1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Yavru Vatan Kıbrıs – 4
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Yavru Vatan Kıbrıs – 4

A+A-

sanat kalemi

alaattin-karaer--kose-yazisi1-004.jpegalaattin-karaer--kose-yazisi2-001.jpeg

 

 

2006 yılında;  Dr. Çiğdem Karaer Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak ve  Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş’la resim sergisini  gezerken!

 

2006 yılında gitmiş olduğumuz Kıbrıs’ta, oğlumuzun okuduğu Yakın Doğu Üniversitesine gitmiş, arkadaşlarıyla ve okulun yurt müdürü ile tanışmıştık. Oğlumuz hakkında övücü sözler söylemesi, bizleri gururlandırmıştı.

     Ortadoğu’nun sanırım en güzel ve kapsamlı kütüphanelerinin hizmete açıldığını belirten oğlumuzun sözleri üzerine, Kütüphaneyi gezmiştik. Gerçekten muhteşemdi. 24 saat açık olan ve hizmet veren bu kütüphanede, her yer bilgisayarlarla, dünyanın her yeri ile bağlantı ve bilgi akışı sağlanabilme özelliğine sahip bir teknoloji ile donatılmış.

      Kütüphanenin giriş ve geniş salonunda açılacak olan Azerbaycan Resim Sergisi için, davetli olduğumuzu belirten yurt müdürünün hatırı için katılmak zorunda kalmıştık. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak açılışa davetliydi.

     Açılış için katıldığımızda görülen tablo, bizim ülkemizde olduğu gibi katılanlardan çok korumanın olduğu bir tablo değildi. O kadar üst düzeyde kişinin katılmasına rağmen, herhangi bir koruma yoktu ortalıkta. O nedenle de kendileri ile fotoğraf çekme ve sergiyi gezme, ayak üstüde olsa tanışıp konuşma olanağı bulmuştuk.

      Açılış kokteyliydi ve bir saatten fazla kaldık. Azerbaycan Üniversitesinden görevli gelen Bayan, benim resimlerle ilgilendiğimi görünce, yanıma gelerek. Azerbaycan şivesi ile, sizin ilgili olduğunuzu fark ettim, herhangi bir sorunuz varsa yardımcı olayım demişti. Bende resimleri kimlerin yaptığını, ne için, ne kadar zamanda yaptıklarını sorduğumda;

      6 öğrencilerinin Yakın Doğu Üniversitesinin davetlisi olarak geldiklerini, 21 Mart - 2 Nisan tarihleri arasında bu öğrencilerin iki gün resim yapacakları, özellikle ilham alacakları yerleri tespit etmeleri için gezdirdiklerini, kalan on gün içinde de bu resimleri tespit ettikleri yerlerin karşısına geçerek natürel çalışma yaptıklarını, resimlerin satışının olmadığını 10 gün süreyle serginin açık kalacağını ve tabloların Üniversiteye bırakılacağını belirtmişti.

 

 

 

 

2006 yılında; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 1. Kitap Fuarında Köşe yazarımız  Alaattin Karaer, yazar Canan Tan’la!

 

alaattin-karaer--kose-yazisi3-001.jpegalaattin-karaer--kose-yazisi4.jpeg

 

     Rehberimiz Muhammet; İlk ziyaret edeceğimiz yerin; Arap akınları sırasında Kıbrıs’a gelen askerlerin ve Hz. Ömer kumandasındaki askerlerimizin şehit edildiği bir türbe olacağını, burayı ziyaret edenlerin dileklerde bulunduklarını, yerine gelenler tarafından da sıkça ziyaret edildiğini belirtikten sonra, otobüsümüz yeni yapılmış çevre düzenlemeleri bitmemiş dar sokak aralarından geçerek türbenin önünde durmuştu. Deniz kenarındaki türbenin girişindeki yazı şöyleydi;

 

