Alaattin Karaer
2021 Yılında Kaybettiklerimiz (7)

Bizler için ölenler!
Oğluna doğadan isimler arıyordun; Bulut mu olsa? Atlas mı olsa? Çınar mı olsa? Ilgaz mı olsa? En son Tunç’ta karar kıldın. Babası kokulu sedir ağacından güzel bir beşik tasarladı. Bebeğin bütün ihtiyaçları internetten alındı. Ailen de çok özenli ve dikkatli davranıyorlardı.
Bir gece böbreklerinin ağrıdığını hissetmiştin. “Hamilelik yordu herhâlde” diye düşünmüştün. Sonra buna eklem ağrıları eşlik etmiş, ateşin yükselmeye başlamıştı. Kendine ateş düşürücü bir serum takmıştın. İnmeyen ateş herkesi korkutmuş, daha da yükselince “tedbir alınması gerektiği” söylenmişti. Hastanede yapılan COVID-19 testi pozitif çıkmıştı. Nasıl, kimden kaptığını hiç hatırlamıyordun bile. Senin tek bir endişen vardı; evladın.
Artık evin yerini hastane almıştı. Kovit hastaları katına çıkarıldın. Karnında sana yoldaş olacak bebeğin, içinde güzel günlere duyduğun özlem vardı. Kimsenin gelip gitmesine izin verilmiyordu. Bir hafta sonra oğlun Tunç dünyaya geldi. “Hoş geldin bebek, yaşama sırası sende!”
Canın sıkıldığında çıkıp dolaştığın sokaklar, birlikte dertleştiğimiz parklar, yollar, çayımızı yudumladığımız çınar altları, ülke yediden yetmişe kesik bir sessizliğe gömülmüştü. Her gün televizyondan, sosyal medyadan, internetten vaka sayılarını, sokağa çıkma yasaklarını, önlemleri duyuyorduk. Arkadaşlarımız, sağlık çalışanları günlerce uyku uyumamış, evlatlarını görememiş, sevdiklerinin yanında olamamışlardı. Bunları duydukça, öğrendikçe kahroluyordun. Bu insanların yüklerine bir omuz verememek seni derinden yaralıyordu.
Hastaneye yatışının üzerinden bir hafta geçmişti. Doğum günü saati erken de olsa gelip çatmıştı. Rahat bir doğum yaptın. Evladının kucağına verilmemesine içerlemiştin. Düşündüğünde bu durum onun sağlığı için hayati derecede önemliydi. Tam tamına yirmi bir saniye görebilmiştin yavrunu. Sonra o ayrı yerde sen ayrı yerde buluşacağınız günü beklemiştiniz.
Birkaç gün sonra yavrunu babası eve getirmişti. Artık uzaktan, görüntülü konuşmayla görüyordun çocuğunu. Sık sık “nefes darlığım var” diye yarı da kesiliyordu konuşma. Gitgide böbrek rahatsızlığın artıyordu. Hastalık iyiden iyiye kendini belli etmeye başlamıştı. Sık sık ağlama nöbetlerine tutuluyordun. Bir gece acilen yoğun bakım ünitesine alındın. Akciğerlerin iflas etmek üzereydi. Yapay kalp ve akciğer takıldı. Yoğun bakımda kırk altı gün kaldın. Kim bilir neler geçti zihninden, ne düşler kurdun, neleri özledin, hayalen nerelere gittin? Evladına sarıldın, öptün, belki de alıp bağrına bastın. Acilde hasta çocukların alnında gezindi şefkatli ellerin, belki de emekli olunca hayalini kurduğun, yerleşeceğin köye gittin, kiraz ağaçlarının altında kocaman delikanlı olmuş Tunç’un altın sarısı saçlarını okşadın... Kim bilir… Dünyanın bir ucunda bir virüs kanat çırpıyor, senin kelebek ömrünü sonsuzluğa kanatlandırıyordu…
***
Hastanedeki eşyalarını toplarken çekmeceni açtım; yelkenli mavi patikleri gördüm. Üstüne bir not iliştirmiştin; “bebek patikleri, hiç giyilmemiş...”
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.