaniler döneminden döneminden Nizâmüddevle Nasr zamanında Kadı Ebü'l-Hasan Abdülvâhid tarafından 457 (1064-65) yılında Ubeyd adlı bir mimara yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Ancak araştırmacılar bu kitabenin onarım kitabesi olduğu görüşünde birleşmekte ve eserin çok daha eski bir tarihte yapıldığını kabul etmektedirler. Bunlardan C. Niebuhr, Voyages en Arabie et en d’autres pays circonvoisins adlı eserinde köprünün 1065 öncesinde mevcut olduğunu öne sürerken M. van Berchem ile J. Strzygowski, Amida adlı eserlerinde ve A. Gabriel ise Voyages adlı eserinde İslam öncesi eseri olduğunu, taşkın sonucu yıkılması üzerine 124'te (742) Halife Hisam bin Abdülmelik (724-743) tarafından onarımına başlandığını fakat halifenin ölümü üzerine inşaatın yarım kaldığını ileri sürmektedirler.
Dicle Köprüsü, çok gözlü ve düz tabliyeli köprüler grubunda değerlendirilmektedir. Köprünün uzunluğu 172 m olup genişliği ise ilk beş gözde 5,45-6,24 m arası, beşinci gözden itibaren artarak 9,69 m-10,20 m arasındadır.
Köprü genelinde yöresel malzeme olan bazalt taş kullanılmıştır. Kemer kilit taşı ve bazen de kemer üzengi taşı seviyesinden harpuştaya kadar onarım izi olarak moloz taş kullanıldığı görülmektedir. Kalker taşı ayrıca kitabelerde de kullanılmıştır.
On Gözlü Köprü ve Çevresi Hakkında Anlatılan Efsaneler: Diyarbakır yazıma başladığımdaki Suzan Suzi türküsü ve hikayesini yazmıştım. Suzan Suzi türküsünün hikayesinin de Dicle Köprüsü’nde geçmiş olduğu anlatılıyor.
Gerek köprünün yer aldığı Dicle Nehri, gerekse köprünün yanı başında bulunan Kırklar Dağı, halk arasında oldukça önemli bir yere sahip. Bölge hakkında senelerdir dini ve tarihsel hikayeler ağızdan ağıza dolaşıyor.
Dicle Köprüsü’nün güneyine doğru akmakta olan Dicle Nehri’nin halk arasında dini açıdan ayrı bir önemi var. Nesilden nesile aktarılan bilgilere göre, Allah Danyal Peygamber’in Dicle’nin suyunun çıktığı mağaranın önüne gitmesine isteyerek şöyle buyuruyor: “Suyun çıktığı yerden itibaren çizgi çizerek yürü. Su seni takip edecek. Ama fakirlerin, vakıfların mallarına yetiştiğin zaman yol değiştir ki su onlara zarar vermesin.”
Hz. Danyal da bu şekilde elindeki asa ile suyun akacağı yol haritasını belirliyor. Nehrin bu yüzden zikzaklar çizdiği düşünülerek “Allah’a giden yol” olarak da anılıyor. Bugün hala yöre halkının bir kısmı suyun çıktığı mağaradaki sudan içip dilek diliyor ve adak adıyor.
Köprünün doğu yakasında yer alan Kırklar Dağı da ayrı bir öneme sahip. Kırklar Dağı ilk insan olarak kabul edilen Hz. Adem’in yeryüzüne indirildiği yer olarak kabul ediliyor. Rivayetlere göre Hz. Adem bu dağda kırk suyla yıkanıyor ve dağ ismini buradan alıyor. Dağ üzerinde bulunan bir ayak izinin de Hz. Adem’e ait olduğuna inanılıyor.
Yağmur çiselemeye devam ediyor ve hava da iyice kararmaya başlamıştı! Köprüye yakın otelimize gidiyoruz. Akşam oynanacak Milli takımımızın rakibi İskoçya takımımın taraftarları, kalacağımız oteli neredeyse doldurmuşlardı. Onlar maça gidiyorlardı. Bizler yemek sonrası yorgun düşmüştük! Otel lobisinde biraz oturup, sohbet ettikten sonra sabah, kahvaltı sonrası saat 07.00’de Mardin yolculuğumuz başlayacaktı…
devam edecek…

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.