HAZRETİ ÖMER TÜRBE (TEKKE) Sİ ESHABI KİRAM MAĞARASI

Hazreti Osman Radyallahu Anh zamanında Miladi 647-649 (Hicri) 28 yılında Kıbrıs adasına cihada gelen ve adayı fethedip 400 yıl kira alan İslam mücahitleri şehit düşen komutan Hazreti Ömer ve altı silah arkadaşı bu mağaraya defnedip Kıbrıs adasına ilk İslam mühürünü vurdular. Bilahare mağara yanına mescit inşa edip ikinci İslam mühürünü vurdular. Şehitler 1571 yılına kadar bu mağarada kaldılar. Mağara deniz etkisi ile küçüldüğü için Kıbrıs’ı fetheden Osmanlı mücahitleri, şehitleri mehcit içindeki makama nakletme çalışmaları başlattılar. Şehitleri hiç çürümemiş ve bozulmamış bir şekilde bularak bugünkü makama nakil ettiler. Hepsi peygamberimiz (Salallahu Vesellem) efendimizi gören, sohbetinde bulunanlardır. Yani eshabı kiramdır. Altısının adı gayri mebeyyen (bilinmiyor olup komutanlarının adı Ömer’dir. Halife Hazreti Ömer Faruk (RA) değildir. Halife Hz. Ömer (RA) peygamnerimiz (SAV) in yanında Medine şehrindedir.

Allah (Celle Celahehu) rızası için;

Peygamberimiz (SAV) ve ona ümmet olanlardan ahrete intikal edenlerin ruhları için onbir (11) İhlas Süresi (Kulhuvallahi Ehad..) ve bir (1) Fatiha okuyanların akıbetleri hayrola.

EL FATİHA

 

     Kuzey Kıbrıs Tarihi ve Tarihi eserleri, Kıbrıs Türk Ansiklopedisi ve Kıbrıs’ta Türk eserleri kaynaklarında ise şöyle bilgiler bulunmaktadır;

     Çatalköy’den bir kilometre kadar sahile doğru ilerlediğimiz zaman sahilde yüksekçe bir yerde beyaz bir bina görürüz. Hz. Ömer Türbesi ya da Tekkesi olarak bilinen bu binada adları bilinmeyen yedi İslam mücahidinin türbesi bulunmaktadır.

     Bazı arşiv kaynaklarına göre, M.S. VII. yüzyılda İslam akınları sırasında Muaviye Ordusu’nda bir deniz birliğinin komutanı olan Hz. Ömer, askerleri ile adanın kuzey sahiline hücum etmiştir.  Askerin karaya ayak bastığı yerde yapılan savaşta Komutan Ömer, altı arkadaşı ile birlikte yerli Bizans askerleri tarafından şehit edilmiş ve naaşları tabutlara konularak buradaki bir mağaraya gömülmüştür.

     Ada’nın 1571 yılında Türkler tarafından fethinden sonra, bu mezarlar bulunarak, kalıntıları mağaradan çıkartılmış ve şimdi bulundukları yere gömülmüş olup, üzerlerine türbe ve mescid yapılmıştır. Bu türbede naaşı bulunan Hz. Ömer’in, Peygamberimizin sahafelerinden olan Halife Hz. Ömer ile yakın veya uzak herhangi bir ilgisi yoktur. İslami inanca göre şehit, şehit olduğu yere defnedilebilir ve şehidin yattığı yer kutsal toprak sayılır.

     Hz. Ömer Türbesi ve mescidinin yapılışı hakkında, arşiv kaynaklarında bulunan bilgilerin yanı sıra, halk arasında dolanan farklı efsanevi hikayeler bulunmaktadır. 

