NİSANUR ÖZCAN

NİSANUR ÖZCAN

Atatürk Anadolu Lisesi Genç Yaza
Yazarın Tüm Yazıları >

ZENCEFİL  

A+A-

Çayı çok severim ben. Ihlamur başka ama benim için. Birini hasta gördüm mü hemen ıhlamur yapar götürürüm. Kafam atmış ıhlamur sevinirim ıhlamur… yine ıhlamur yapacağım evde zencefil bitmiş. Malzemeleri her yerden almam ben. Eşref Abi köyden getirir malzemeleri. Yaşlı bir anacığı var. O toplar tüm şifalı otları. Ihlamurun malzemelerini hep ondan alırım. Girdim o küçük samimi dükkâna. Değişik kokar bu dükkân. Her girdiğimde bir otun kokusu hepsini bastırır. Bu kimi zaman kuşburnu olur kimi zaman adaçayı. Dükkânın sağ tarafı değişik yağlarla doludur. Ortalar şifalı ilaçlar en sol benim çaylarım… Zencefili aldım çıktım yola. Çarşı esnafını severim ben. Bilhassa kitapçı İbrahim Abi. Oturur saatlerce değil birkaç dakika konuşur, zinhar o cümleler aklımdan çıkmaz. ‘Evlat su nedir bilir misin? Su ısınır yakar ateşle birleşir yakar yok olur kavurur daha beter yakar. Su aşktır. Misal senin yaptığın çay mı şifa olur yoksa çaydaki su mu? Su öyle bir şeydir ki hem dert hem şifa olur. Aşk da öyle hem dert hem şifadır. Su kaynaktan çıkar nereden geleceği bilinmez onun, aşk da aynı böyle işte kimden hangi kaynaktan geleceği belli değildir hiçbir zaman’ dedi o gün İbrahim Abi bana. Bugün o da farklıydı. Çay bardağının dibini gördüğüm vakit kalkmıştım. Attım kendimi fail-i meçhul yollara. Sokakta oynayan çocukları izledim bir zaman. İnsan kaç yaşında olursa olsun yalnızlıktan korkuyor yanına bir arkadaş bir dost istiyor. Aldım yalnızlığımı yanıma, gezdik beraber kalabalıkları. Tek bir insan olsa yanımda gidecekti yalnızlığım, belki de bir daha asla gelmeyecekti. Neyse canım alışmıştık birbirimize. Yuvarlanıp gidiyorduk bu sarp yokuşta.

Otobüse binmeden simit aldım. Her zaman oturduğum yer boş. Havada yağmur atıştıyor , rüzgâr hafif… insanları izliyorum. Karmaşa acele hep bir yerlere yetişme…Sonra bir an şimşekler çakmaya başladı kafamda. Aynı insanlar arasında faklı onu görmüştüm bir tek.  Yıllar aramıza taştan duvar örmüştü ama duvar yine bizim sevdiğimiz renkteydi. Yıllar önce kapanan bir kutuydu bizimki.  Dışı çiçekli…Hani içinde fotoğraflar mektuplar olan kutu. Yıllarca açmazsınız. Aradan hayli zaman geçer. Açarsınız mazinin araladığı perdeyi. Gözünüzden birkaç damla yaş süzülür. Bir zaman geçip giden yılların derdine düşersiniz. Yahut günlükteki eski sayfalara bakmak gibi onu görmek. Yaşanan kötü olayları dahi özlemek. Asla özlemem dediğiniz geçmişe dönme isteği gibi. Yıllarca kaçtığınız yalnızlıkla dost olmak gibi. Yıllar ondan da bir şeyler almıştı. Saçları hafif hafif ağarmaya başlamıştı. Hayat ne tuhaf. Beraber büyüdüğünüz bir insanın yaşlandığını görmek zaman treninin hızla geçtiğinin göstergesiydi. Onu ilk gördüğüm güne gitmiştim ben. Sonra arkasında ufaklık belirmişti. Küçük renkli gözlü temiz yüzlü bir kız çocuğu. Demek evlenmişti. Şimdi karşısına çıkıp hesap sorup beklemek vardı ama bu en büyük ihanet olurdu. Elim kolum bağlı değildi, bu sefer yüreğim prangalara takılmıştı.  Kendi yolunu çizmiş bir adama yeni yollar göstermek olmazdı. Her şeyi bir kalemde silip aynı kalemle yeni bir hikaye yazmıştı. Yıllarca yaptığım şeyi yine yapıyordum. Onunla asla yüzleşmemiştim. Beni hep başkalarından dinlemişti. İğrenç ağızlarında yıllarca benim adım dolaştı. Oysa yaşadıklarımı, beni nereden bileceklerdi? Ama benim hayatım hep böyle geçmişti. En yakın arkadaşlarımın aldığı hediyeleri hiç sevmedim ben. Etrafım beni tanımayan bir yığın insanla doluydu. Otobüs harekete başladı. Yanından geçecektik. Hesaba başladım o sırada. Saniyelerin değerli olduğunu o an anladım. Yanından hızla geçerken tekrar tekrar dururken… uzaklaştıkça uzaklaşırken… Bu simit de ne tuhaf olmuş onu da bozdular tabii zaten şu dünyada doğal ne kaldı ki. Hep eskilere geçmiştekilere hasret değil miyiz? Gelecekten çok geçmiş göz önünde hep. Geçmişten gelenler geleceği değiştirir. Sanıyorum benim geleceğimi de geçmişten gelen bu misafir değiştirecekti. Yıllarca karşıma çıkmayan kendimden bile gizlediğim gerçekle yüzleştim bugün. Kafamdan aşağı soğuk buz gibi sular boşalıp otobüs kapısından çıkıp yolunu buluyordu çünkü bu yollardaki su yağmur olamazdı. Şimdi bu su bana şifa mı dert mi olacak bilinemezdi yaşayıp görülecekti. İndim otobüsten. Elimde simit vardı sadece. Demek simitçilere kızmamak gerekti. Zencefilin acı tadı ağzımda evin yolunu tuttum.

Bu yazı toplam 1824 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.