1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Yavru Vatan Kıbrıs – 14
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Yavru Vatan Kıbrıs – 14

A+A-

SANAT KALEMİ

alaattin-karaer--kose-yazisi1-012.jpegalaattin-karaer--kose-yazisi2-011.jpegalaattin-karaer--kose-yazisi3-009.jpeg

 

     Çay ve kahve molasının verildiği tesisin önünde duruyoruz. Aynı zamanda süpermarketmiş. Kadınlar süpermarketi fethetmek için daldılar içeriye…

     Moladan, programda olmamasına rağmen kısa sürerli, St. Barnabas Kilisesi ve Manastırına hareket ediyoruz. Yol üzerindeki Hala Sultan Camii dikkatimizi çekiyor.

Hala Sultan Camii: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin başkenti Lefkoşa’nın Haspolat mevkiinde bulunan cami, Peygamber Efendimizin annesi Hazreti Amine’nin süt kardeşi ve akrabası olan, bölgedeki Müslümanlarca “Hala Sultan” diye bilinen Ümmü Haram Binti Milhan’ın türbesinin Kıbrıs’ta olması dolayısıyla Hala Sultan adını taşıyor. 

     Temeli 27 Eylül 2013 tarihinde atılan Camii’nin mimarisinde Edirne Selimiye Camisi’nden esinlenilmiş. Mart 2019 tarihinde ibadete açılan cami 3.500 M2 alana sahip. Avlusu ile beraber 7.500 kişi ibadet edebiliyormuş.

     Her biri üçer şerefeli olmak üzere 62 metre yükseklikte 4 minaresi bulunuyor.

Yer altı mezarlarının yanından, St. Barnabas mezarının bulunduğu Şapel’in önündeyiz.

     Saint Barnabas Kilisesi ve Manastırının önünde otobüsümüz park ediyor. Rehberimiz St. Barnabas’ın mezarının bulunduğu Şapel’in önünde anlatımlar yaparken,  Zamanımız sınırlı, bizim dışımızda gelenlerde olduğundan ziyaret ve görmek zor olacağından, ben içerisine girerek incelemede bulundum. Dar ve küçük merdivenlerden mezara ulaşılıyor. 

     Manastıra adını veren St. Barnabas'ın kişiliği ve çalışmalar tarihi kaynaklara dayanır. St. Barnabas, Salamis'te doğmuş yahudi bir ailenin oğlu olup, eğitimini Kudüs'te yaptıktan sonra Kıbrıs'a dönmüş ve M.S. 45 yılında St. Paul ile birlikte Hıristiyanlığı yaymak için çalışmalara başlamıştır.

     Bu çalışmalarından dolayı, kendi vatandaşları Yahudiler tarafından öldürülür ve cesedi, geceleyin taş bağlanarak denize atılmak üzere bataklığa saklanır. Bu olayları izleyen St. Barnabas’ın öğrencilerinden bir kısmı, cesedi gizlice alıp, Salamis'in Batısı'nda bir harnup ağacının altındaki yeraltı mağarasına gömerler ve göğsüne de beraberinde taşıdığı St. Mathews'un yapmış olduğu İncil'in kopyasını koyarlar. Durumu öğrenen Yahudiler öğrencileri Lefkoşa'nın Paraskevi Mağaraları'na kadar kovalarlar ancak izlerini kaybederler.

     Öğrenciler de Karavostasi Limanı'ndan hareketle Mısır'a kaçarlar, Kıbrıs'ta cesedin yerini kimse bilmediği için, ceset uzun süre gizli kalır.

     432 yıl sonra Piskopos Anthemios rüyasında cesedin saklı olduğu yeri görür ve mezarın açılmasını emreder.

     Mezar açılınca, cesedin göğsündeki St. Mathews incilinden, cesedin St. Barnabas'a ait olduğu anlaşılır.

     Piskopos Anthemios, St. Barnabas'in kemiklerini ve İncil'i İstanbul'a götürüp, İmparator Zeno'ya sunar, bunun üzerine İmparator Zeno da Kıbrıs Kilisesi'nin özerkliğini ilân edip, St. Barnabas'ın bulunduğu yere bir manastır inşa edilmesi için para bağışında bulunur.

     Manastır M.S. 477 yılında inşa edilir. Bu günkü şekli ise, 1756 (Osmanlı devri) yılında Başpiskopos Philotheos tarafından verilir.

     1974 Barış Harekâtı sonrasında, gönüllü olarak kalan üç kardeş papaz nedeniyle Manastır ve Kilise burada eski işlevini devam ettirir. Ancak, yaşlılık ve hastalıktan dolayı üç kardeş papazın 1976'da Güney'e geçmesiyle burası orijinal şekli ile korunarak ziyarete açılır ve Manastır dahilindeki Kilise'de çeşitli ikonlar, duvar resimleri ve diğer malzemeler teşhir edilir.

     1991 yılının Ağustos ayında St. Barnabas Manastırı ve Kilisesi, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi tarafından restore edilmeye başlanır.

     Manastır dahilinde içinde ikonların sergilendiği kilise, restore edilerek yeni ikonların da teşhiriyle daha kapsamlı bir İkon Müzesi'ne dönüştürülmüştür

1992 yılında, Manastır odaları yeniden düzenlenerek Arkeoloji Müzesi'ne, giriş kısmındaki odalar ise idari bölüme dönüştürülmüş.

     Ayrıca, iç avluya taş kaplanarak yeni bir çevre düzenlemesi getirilmiştir.

      Zamanımız olmadığından, Müzenin önündeki, yerel kuru meyve, içecek ve çerezcinin önünde kısa süreli alışveriş için duruyoruz.  İkramda bulunuyor satıcı. Fındık, fıstık, ceviz yiyelim ne hoş ne tatlı diyelim misali tatmak için, iyice karnımızı doyurduk sayılır.

      Bu arada daha önce görmüş olduğumuz, heybetli ve geniş bir yapı olan, St. Barnabas ve Arkeoloji ve İkon Müzesi’nde daha önce çekmiş olduğum fotoğrafların bazılarını sizlerle buluşturmak istedim. Müze bölümü gerçekten zengin tarihi eserlerle doluydu.

*      *       *       *      *

Köşe yazarımız Alaattin Karaer St. Barnabas Manastırı İkon müzesinde;

 Yerli ve İthal Mikon kapları

Geç Bronz Çağ: M.Ö. 1400 -1190

Suriye Menşeli Maşraplar

Geç Bronz Çağ: M.Ö. 16.yy.

*     *      *       *      *

Dr. Çiğdem Karaer St. Barnabas Manastırında bulunan ikon müzesinde;

Kırmızı Cilalı Kaplar

Erken Bronz Çağ: M.Ö. 2300 – 2075 devam edecek…

hala-sulran-camii.jpegst.barnabas-mezari.jpegst.barnabas-muzesi.._.jpeg

Bu yazı toplam 320 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.