     Bu hikayelerin birine göre, çok eskiden korsanlar, kıyıları talan edip, kadın ve kızları kaçırırlardı. Bir gün Hacı Hasan adlı çoban oralarda sürüsünü otlatırken, kıyıya yaklaşan çıplak direkli bir gemi görür. Bunların korsan olduğunu anlar ve kayaların arkasına saklanır. Bu arada insanlar korsanların elinden kurtarması için Tanrı’ya dua etmeye başlar. Tam o anda al atlara binili sakallı yedi süvari belirir. Süvariler, bir çobana bir de yaklaşan gemiye baktıktan sonra, atlarını nallarından ateş açarak çıkartarak, deniz kıyısındaki kayalıklardan denize sürerler. Deniz üzerinde gemiye doğru yol alıp yanına vardıkları sırada, süvarilerle gemi ortadan kaybolur. Buna göre Hacı Hasan saklandığı yerden çıkarak, kayaların aynına gider ve üzerlerindeki nal izlerini görür. Köye dönerek, bu olayı köylülere anlatır. Köylüler Hacı Hasan’a inanmayıp kıyıya gelir ve kayaların üzerindeki nal izlerini gözleriyle görünce çobanın doğru söylediğine kanaat getirirler. O günden sonra da, bu köye bir daha korsanlar gelmeyince köylüler, yedi süvariye olan minnettarlıklarını belirtmek amacıyla aralarında topladıkları parayla nal izlerinin bulunduğu kayalık üzerine türbe ile mescidi yaparlar.

     Hz. Ömer ve altı arkadaşlarının burada şehit edilmesi ile ilgili olarak ise, halk arasında efsaneleşmiş bir hikaye anlatılmaktadır. Hikayeye göre, Arap Ordusu komutanı Ömer, Kıbrıs’a görevli olarak gelir. Bizanslılardan korunmak için, çıktığı kıyıda altı arkadaşı ile beraber, şimdiki türbenin güney doğusundaki bir mağaraya baskın düzenler. Mağaranın içinde yer alan çatışmada Ömer ile arkadaşları şehit edilir. İki yıl sonra cesetleri hiç bozulmamış olarak bulunan halk tarafından aynı yere gömülür. Sözü edilen mağara, 1974 yılına kadar Kıbrıslı Türkler ve Rumlar tarafından kutsal sayılmakta ve adak amaçlarıyla ziyaret edilmekteydi. Türkler mağaranın Hz. Ömer’e, Rumlar ise Aya Fanontes adlı bir azizeye ait olduğuna inanmaktadırlar.

     Türkler, hem Türbeyi hem de mağarayı kutsal sayarken, Rumlar yalnızca mağarayı kutsal saymaktadır. Mağaraya mumla yağ yakılmakta, para bırakılmakta, tavandaki sivri taşlara bez bağlanarak, tutulan dilek gerçekleştiğinde bu bezler çözülmekteydi. Türbe, günümüzde sadece ibadet amaçlı kullanılmaktadır.

     Deniz kıyısında, kayalık bir arazi üzerine kurulan Hz. Ömer Türbesi iki katlı olup, alt katta türbenin bulunduğu mekanın güneyinde revak şeklinde bir giriş bölümü mevcuttur. Buradan türbe ve mescide inilmektedir. Girişin sağındaki yedi mezarın bulunduğu türbe kubbeyle, diğer kısımlar düz tavanla örtülüdür. İkinci katta kemerlerle bölünmüş ziyaretçilere ait odalar vardır. İç mekan ve dış duvarlar, kireçle sıvanmıştır. Yapıda rastgele asılan yazı ve dokuma levhalardan başka süsleme unsuru yoktur. Zaten çarpık bir plan ve mimariye sahip olan yapı, 1963 yılında Rumların tahribi ve 1974 yılında yıldırım çarpması sonucu hasar görmüş, 1978 yılında gerçekleştirilen bilinçsiz bir onarım sonucu da, gerçek özelliğini kısmen de olsa yitirmiş ve mimari değeri olmayan bir yapı haline gelmiştir.

     Kadınlar ziyaretlerini ve dualarını yaptıktan sonra ayrılmıştık…

 

devam edecek…

 



 

Bu yazı toplam 1048 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.