1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Yavru Vatan Kıbrıs - 2
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Yavru Vatan Kıbrıs - 2

A+A-

sanat kalemi

alaattin-karaer--kose-yazisi1-082.jpgalaattin-karaer--kose-yazisi2-079.jpg

 

     “Ayağınızda ayakkabı varken geziniz” sloganı ile yol alıyoruz.

     Evet dolu dolu yaşadığımız, 3 gece 4 gün kaldığımız, Yavru Vatan Kıbrıs gezimiz…

     Benim gibi daha önce görmüş olanların anılarını tazelemek, görmeyenler için,  okuduğum, rehberimizin anlattıkları, daha önceki gezilerimde, gördüklerimle ve yaşadıklarımla yaptığım sentez sonucunda gezi yazımı sizlerle paylaşmak istedim.

     Birkaç ay önce kızımızla, damadımız Ankara’dan Gömü-Tur ile gittikleri Kıbrıs turundan çok memnun kaldıklarını söylemişlerdi. Bende, onların görüşleri doğrultusunda, gitmek isteyen arkadaşların kayıtlarını Gömü-Tur yetkilisi ile görüşerek yaptırdım. Biz 17 kişiydik. Her şey yolunda gidiyordu. Bir hafta öncesi tur şirketi, ilgili açıklamalar gönderilmişti. Ne zaman, hangi saatte hava alanında olunacağı v.b.

     İlk gün Kıbrıs’ta serbest zaman olacağı, iki gün üst üste Kültür gezisi ile devam edilecekti. İlk gün akşama kadar boşa geçirmemek gerekliydi. Daha önce Kıbrıs’ta bulunan oğlumu arayarak, tanıdık arkadaşlarından,  birkaç saat tekne turu ayarlamanın mümkün olup olmadığını öğrenmesini istedim. Sağ olsun, Girne’deki Anadolu Otelin sahibi Olgun bey, hemen ilgilenip, tekne sahibi Mehmet Düz’ün telefonunu iletti. Wapsapp aracılığıyla görüştüğümüz Mehmet Düz, ne gerekliyse yardımcı oluruz dedi. Teknenin fotoğraflarını çekip gönderdi. Kısaca ilk gün, Tekneyle gezimizi de yapacaktık.

     Bu arada, Kırıkkale’deki 10 yıl önce kiracımız olarak oturan asker emeklisi olan ve vefat eden Hüseyin Çelik’in kızının evlenip Kıbrıs’a yerleştiğini söylemişlerdi. Kendisini aradım. Girne’de bir otelin muhasebesinde çalıştığını söyledi. Bizim gideceğimiz otelin yeni ve güzel bir otel olduğunu belirtti. Kırıkkale’den bir şey isteyip istemediğini sordum;

     “Çok teşekkür ederim, sormanız yeter. Beklerim vaktiniz olursa…

     Kırıkkale’nin çitleğinden getirebilirseniz…”

     Grup gidişlerinde, her şeyi düzenli yapmak ilkesi çok önemli. Çünkü herkes organize eden kişinin söyledikleriyle hareket ediyor. O nedenle çok titiz davranmak gerekiyor. Ankara Esenboğa havaalanına gidiş minibüsü ayarlamıştık. Bizi bırakacak, dönüşte de geri alacaktı. Akşam geç yatmama rağmen, uyku tutmamıştı. Yola gideceğim her zaman böyle olurdum. Sabahta erkenden uyandım. Yine duramadım. Minibüs şoförünü aradım. Beş on dakikaya kadar evin önünde olurum dedi. Sırayla diğer arkadaşları da alarak, Ankara Esenboğa havaalanına hareket ettik.

