1. HABERLER

  2. SPOR

  3. Yunus’un Od’u içimizi ısıtmadıkça… (Çelik Çomak - Nusret Kılıç)
Yunus’un Od’u içimizi ısıtmadıkça… (Çelik Çomak - Nusret Kılıç)

Yunus’un Od’u içimizi ısıtmadıkça… (Çelik Çomak - Nusret Kılıç)

Yanmadan arınma düşünülebilir mi? Aşık; maşuku için yanmalı ki sevgisinin büyüklüğü ortaya çıksın. Yunus Emre, yıllar yılı kapısında hizmetkâr...

A+A-

Yanmadan arınma düşünülebilir mi? Aşık; maşuku için yanmalı ki sevgisinin büyüklüğü ortaya çıksın.

Yunus Emre, yıllar yılı kapısında hizmetkâr olduğu Tapduk Emre’ye odun taşımış ve bu odunlar onu Derviş Yunus haline getirmiş.

Öyle insanlar vardır ki kendi varlıklarının, kendi değerlerinin kıymetini bilmezler; Yunus Emre de bu değerlerden birisi…

Önceleri tasavvufa karşı olan; fakat yaşadığı olaylar silsilesi, karşı çıktığı değerler manzumesinin içerisinde yoğurarak adeta onu bir hiçlik abidesi yapar.

Od* Yunus Emre’yi anlatan İskender Pala klasiği… Dergâha odun taşıyan; fakat dergâhtan içeri hiçbir eğri odunun girmediği bizim Yunus’un hikayesi…

Yurdundan, yöresinden kıtlık sebebiyle ayrılan; Nevşehir’de Hacı Bektaş Veli ile buluşan ve “nefes mi buğday mı?” teklifine “bize buğday lazım” deyip aldığı buğdayla yurduna dönen ve karşılaştığı manzaralarla adeta şok olan; Elif’ini, nam-ı diğer Sitare’sini kaybeden, oğlu İsmail’i emanet bırakan ve daha sonra onu da köle olmaktan kurtaramayan bir Yunus…

Bazen pişmanlıkların fayda vermediği bir dünya düzeninde yaşıyoruz. Musibetler bizi kendimize getirmeye yetebiliyor; fakat eski, sahip olamadığımız kıymetleri tekrar elde etmemize yetmiyor.

Hacı Bektaş Veli yol veriyor Yunus Emre’ye. Tabduk Emre’nin kapısına yolluyor. Yıllarca bu dergâha hizmet eden Yunus, kendi olgunluğunun farkına bile varmıyor; tıpkı “od”un kendini yakarken çevresini aydınlattığının farkına varamadığı gibi…

Uzun yıllar odun taşıyor dergâha… Yüksünmeden, erinmeden… Bir yandan da oğlu İsmail’in “od”u yakıyor benliğini. Hasret ateşi bütün hücrelerini kuşatıyor. Vuslat özlemi “od”u bir başka türlü harlıyor.

Odun taşımaktan su çekmeye terfi ettirilen Derviş Yunus’un sırtında yaralar oluşmaya başlıyor. Arkadaşı, Yunus’a merhem sürüyor ve durumu efendisine arz ediyor. Efendisinin tepkisiyle karşılaşan Yunus, kendisine değer verilmediği, kendisinin gözden çıkartıldığı zehabına kapılarak habersizce dergâhtan ayrılıyor.

Oğlu İsmail’i bulma “od”uyla yanıp tutuşan Yunus’u yolda dervişler karşılıyor. Eşkiyaların kol gezdiği bir ormanda korkuyla birkaç gün yaşıyor. Akşam bir mağaraya gelen dervişlerin duasıyla sofralar açılıyor. Her gün bir derviş dua ediyor. İsteme sırası Yunus’a geldiğinde o, ne yapacağını bilemiyor. Arkadaşları hangi dilekle dua ettiyse kendisi de aynı şekilde dua ve istekte bulunuyor. Diğerlerinden daha mükellef bir sofra kuruluyor. Herkes şaşırıyor. Yunus’a nasıl dua ettiğini soruyorlar. Yunus da “sizler kimin adına dua ettiyseniz onun hürmetine” diye cevap veriyor. Dervişler: “Biz, Yunus Emre adına” dediklerinde dergâhtan ayrılmanın mahcubiyeti içerisinde bin pişman olarak Bizim Yunus olmaya aday olarak tekrar Tapduk’un kapısını tutuyor.

Madde ile mana dengeli olmalıdır der, Yunus’un eşi Elif, namı-ı diğer Sitare: “Denge, madde lehine bozulunca insanın nefsi; mana lehine bozulunca ruhu öne çıkıyor, biri diğerini bastırıyor.” Yunusça bir söyleyiş…

∞∞∞

Yunus Emre Ölüm döşeğinde iken Molla Kasım bugüne kadar kaç şiir yazdığını sorar. Yunus’un verdiği cevap tam bir sufi cevabıdır: “Sevgiliye yollanan hediyeler sayılmaz ki…” O yüzden Yunus Emre 13. Yüzyılda bedenen yaşadı; kıyamete kadar da ruhen yaşayacak…

∞∞∞

Roman; kurmaca, fiktif bir yapıdır. Yaşanılan olay örgüsü gerçek değildir; bu eser de tarihsel bir roman çalışması olduğu için olaylar kronolojik değil de roman akışı ve estetiği içerisinde verilmiştir. Birebir sebep-sonuç ilişkisi ve tarihsel olayların tam akışı verilememiş olabilir. Bu bir kusur değildir. Yazarın bir üslubudur.

Gerçek olan hayatın kendisidir; roman kurgudur. “od “ a da böyle bakmak gerekir.

İskender Pala’nın mükemmel üslubuyla Yunus Emre’yi yeniden hatırlamış olduk. Edebi zevkimize bir yenisini daha ekledik.

Ancak, Yunus’un “od”u içimizi ısıtmadıkça gerisi laf-ı güzaf…

*Od: İskender PALA, Kapı Yayınları, 2013, İstanbul.

Bu haber toplam 548 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.