1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Yavru Vatan Kıbrıs – 12
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Yavru Vatan Kıbrıs – 12

A+A-

SANAT KALEMİ

alaattin-karaer--kose-yazisi1-011.jpegalaattin-karaer--kose-yazisi2-009.jpegalaattin-karaer--kose-yazisi3-007.jpeg

 

     Barbarlık Müzesi ziyaretimizden sonra otobüsümüzle yapacağımız panoramik Lefkoşa gezisi için hareket ediyoruz. Kısa zamanda çok yer görmek amaçlı olduğundan, fotoğraflarımızın bazılarını otobüsten çekmek zorunda kalıyoruz. Yeşil Hat, Rauf Raif Denktaş’ın çalışma ofisi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi binası, Şehitler Abidesi Anıtı, Yurtta Sulh Cihanda Sulh Anıtını… hareket halindeki otobüsten görmek suretiyle tanımaya çalıştık.

     Rehberimizin anlattıklarıyla birlikte, Lefkoşa tarihine bir göz atmakta yarar var sanırım.  

     Antik çağlardan başlayarak, tarih boyunca; feodal beylerin, düklerin, kralların, lordların, soyluların, baronların, şövalyelerin, vali paşaların, Beylerbeyi’nin hüküm sürdüğü bir kentti Lefkoşa…

     Kıbrıs’ın hemen hemen ortasında yer alıyor. Bizim “Lefkoşa”, Kıbrıslı Rumların “Lefkosia” dedikleri bu şehir düz bir alanda kuruludur ve tarihsel dokusunda birçok medeniyetin, kültürün, dinin izlerini taşımaktadır. Bilinen en eski adı “Lidra”dır… Toprağında; Tunç dönemine, Roma dönemine ait kalıntılar var… Lefkoşa, Bizans döneminden itibaren Kıbrıs’a hükmetmiş hemen tüm devletlere “başkent” olarak hizmet etmiştir. Şehirde; özellikle Lüzinyan Krallığı (192-1489) Venedikliler (1489-1570) ile 370 yıl süren Osmanlı yönetimi (1571-1878) ve İngiliz koloni idaresi (1878-1960) dönemlerine ait tarihsel yapılar dikkat çekmektedir. 16. Yüzyıla kadar bir Hıristiyan kenti olan Lefkoşa, Osmanlılar tarafından fethedilince İslam mimarisi de şehirde görünür olmaya başladı. 1920’lerde Anadolu’dan gelen Ermeniler yoğunlukla bu mahalleye yerleşmişti. Burada bulunan Ermeni Kilisesi, (Notre Dame de Tyre) restore edildi ve şehrin kültürel mirasına katıldı. 300 yıla yakın süren Lüzinyan Krallığı döneminde Lefkoşa Orta çağ Feodal Şehir anlayışı ile yönetilmiş ve adanın idari başkenti olarak kalmıştır. Bu dönemde Lüzinyanlar şehrin etrafına surlar da inşa etti. İlk surları Kral I. Henry 1211'de iki kule ile birlikte inşa ettirdi, I. Peter üçüncü bir kule inşa ettirdi ve II. Henry şehri tamamen surlar içine aldı.

     Askeri mimarinin en mükemmel örneklerinden biri olan Lefkoşa Surları, 5 kilometre uzunluğunda, birbirlerine uzaklıkları eş 11 burçtan ve 3 anıtsal kapıdan oluşmaktadır. Lüzinyanlar döneminde şehir, surlar içi ve surlar dışı olarak iki bölümde incelenebilir. Lefkoşa’da halen varlığını sürdüren ve şehre büyük bir güzellik katan surlar, Venedikliler tarafından inşa edildi. 11 tabyası bulunan surlarla, Lefkoşa yuvarlak bir şehir haline getirilmişti. Lefkoşa’nın surlariçi bölümüne, üç kapıdan girilirdi: Önceki yazımızda belirttiğimiz, Girne kapısı, görmediğimzi Baf kapısı, Mağusa kapısı… Şehir insanının sebze, meyve, et ve her türlü ihtiyacını karşıladığı Bandabuliya ile eskiden köy otobüslerinin park ettiği hanlar da dikkat çeken yapılardır. Surlariçi, tarihsel yapılar bakımından bir kültür hazinesidir. Günümüzde hâlâ varlığını koruyan birçok binada, birkaç uygarlığın izlerini görmek olasıdır… Surlar içinde en çok dikkat çeken yapılar arasında; yine daha önceki yazılarımızda tanıttığız, Büyük Han ile Selimiye Camii vardır…