     Dış hatlar önünde inerek, gerekli ilk kontrollerimizi yaptırarak salona geçtik. Gömü- Tur görevlisi ve bizimle gelecek Çağla hanım gelenleri karşılıyorlardı. Önceden bilmemize rağmen, Tur şirketi de hatırlatmıştı. Kıbrıs’a pasaport’la gidenlerin, Yunanistan’’a giriş yapamayacakları durumunun söz konusu olduğundan, bir form dolduruldu. Yurt dışı pul’u da alınmıyordu. Ne kadar olsa yavru vatanımızda. Uçak biletlerimizi alıp, valiz teslimatları yapıldı, ikinci kontrolden geçerek, uçak kalkış saatini beklemeye başladık. Havaalanı sakindi.

     Gidiş Ankara-Kıbrıs!

     İşimiz rast gidiyordu, uçak kalkışında rötar yoktu. Her şey güzel olacağa benziyordu.

     Uçakta yerlerimizi aldık. Tur görevlisi ile birlikte 44 kişi olduğumuzu öğrenmiştik.

   Ankara’dan saat 10.00’da  kalkacak uçağımız, vaktinden önce kalktı.  

     Ben de yükseklik fobisi vardır, fakat uçakta aynı duyguyu yaşamıyordum. Sanki otobüste ve trende hissediyordum kendimi.

 

 

 

 


     Uçağın kalkışıyla, bulutların arasından gökyüzü semalarına yükselişi bir kuş gibiydi…

     Bembeyaz bulutlar arasında yeryüzünü seyretmek ne güzeldi. Tüm kirlerden ve pisliklerden arınmış yeryüzü ve katmer katmer dağ gibi bulutlar arasında biraz mutluluk, biraz tedirgin yaşatıyordu bizlere. Uçaktan Akdeniz kıyılarını görmek güzel bir duygu içinde olduğu kadar, kurak Türkiye topraklarını görmek o kadar da üzücü bir tabloydu. Uçağımız Türkiye saat 11.00 olmadan (Kıbrıs’ta saat 10.00) uçağımız Lefkoşa Ercan havaalanına iniş yapıyordu…


 

 

     Valiz ve pasaport kontrolünü yaptırıp, havaalanı dışına çıktık. İstanbul’dan gelen oğlum bizi bekliyordu. Biraz önce indiğini söyledi. Tur görevlisi Çağla hanıma söyledim, oğlumuzun bizimle otele kadar gelmesini.   

     Yıllar önceki tabloyu yıllar sonra yaşıyorduk. Oğlum karşılamıştı bizi. Kiralamış olduğu otomobille Lefkoşa’ya hareket etmiştik…

     Bizi Girne’deki otelimize götürecek otobüsümüzde yerlerimizi aldık. Sayım yapıldı. Temiz ve güzel otobüs yarım saat sonra bizi üç gece kalacağımız otelin önünde bıraktı. Öğle saati olmuştu. Ancak hava güneşli olmasına rağmen, denizinden gelen serin esinti içimizi titretiyordu.

                                   Saray Yavrusu Otelimiz 5* Les Ambassadeurs

 

     Otelin lobisinde dinlenirken oda kartlarımız hazırlanıyordu. Otel değil sanki küçük bir saray yavrusuydu. Deniz kenarındaki otelin bahçe ve havuz bölümüne çıkmamızla, içeriye girmemiz bir oldu. Nasıl bir deniz esintisi vardı, anlatılmaz. Denizde dalga da çoktu. Anlaşılan tekne gezisi olmayacak gibi görünüyordu. Ben bu arada tekne sahibin aradım. Daha ben bir şey demeden, hoş geldiniz, fakat bugün tekne gezisi yapamayız bu havada dedi. Bende onu söylemek istediğimi belirttim. Diğer günlerdeki hava durumuna göre bakarız derken, Girne’de Restaurantları olduğunu belirterek, gelirseniz beklerim dedi.

     Öğle yemeği hakkımız olmamasına rağmen, otel jest yaptı. Öğle yemeğinde buluşmak üzere odalarımız yerleşmek için ayrıldık.

saray-yavrusu-otelimiz-5-les-ambassadeurs.jpg100_0528.jpg

devam edecek…

 

Bu yazı toplam 477 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.