1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Yavru Vatan Kıbrıs – 25
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Yavru Vatan Kıbrıs – 25

A+A-

Sanat Kalemi

alaattin-karaer--kose-yazisi1-023.jpegalaattin-karaer--kose-yazisi2-022.jpegalaattin-karaer--kose-yazisi3-016.jpeg

     Bellapais Manastırından ayrılıp, otobüsümüze bindiğimizde, saat 17.30 bulmuştu. Girne kalesi kapanmadan yetişmemiz gerekliydi. 15-20 dakika sonra Girne Kalesindeydik.

      Geçen gezimizde Limana hakim durumda olan kale dikkatimizi çekmişti, o zaman teklif benden gelmiş, eşimde şaşırmıştı. Gezelim mi gezmeyelim mi diye tereddüt ederken kendimizi kalenin girişinde bulmuştuk. Ne güzel muhteşem kaleydi. Benim tarihi kalıntılara fazla ilgim yoktur, fakat gerçekten şimdiye kadar gördüğüm kaleler içerisinde en güzeli ve bakımlısıydı. Doğal güzellikleri ve tarihiyle adanın en gözde turistik beldelerinden Girne'nin kuzeydoğusunda bulunan kale, Akdeniz'in mavi sularına açılan limana hakim konumuyla da görülmesi gereken yerlerin başında geliyordu. Yüzyıllar boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış Girne Kalesi, mimarisinin yanı sıra tarihi ve kültürel dokusuyla kapalı alanları dışında bahçesi adeta açık hava müzesini andıran Kıbrıs’ın en güzel deniz manzaralı yerlerinden birisiydi çünkü. O nedenle de grup arkadaşlarımın görmesini istemiştim. Tur programına eklemeseydi,   

     Farklı mimari yapısıyla şehrin en muhteşem yapılarından olan kaleyle ilgili araştırmalar,    Bizanslılar tarafından Arap akınlarına karşı kentin korunması amacıyla milattan sonra 7. yüzyılda     yaptığı kale, Girne'de tüm görkemiyle bölgede yaşayan uygarlıklar hakkında, bir zaman tünelinde geziyormuş hissi veriyor. Akdeniz’de Orta Çağ’dan bugüne kalan yapısıyla, adeta tarihi bir şölen yaşatıyor.

     Kalede gezinirken Bizans, Fransız asıllı bir hanedanlık olan Lüzinyanlar, Venedik, Osmanlı ve   İngiliz medeniyetlerine ait izlere aynı anda rastlamak mümkün.

     Adanın 1491’de Venediklilerin eline geçmesiyle yüzyıllar içinde pek çok değişikliğe maruz kalarak bugünkü şekline kavuşan kale, 1570’de Lefkoşa'daki Osmanlı zaferinden sonra direniş gösterilmeden Osmanlılara teslim edilmiş ve 300 yıl boyunca Osmanlıların elinde kalmış.

     Osmanlı Devleti'nin adayı fethi sırasında şehit düşen Osmanlı Amirali Cezayirli Sadık Paşa'nın lahiti de kalenin giriş bölümünde yer alıyor.

     Osmanlı döneminde kaleye yapılan ilavelerin tamamı İngiliz sömürge dönemindeki restorasyon çalışmaları sırasında ortadan kaldırıldı. Sonrasında İngilizler kaleyi hapishane ve polis okulu olarak kullandı.

     Kale içinde, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, çok sayıda farklı mimari eser bulunuyor.

     Kale içinde St. George Kilisesi, Lüzinyan ve Venedik Kulesi, Kırnı mezarları, kalenin su ihtiyacını karşılamak için yapılan sarnıçlar ve yine Lüzinyan dönemine ait zindanlar bulunuyor.

      Kalenin içindeki 12. yüzyıla ait Bizans yapısı St. George Kilisesi'ne kapalı dar bir geçitten ulaşılıyor. Bizans ve Lüzinyan dönemlerinde kale dışında bağımsız bir yapı olan bu kilise Venedik döneminde kalenin içerisine alınıyor.

Kaledeki gizemli yerlerden biri de Lüzinyan dönemine ait zindanlar. Zindanlarda, Orta Çağ'da insanlara yapılan acımasız işkenceler heykellerle canlandırılıyor. Bir zamanlar işkence çığlıklarının yükseldiği bu zindanları gezenlerin tüylerinin ürpermemesi mümkün değil.

 

 

 

     Kalenin içindeki Lüzinyan Kulesi, yüzyıllar boyunca hangi medeniyetlerin kaleyi kullandığını  gösteren tarihi bir yapı olarak dikkati çekiyor. Kulede Lüzinyan, Venedik ve Osmanlı dönemlerinin özelliklerini yansıtan dönemin savaş zırhlarının yanı sıra kaleye hakim olmuş ülkelerin bayrakları da sergileniyor.

     Kalenin ilgi çeken noktalarından Venedik Kulesi de yine bu dönemin mimarisini yansıtması açısından oldukça büyük öneme sahip. Bu bölümde kuleden top atışı hazırlığı yapan Venedikli askerlerin canlandırmaları yer alıyor.

Kale içinde yerli ve yabancı turistlerin en çok dikkatini çeken mekanlardan biri de "Batık Gemi Müzesi".

     Araştırmalar, 1967’de balçığa gömülü olarak bulunan geminin, 80 yıl hizmet verdikten sonra milattan önce 300'lü yıllarda açık denizde yakalandığı fırtına sonucu eski Girne Limanı açıklarında battığını ortaya koyuyor.

     Dünyanın en eski batık gemilerinden birinin sergilendiği müzede bu geminin çıkarılma öyküsünün fotoğrafları sergilenirken, diğer odada ise özel bir havalandırma sistemiyle korunan geminin kendisi bulunuyor.

     Müzede ayrıca yaklaşık 2 bin 300 yıllık Girne Batığı'nın taşıdığı yük ve malzemelerin yanı sıra geminin maketi de sergileniyor.

    Kalede gezerken, havanın bugün, ilk geldiğimiz günden güzel ve denizde de fazla dalga olmadığını dolayı, tekne sahibi Mehmet beyi aradım. Yat Limanının yanındaki Girne Kalesinde olduğumuzu 15-20 dakika sonra ayrılacağımızı söyledim. Teknenin hazır olduğunu, bizleri beklediklerini söyledi. Kısada olsa, tekne gezisini yapmalıydık, aklımızda kalmamalıydı…

devam edecek…

Bu yazı toplam 220 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.