1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Yavru Vatan Kıbrıs – 8
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Yavru Vatan Kıbrıs – 8

A+A-

sanat kalemi

alaattin-karaer--kose-yazisi1-008.jpegalaattin-karaer--kose-yazisi2-005.jpeg

 

     Otobüsümüz, yoksul Kıbrıs köylerinin içinden geçerek, Murat Ağa ve Sandallar Kötü halkının yattığı şehitliğe doğru yol almıştı. Şehitliğin önüne geldiğimizde; Kıbrıs Barış Harekatının canlı şahidi ve yaşayanı,  10 Nisan 2018 tarihinde 71 yaşında aramızdan ayrılan Kamil Meriç bizleri bekliyordu.

Köşe yazarımız Alaattin Karaer Muratağa ve Sandallar Toplu Mezarı anıtı

önünde o günleri canlı olarak yaşayan Kamil Meriç’le birlikte!

Bizleri karşısına alarak anlatmaya başlamıştı. O gün, hiç eksiksiz kendi ağzından çıkanları  sizlerle paylaşmam istedim;

     Hepiniz hoş geldiniz!

     Burası bir şehitliktir. Murat ağa ve Sandallar köyü halkının yatmış olduğu yerdir. Hepimiz biliyoruz,  20 Temmuz Barış harekatını ve Türk ordusunun bu yunan cuntasına vurmuş olduğu o Atatürk tokatının güne efendim.

     Ancak bunu böyle bilelim. 20 Temmuz gerçekleşmeseydi ve Türk ordusu adaya girememiş olmasaydı, bütün  Kıbrıs Türklerinin akıbeti böyle olacağının bilinmesini isterim..

Fakat bazı ağızlar başka konuşur.

     Bizler o günlerden kalma canlı tarihler olarak, canımız bedenimizde olduğu müddetçe Anavatan Türkiye’me ve onun bağrından kopan kahraman Türk ordusuna şükranlığım sonsuzdur efendim.   O güne gelelim. İşte o, 20 Temmuz barış harekatı başladığı gün bu Rum ve Yunan ikilisi öyle bir sevdadaydılar ki;  Kıbrıs Türkünü bir tokatta yok edip adayı Yunanistan’a 13. ada olarak ikram etmekti.

     İlk hareket başladığında bu gün gezip de göreceğiniz dikkatinizi çekmek isterim. Üç tane küçük Türk köyü mevcuttur. Bunlar Muratağa, Sandallar ve Atlılar köyü.

     İşte hareket başlarken bu Rum ve Yunan ikilisi bu üç küçük köye saldırıyorlar ve hepimizi esir ediyorlar. Tabi hepimiz derken ben, biraz ilerdeki Atlılar köyündenim.

     Ve bizleri o esir alma durumunda, bunlara tekrar karşı durmayalım diye bende dahil yetişkin olan erkekleri topluyorlar. Bizleri asker misali,  iki kamyon içerisine doldurup işkence kamplarına, eziyet kamplarına gönderirler efendim..

     Tabi okuyacağınızda dikkatinizi çekmek isterim, içerisinde hiç yetişmiş erkek yok hep anne ve çocuklar, anne ve çocuklardır. İşte bizler gideriz. Ancak bu üç küçük köyün katliama maruz  kılınmış olan bu soydaşlarımız köylerinde kalmaktaydılar. Ancak bölgede yuvalanmış olan,   Rum ve yunan ikilisi bu soydaşlarımıza insanlık dışı muameleler yapmakta geri kalmazlar. Ve artık ordumuzun bilir yönüyle başlatmış olduğu 14 Ağustos ikinci yıldırım harekatında maalesef ordumuz önünde dikiş tutturmayan Rum’la Yunan ikilisi bölgeyi terk etmek mecburiyetinde kaldıkları için, efendim işte bu ulus o tarihi hortlatırlar.

     Kurtuluş savaşında, Anadolu ve İzmir’de yapmış oldukları gibi, ordumuzdan intikam alamayınca bu savunmasız insanlardan almaktan geri kalmıyorlar. Murat ağa ve Sandallar köyüne girerler ve saklandıkları yerlerden topladıkları işte bu soydaşlarımızı 89 kişi 4 aylıktan 95’lik ihtiyarlara kadar. Ve bu soydaşlarımızı bulunmuş olduğumuz yerden 700 metre ilerde genişçe bir çukura götürürler, orada kurşunlarlar, parça parça ederler ve üzerlerine yakıcı madde döküp cayır cayır yakmışlar efendim, ve iki gün sonra 16 Ağustos itibariyle ordumuz buraya ayak bastığında ve köyleri darmadağın bulup, halkımız nereye gitti saklanmış acaba diye yapmış oldukları araştırmalar sonucunda orada tespit eder ve derhal Birleşmiş Milletler ve dış basın örgütünü çağırtır, bu katliam onların gözetiminde açılır ve sergilenir efendim.

Muratağa ve Sandallar Toplu Mezarını ziyaret ederek dua eden Kırıkkale’liler.

