1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Yavru Vatan Kıbrıs – 23
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Yavru Vatan Kıbrıs – 23

A+A-

Sanat Kalemi

alaattin-karaer--kose-yazisi1-021.jpegalaattin-karaer--kose-yazisi2-020.jpeg

 

    Şehitlerimizi gözyaşlarımla geride bırakarak, Beşparmak dağlarının Kuzey eteklerindeki bir yapı olan St. Hilarion Kalesine doğru yol alıyoruz.

Girne’ye 10 km. kadar uzaklıkta ve yüksekte olan kaleye aracımız dar, virajlı yolardan temkinli bir şekilde ilerliyor. Bir virajın dönüşünde otobüsün birisi, otomobilin birisine hafifte olsa çarptı. Biz sağ salim kalenin önünde park eden aracımızdan indik. Kalenin alt kısmı deniz seviyesinden yaklaşık 600 metre, en tepesi ise 700 metrenin üzerinde yükseklikte olan kalenin en üstüne 500 yakın basamakla erişilebiliniyormuş. Rehberimiz gerekli bilgileri vererek, gelmek isteyenlerle kaleye çıkacağını söyleyerek, otobüsün park ettiği yerde buluşmak üzere serbest bıraktı. Bu kadar yol gelmişiz de kaleye çıkılmaz mıydı!

    Kim çıktı kim çıkmadı bilemiyorum. Ben canımın derdindeyim çünkü. Çıkmaya gerçekten değer bir kale…

    Kale Kıbrıs’ın en temel kalesi ve ortaçağ’a ait en etkileyici mimariye sahip olanlardandır. St. Hilarion Kalesi, Kalenin günümüzdeki adı, Kudüs’ün Araplar tarafından ele geçirilmesinden sonra Mısır’dan Kıbrıs’a göçmen olarak gelen ve ömrünün son yıllarını ibadetle geçiren Aziz Hilarion’dan aldığı sanılmaktadır. Adaya gelen Hilarion 370 yılında kalenin durduğu yere başta kilise ve manastır inşa eder. Manastır ve etrafı Bizans İmparatorluğu zamanında, Kıbrıs’ı Arap Akınlarına karşı savunmak ve kontrol amaçlı güçlendirilir ve kaleye çevrilir.

    XIII. yüzyıl başında Kıbrıs’a gelen Lüzinyan kralları kaleye ilaveler yapmak suretiyle burasını hem askeri, hem de ikamet amaçlı kullanmışlar. Bu nedenle kale Bizans Dönemi’ne ait olmakla birlikte, çoğu kısımları Lüzinyan Dönemi’ne aittir. 1489 yılında Kıbrıs’ı işgal eden Venedikliler denizden uzak olan kaleyi savunma amacıyla kullanmayı gerekli görmediklerinden yıkıp terk etmişlerdir. St. Hilarion Kalesi yapı itibarıyla aşağı kısım, orta kısım ve yukarı kısım olmak üzere üç kısımdan ibarettir.

     Aşağı kısımda, dış giriş kapısı, kalenin ana girişini koruyan ve etrafı duvarlarla çevrili Barbican denilen alan, kalenin ana giriş kapısı, toplanma alanı, su sarnıcı, köşe kulesi ve müze olarak kullanılan Lüzinyan Dönemi’ne ait yüksek kemerli ahır yapıları yer almaktadır. Orta kısma, Bizans ve Lüzinyan Dönemleri’ne ait duvarların bulunduğu geçilerek girilmektedir. Burada, X. yüzyıla ait Bizan Kilisesi, Kraliyet sarayı salonu ve geçiş holü, dam teras (Belveder), mutfak, mahzen (kiler), teras, XIII. Yüzyıl sonlarına kadar Kraliyet ailesi tarafından kışlık ikametgâh olarak kullanılan dört katlı Lüzinyan Kraliyet Sarayı, kışla ve Lüzinyan Dönemi su sarnıcı yer almaktadır.

   Yukarı kısım, iki tepe arasında yer alıyor. Burada, Bizans Kulesi, mutfak ve servis yapılarının bulunduğu alan, Kraliyet Sarayı, XVI. Yüzyılda yapılmış ek odalar ile Lüzinyan Dönemi’ne ait Kraliçe penceresi, su sarnıçları ve Prens John Kulesi yer almaktadır.

   Prens John, Kral Peter I’in kardeşi olup onu öldürenler arasında yer almıştır. Bu nedenle Peter I’in karısı Kraliçe Eleonora ondan intikam almaya karar verir. Bu nedenle ilki onun itimadını kazanmak için, Girne Kalesi’nde düzenlenen bir ayinde barışık kalacaklarına ant içerler. Eleonora Lefkoşa’ya ulaşır ulaşmaz prense bir mektup göndererek paralı Bulgar askerlerin kendisini öldürüp kaleyi ele geçireceklerini bildirir. Buna inanan Prens John, kalenin en yüksek kulesine çıkar ve Bulgar askerleri teker-teker kuleye çağırarak onları kuleden aşağıya atar.

    Bunlardan sadece bir tanesi sağ kalır. Bu olan sonrasında kalede yalnız kalan prens John kraliçe Eleonora’nın Lefkoşa’daki sarayına gider. Orada birlikte edikleri yemekten sonra Eleonora kocasının kanlı gömleğini Prens John’a gösterir ve sırada hazır bekleyenler onu teker-teker bıçaklayarak öldürürler. Gözyaşları içinde cesedini önce evine götürürler, sonra da Lefkoşa’daki St. Dominic Kilisesi’ne gömerler. Osmanlı İmparatorluğu zamanında kale önemsiz kalır. Fakat, Milli Mücadele yıllarında (1963-1974) ‘Kartal Yuvası’ olarak adlandırılıp karargâh olarak kullanılır. devam edecek…

alaattin-karaer--kose-yazisi3-014.jpegalaattin-karaer--kose-yazisi4-001.jpeg

 

Bu yazı toplam 780 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.