    Surlariçi’nde, yine görme olanağı bulamadığımız Derviş Paşa Konağı, Arabahmet Camii, Haydarpaşa Camii, şimdilerde kültürel amaçlarla kullanımda olan Ayluka Kilisesi de dikkat çeken yapılardır. Samabahçe evleri Lefkoşa’nın ilk toplu konut denemesidir… 2004’te AB fonları ile restore edildi ve Lefkoşa’nın “otantik” değerlerine eklendi. Surlar dışında; Köşklüçiftlik, Kumsal, Dereboyu, Taşkınköy, Göçmenköy, Ortaköy, Kermiya, Yenişehir, K. Kaymaklı gibi bölgeler var. 1950’li yılların başlarına kadar Lefkoşa kenti demografik bakımdan karma bir karakter taşıyordu. Tahtakale, Ömerge, Strovolos, K. Kaymaklı, Eğlence gibi bölgelerde Rumlara oranla az sayıda Türkler vardı. Ayluka, Arabahmet, Yenicami gibi mahallerde de hatırı sayılır sayıda Rum yaşamaktaydı. Arabahmet bölgesinde ise Ermeniler çoğunluktaydı. İki toplum arasında etnik çatışmalar başlayınca; İngiliz sömürge idaresi, ilk kez 1956 yılında Türk ve Rum mahalleleri arasına tel örgüler yerleştirdi. Böylece Türk tarafında kalan Rum esnaf kentin güney kısmına, güneyde kalan Türkler de kuzeye kaçtılar. 1958’de şehirdeki etnik çatışmalar doruğa ulaştı.    Yüzlerce insan sokaklarda öldürüldü. Aykasiyano ve Tahtakala gibi mahallelerdeki Türkler kuzeye kaçtılar. 1958’de İngiliz makamları şehri tel örgülerle Türk ve Rum tarafları diye ikiye ayırdı. Yaratılan sınıra da ABD’den esinlenerek “Mason-Dixon Hattı” denildi. 1963’te ise şehir “Yeşil hat”la tam olarak ikiye bölündü. Bu dönemde Arabahmet bölgesinde yaşayan Ermeniler evlerini terk ederek güneye taşındılar. Kent; barikatlar, kum torbaları, variller ve mevzilerle iki bölgeye  ayrıldı. 1974’te askeri harekât sonucunda; Kızılbaş, Kaymaklı ve Kermiya’da yeni alanlar  Lefkoşa’nın Türk bölgesine katıldı. Günümüzde Lefkoşa kenti hâlâ iki bölgeli karakterini  sürdürüyor. Arada BM kontrolünde bir alan bulunuyor. Ancak Rum tarafı ile Türk tarafı arasında üç tane geçiş noktasından iki taraf arasında seyahat etmek mümkün. Bu noktalardan insan, araç ve ürün geçişleri kontrollü ve izinli olarak yapılabiliyor. Başkentin Türk ve Rum tarafları arasında ilk kez 23 Nisan 2003’te Lidra Palas kapısı açıldı. Arkasından, 10 Mayıs 2003’te Metehan ve 3 Nisan 2008’de Lokmacı kapısı açıldı.

Şehitler Abidesi Anıtı: Savaşta kaybedilenler anısına dikilen mezar taşı. Bu toprak için verilen şehitlerin anımsanması, hatırlanması amacıyla Lefkoşa’da 1963 yılında inşa edilmiştir. Anıt Kıbrıs’ta Türk varlığının idamesi ve bu topraklarda var olması için seve seve canını veren şehitlerin anısına dikilmiştir. Kıbrıs Türk’ünün mutlu gayelere ulaşma ülküsünün bir simgesidir. Bronz ay-yıldız, yarım ay şeklinde obeliski saran sarı taştan inşa edilmiş burçlar, siyah mermerden kaide üzerine oturtulmuş obelisk mermerle kaplı anıt ve KKTC ve Türk bayrakları…

Yurtta Sulh, Cihanda Sulh Anıtı: Atatürk’ün ‘Yurtta Sulh, Cihan da Sulh’ ilkesini sembolize eder. Yurtta ve dünyada barışı simgelemektedir. Anıt 1982 yılında Lefkoşa’da inşa edilmiştir. Gökyüzüne yükselen 5 tane sütunun önünde ortasında su fışkıran yuvarlak bir havuz ve bu figürleri çevreleyen 11 adet burç.  Havaya doğru açılan el şeklinde Beşparmak dağları, duran Anıt’ın ortasında su fışkırmakta ve bu su Akdeniz saflığı ve temizliği sembolize etmektedir. 

     Otobüsümüz Kıbrıs cadde ve sokaklarından devam ediyor… devam edecek…

rauf-denktas-calisma-ofisi.jpegyurtta-sulh-cihanda-sulh-aniti.jpeg

 

 

Bu yazı toplam 327 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.