Bir mezbaha yuvası misali 89 kişinin kalıntısı ve işte görmüş olduğumuz bu yeri çarçabuk düzenlenir, vücudun kalın parçaları toparlanıp getirirler ve iki yığının altında yatmaktadır ve işte bu Rum Yunan ikilisi çıktıkları soykırım harekatıyla bu iki köyümüzü yok ederler

     Ondan sonra hedefleri biraz sonra gidip göreceğiniz benim köyüm olan Atlılar köyüne varırlar

     Ve köyümde toplamış oldukları 37 kişiyi işte bu 37 kişi içerisinde benim eşimde vardı efendim.   Beş tane yavrucuğun vardı. En küçüğüm 1.5, en büyüğüm 6.5 yaşında, evet onları da toparlarlar yine köyün kuzeyine götürürler ve bunları da keseceğiz hesabıyla beraberlerinde götürdükleri dozerle dere yatağı içerisine açtıkları şu ebatta kanal çukurunun önüne dizmişler ve yapılan yaylım ateşinden sonra adeta yarı canlı olarak kanal çukuruna ve üstlerinden de dozerlerle gidip gelmişler

     İşte bu köpek gavur madem ki canım bedendedir. Üstüme vurdukları bu bıçak darbesinden habersizdim. Yunan ordusundaydım. İşkenceler gördüm. Eziyetler gördüm efendim. kafadan atmayalım, anamızdan emmiş olduğumuz bir kaşık sütü bu köpekler burnumdan getirdiler. Artık gün gelirde mübadele ile Lefkoşa’ya geldiğimde, o işkence aleminde eşime ve çocuklarıma duyduğum derin özlemle kanatlanıp uçarcasına köyümüze geliriz Fakat köyümü köy olarak görmem efendim. Her tarafı kasıp kavururlar. Çok ararım. Hiçbir yerde yok, yok efendim. Artık tüm umutlarımın koptuğu bir anda, yüce allahımın takdiriyle orada katliam çukurunu tespit ederiz.

     Ve derhal Ordumuza haber verilip gelinir, hep birlikte besmele çekilip açmış oldukları katliam çukurunun içerisinde ilk görmüş olduğum eşimin kucağında boynuna sımsıkı yapışmış bir şekilde tutan çocuğum. O ilginç görüntü üzerinde orada olan  Birleşmiş Milletler ve dış basının birbirine girip de yapmış oldukları araştırmalar sonucunda  üzerinden 40 tane kurşun çıkarılan 1,5 yaşındaki benim çocuğum çıkar efendim.Ve toprak temizlendikten sonra artık Mantar gibi beş tane yavrucuğum ve eşim gözler önüne serilir..

     İşte bu vesile iledir ki sizlerin ve tüm ulusumun huzurunda canlı tarih olarak bulunmaktayım.

     Ve bu yakın geçmiş tarihimizden, şimdiki çağın gençlerine bir şeyler vermek için, bir şeyler  anlatmak için buradayım. Ve de Türkiye’min dört bir yanından buraya gelip de ziyaret eden değerli konuklarımızın bilgisine vermek amacıyla işte o devam ettirebildiğim Sıcacık yuvamı bu köpekler ordusunun nasıl ve ne biçim karanlığa boğduğunu okuyup ibret alınması için Karanlık dünyam isimli kitap altında da toparladım.

     Çünkü Rum’dan hiçbir zaman dost olunamayacağını ve bu koskocaman dünyamda da

     Türkün Türk’ten başka dostu olmadığının tek bir kanıtıdır efendim.

     Bütün Hıristiyan alemi gelsin o yapanlar görsün efendim, bu şehit olunan soydaşlarımız acaba elleri silah tutup da cephede boğuşup da çarpışırlar mıydı efendim.  Suçları neydi. Aradan geçen bu kadar zaman gelsinler o Avrupa insan hakları mahkemesi gelsin benimle dalaşsın. Çünkü yaşamayan bilmez. Ateş düştüğü yakar efendim kolay değildir. İşte efendim sizlerinde bunu bilmesini isterim Türkiye’nin dört bir yanından o ana kuzularımız kopup bu yavru vatanıma hizmet yapmaya geliyor efendim. Bizim istediğimiz Tekrardan bu acı gerçekler yaşanmasın. Ve güle güle kopup bu yavru vatanıma hizmet yapmaya geliyorlar ve dileğim olağan üstü bir durum yaşatılıp da o analarına o bacılarına ağıt yaktırmasınlar. Giden gelmedi acep nedendir türküsünü söyletmeyelim efendim. Ve yarın teskereyi aldıktan sonra da koşarak o sevenlerinin boynuna atılmalarıdır efendim. En büyük barış budur. Ve İşte efendim gerçekten bölgemiz açısından ne olduğunu sizlere bir şeyler anlatabildiysem bir şeyler verebildiysem ne mutlu bana, ve hepinizi de en içten saygıyla selamlarım. Ben dahil tüm katılanların gözlerindeki yaşlar kendiliğinden akmaya başlamıştı.

      Bizlere Rum ve Yunan baskı ve zulümlerini anlatan o günleri yaşayan Kamil Meriç’in 30 sayfalık kendi anılarını yazmış olduğu kitapçıktan alarak ve el sallayarak, beklide bir daha görüşmemek üzere, onu anılarıyla baş başa bırakarak yolumuza devam ediyoruz. devam edecek…

 

Bu yazı toplam 403 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.