Evlat acısı

Evlat acısı

1894’de Keskin’in Seyfli köyünde doğan, Yesâri mahlasıyla Dîvan Şâirleri tarzında ve hece vezniyle şiirler yazan, Keskin İbtidâ’i “İlkokul”...

1894’de Keskin’in Seyfli köyünde doğan, Yesâri mahlasıyla Dîvan Şâirleri tarzında ve hece vezniyle şiirler yazan, Keskin İbtidâ’i “İlkokul” ve Rüştiyesi’nde okuyan; güzel yurdumuzun çeşitli İl ve İlçelerinde Düyûni Umûmiye, “Genel Borçlar Dâiresi” Tapu Kâtipliği ve memurluğu eden, 1954 yılında Kırıkkale Tapu Muhafızlığından emekli olan;

Sırasıyla Keskin, Ziyr, şimdi “Kazan” Kırşehr’i, Kırşehri’nden İstanbul’a Tapu Silkine “Kurs, Okul” gönderilen, sonra Çorum merkeze atanan, Çorum’dan Alaca’ya, Alaca’dan Kaman’a atanan, emekli olduktan sonra Tapu Genel Arşivinde çalışan, Ankara Emek’de oturmakta iken, 21 Mart 1971 târihinde vefat eden amcam Yesâri;

1930’lu yıllarda Kırşehir, Kırşehr’i adı ile Sancak, Keskin Kırşehr’e bağlı Kazâ’dır. Ziyr’den Tapu Kâtibi olarak Kırşehr’e atanan Yesâri, Kırşehri için çapraz kafiye, hece vezni ile aşağıdaki dörtlüğü söyler.

 

Her dem güzelliğin anıp gurbette,

O şen bahârını öğüp sayandım.

Felâketli başım düşünce derde,

Eski yurdum dedim sana dayandım.

 

Yesâri Kaman’da Tapu Memuru iken, kızı Hatice ince ağrı, verem’ den, 7 Nisan 1946’da vefat eder. Yesâri dert ortağı kalemli eline, kâğıdı önüne alır, “KIZIM HATİCE’nin vefâtına başlığı altında tamâmı, 6+5=11 hece ile Osmanlıca harflerle aşağıdaki dizeleri söyler

 

KIZIM HATİCE’NİN VEfÂTINA

Zülfü siyâhımı gömdüm Kaman’a,

Dedim nazlı yavrum YAT garip garip.

Bülbül seher vakti gel de figana,

Sesini, sesime KAT garip garip.

 

Felek niçin vermen bu derde çâre?

Yaktın ateşlere, attın da nâra,

Evlat acısından açtın da yara,

Çaldın damağıma tat garip garip.

Yine boz duman Bâran Dağında,

Baykuşlar ötüşür gönül bağında,

Bir yavru yitirdim gelin çağında,

“Yesâri” yasını TUT garip garip.

 

Yüce Yaratan’dan dileğimiz o ki, hiç kimse evlat acısına mâruz kalmaya ve Yesâri gibi feryâdü figan etmeye.

Seyfli’de doğan ve yukarıda yazdığım okullarda okuyan, dayısının kızı ve nikâhlısı Edibe ince ağrıdan 25 yaşında ölmüştür. Yesâri kendini yoktan var eden Yüce Yaratan’a nâz-ı niyazla, hece vezniyle “AŞAK DİYÂRINI” dizeleri söyler ve yazar.

 

Bİr tabip bilmedi derdi nihânım,

Gezdim tıp mülkünün her diyârını.

Ölürsem bu dertle rûhi revânım,

Dâmimâ dolaşdur yâr mezârını.

 

Senden ayrılıp da olalı zelîl,

Hiç yardım etme Ol Rabbi Celîl,

Aşkıma başkaca arama delîl,

Dinle her seherde âhımı zârımı.

 

Etmedin ey felek yarama ilaç,

Gitmedi kalbimden derdi ihtilaç,

Attın pambuk vâri oldun da hallâç,

Hazâna uğrattın hep bahârımı.

 

Mecnun idrâk etse sînemin derdin,

Bana terk ederdi çöldeki yurdun,

Bu dertli sîneme bir hançer vurdun,

Kan ile yıkadın aşk diyârını.

 

Bir gonca hâlinde güller deminde,

soldurdun da kaldım âhı enînde,

Yaktın “Yesâri” yi rûyi zeminde,

Aldın da elimden nazlı yârimi.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.