1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Yaşasın Cumhuriyet! (2)
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Yaşasın Cumhuriyet! (2)

A+A-

sanat kalemi

alattin-karaer--kose-yazisi.jpg

     Tek kişinin egemenliğinden, bir nevi diktatörlükten kurtulan ülkemiz, diğer anlamda krallardan, sultanlardan, babadan oğla geçen, sorumsuz bilinçsiz denetimlerden, gericilikten kurtuluşunun gününden bir gün sonrası, 30 Ekim 1923 sabahını da gelin Yılmaz Özdil’in kaleminden okuyalım:

      Mustafa Kemal Atatürk;

     “Cumhuriyet fazilettir” diyordu.

      “Cumhuriyet ahlaki fazilete dayanan bir idaredir.

      Sultanlık, korku ve tehdide dayanan bir idaredir.

      Cumhuriyet idaresi namuslu insanlar yetiştirir.

      Sultanlık ise korkuya ve tehdide dayandığı için korkak, alçak, sefil ve rezil insanlar yetiştirir.

      Aradaki fark bunlardan ibarettir” diyordu.

      30 Ekim 1923 sabahı…

      Mustafa Kemal, İsmet İnönü’ye mektup yazdı.

      Cumhuriyet’in ilk cumhurbaşkanı, Cumhuriyet’in ilk gününde, Cumhuriyet’in ilk başbakanına şöyle diyordu:

      “Bize, geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı.

       Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız.

       Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği bir görev bu.

       Özgür bir toplum oluşturmak zorundayız.

       Çağdaşlaşmak, bu ideali gerçekleştirmek zorundayız.

       Bu görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun.”

*    *    *

       Bu zavallı durumdaki memleket, Mustafa Kemal vizyonu sayesinde, sadece 10 yıl sonra bilim dünyasının çekim merkezi haline geldi… Nazi zulmünden kaçan Alman profesörler Atatürk Cumhuriyeti’ne sığındı.

      Ordinaryüs Profesör Erich Frank, İstanbul Üniversitesi tıp fakültesinde ders verdi, Türk vatandaşı oldu, tabutuna Türk bayrağı sarıldı, devlet töreniyle Aşiyan’a defnedildi.

      Profesör Clemens Emin Bosch, Türkiye’deki arkeoloji müzelerinin antik sikke koleksiyonlarını düzenledi, Müslüman oldu, Emin adını aldı.

     Carl Ebert, Ankara Devlet Konservatuvarı ve Devlet Tiyatrosu’nun kurucularından oldu, operamıza çağ atlattı.

     Profesör Hans Gustav Güterbock, Boğazköy kazılarının başkanlığını yaptı, Hitit hiyeroglifinin çözülmesine öncülük etti, Türk Tarih Kurumu onur üyesi oldu.

     Profesör Curt Kosswigg, Manyas Kuş Cenneti’nin kurulmasına öncülük etti, Türk Biyoloji Derneği’ni kurdu, Hidrobiyoloji Enstitüsü’yle bugünkü Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün temelini attı, devlet töreniyle Aşiyan’da toprağa verildi.

     Ordinaryüs Profesör Wilhelm Peters, İstanbul Üniversitesi psikoloji bölümünü kurdu, Türkiye’nin ilk deneysel psikoloji laboratuarını açtı.

     Ernst Reuter, Ankara Üniversitesi siyasal bilgiler fakültesinde şehircilik dersleri verdi, ülkesine döndükten sonra Berlin belediye başkanı oldu.

    Edzard Reuter…Ernst Reuter’in oğlu, çocukluğunun 11 yılı Ankara’da geçti. Mercedes’in yönetim kurulu başkanı oldu, “ikinci vatanım” dediği Türkiye’ye vefa borcunu ödedi. Otomarsan’ın kurulmasını sağladı.

     Bruno Taut, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde yöneticilik yaptı, Milli Eğitim Bakanlığı’nda mimarlık bölümü başkanlığı yaptı, Atatürk’ün naşının konulduğu katafalkı o çizdi, o yaptı, kendisine bu iş için verilen bin lirayı kabul etmedi, sadece hatıra için teşekkür mektubu istedi, bu topraklarda kalmayı vasiyet etti. Türkiye Cumhuriyeti onu vasiyetine uygun şekilde onurlandırdı, İstanbul Edirnekapı Şehitliği’nde toprağa verilen tek gayrimüslim oldu.

      1933-1937 arasında ABD, İngiltere veya Kanada’ya gitmek yerine Atatürk Cumhuriyeti’ni tercih etmişlerdi.

     Ordinaryüs profesör hukukçu Ernst Hirsch, Cumhuriyet’in 10’uncu yıl kutlamalarına dair hatıralarını şöyle anlatacaktı: “29 Ekim akşamı sanki kıyamet kopuyordu. Davet, Dolmabahçe Sarayı’ndaki devasa salondaydı. 600 metre uzunluğundaki rıhtım ışıl ışıl bezenmişti. Ve işte ben, kendi Alman vatanında Yahudi olduğu için hor görülen, başka bir ırka mensup olduğu için işgal ettiği mevkilerden kovulan, evini yurdunu terk edip yabancı ülkelere kaçmak zorunda bırakılan ben, bu muhteşem sarayda, ülkenin seçkinleri arasında sayılan, saygıdeğer bir Alman profesör olarak hazır bulunmaktaydım. Talihin yüzme güldüğü bu olağanüstü an, daha Türkiye’deki ilk yılımda nasip olmuştu.”

     1929’da Mustafa Kemal’le görüşen Alman tarihçi Emil Ludwig, Türkiye’deki şaşırtıcı dönüşümü “iki kelime”yle tarif ediyordu: “ Bu topraklara ilk defa umumi harp ırasında gelmiştim, şimdi ikinci defa geldim. İki kelime öğrendim, çabuk ve yavaş… Eski devirde geldiğimde hayat pek hareketsizdi, arabacılara ‘çabuk’ demek mecburiyetinde kalıyordum. Bu defaki ziyaretimde öyle bir sürate şahit oldum ki, otomobilcilere ‘yavaş’ demek mecburiyetindeyim.”

     Atatürk Türkiye’si…

     Böylesine baş döndürücü hızla kabuk değiştiriyordu.

    

*    *    *

     Cumhuriyet Türk tarihinde kazanılmış en büyük zaferdir. Cumhuriyet binlerce yıllık Türk tarihinde görülmemiş bir devrimdir. Bu nedenle de çok değerli ve öncelikle korunması gereken hazinemizdir.

     Bir kez daha, tüm ulusumuzun Cumhuriyet Bayramı Kutlu olsun!

 

Bu yazı toplam 679 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.