1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. Yaşasın Cumhuriyet! (1)
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

Yaşasın Cumhuriyet! (1)

A+A-

sanat kalemi

alaattin-karaer--kose-yazisi-062.jpg

     Değişmeyen tek şey Cumhuriyetimiz!

     Bu yıl ki Cumhuriyetimizin 95. Yılını, Yılmaz Özdil’in okumakta olduğum “M.Kemal” isimli kitabından bazı bölümleri yazmadan geçmek istemedim.

*    *   *

     29 Ekim 1923.

     Cumhuriyet ilan edildi.

     Mustafa Kemal’in meclisteki teşekkür konuşması beklenenden çok kısa sürdü. Böylesine önemli bir karar ve böylesine kısa bir konuşma… Kimse anlam veremedi.

     Bunun nedenini yıllar sonra açıklayacaktı.

     “Diş protezlerimi yeni takmıştım, tecrübe devresindeydi, henüz alışamamıştım. Söz söylemeye başladığım vakit ıslık gibi sesler çıkıyordu veyahut ağzımdan düşüyordu, dilime dolaşıyordu, rahat konuşamıyordum, ne yapayım kısa kestim!”

     Gündüz bu haldeydi. Peki ya akşam?

     29 Ekim 1923 akşamı burnunda sıcaklık hissetti. Banyoya koştu, lavabo kan içinde kaldı.

     Ecza dolabını açtı, önceden hazırlanmış pamuk tamponlarını burnuna tıkadı, sırtüstü uzandı.

     Bir süredir böyleydi… Hizmetlileri tembihliydi; kanlı havlu, kanlı yastık varsa, kimse görmeden ortadan kaldırılıyordu, gizlice yıkanıp ütüleniyordu. Yaverlerinden, arkadaşlarından saklıyordu.

*    *    *

     Doktor demek kısıtlama denmekti.

     Keşke böyle düşünmeseydi ama böyle düşünüyordu.

     Çok işi vardı… İstirahat gibi tavsiyeleri duymak istemiyordu.

&   &   &

    Nüfus 13 milyondu, 11 milyonu köyde yaşıyordu.

    40 bin köy vardı, 37 bininde okul yoktu. 30 bin köyde cami yoktu.

    Traktör sayısı sıfırdı, biçerdöver sayısı sıfırdı. Ayçiçeği üretimi yoktu, şeker üretimi yoktu.

     Ekmeklik un ithaldi, pirinç ithaldi. Bütün memlekette sadece beş bin hektar alan sulanabiliyordu.

     Bit’le başa çıkılamıyordu.

     Beş bin köyde sığır vebası vardı. Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu…

     Bir milyon kişi frengiliydi, iki milyon kişi sıtmaydı, üç milyon kişi trahomluydu. Verem, tifüs salgını vardı.

     Bebek ölüm oranı yüzde 18’idi. Her beş anneden biri ölüyordu. Ortalama ömür 40’tı.

     Memlekette sadece 337 doktor vardı. Sadece 60 eczacı vardı, sadece sekizi Türk’tü. Sadece dört hemşire vardı, sadece 136 ebe vardı.

     Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bindi. Komple kül edilmiş köy sayısı binin üzerindeydi. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu, kiremit bile yoktu.

     Limanlar, madenler yabancıya aitti. Demiryollarının bir metresi bile bize ait değildi.

     Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü.

     Osmanlıdan ayakta kala kala dört fabrika kalmıştı; Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri.

     “Sanayi” denilen işletmelerin yüzde 96’sında motor yoktu.

     10’dan fazla işçi çalıştıran sadece 280 işyeri vardı. Bunların da 250’si yabancılarındı.

     Kişi başı milli gelir 45 dolardı.

     Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı. Güya vardı demek daha doğru olur…

     Çünkü elektrik üretimi sadece 50 kilovat saattı. Dört mevsim kullanılabilen karayolu yoktu.

     Otomobil sayısı sadece 490’dı. Sadece dört şehirde özel otomobil vardı.

     Kadın insan değildi.

     Eşit eğitim hakkı yoktu, meslek edinme hakkı yoktu, boşanma hakkı yoktu, vekalet hakkı yoktu, kendisine miras kalan mallar üzerinde bile tasarruf hakkı yoktu, seçme hakkı yoktu, seçilme hakkı yoktu, doğum izni yoktu, çalışma hayatında eşit hakkı yoktu, eşit işe eşit ücret hakkı yoktu, kürtaj hakkı yoktu, gebeliği önleme hakkı yoktu, kızlık soyadını kullanma hakkı yoktu.

     Tiyatro, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu.

     Arkeolojik eserler yurt dışına kaçırılmıştı.

     Kimisi alaturka saat’i kullanılıyor, güneşin battığı anı 12.00 kabul ediyordu. Kimisi zevalli saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12.00 kabul ediyordu. Kimisi güneş batarken gurubi saat’i esas alıyordu. Kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat’i esas alıyordu.

     Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin Şubat’ı kimisinin Aralık’ına denk geliyordu. Herke aynı zaman dilimindeydi ama, farklı aylarda yaşıyordu.

     Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı.

     Ne ağırlığımız dünyaya ayak uyduruyordu ne uzunluğumuz. Ölçülerimiz ortaçağ’dı.

     600 sene boyunca Arapça-farsça harmanlamasına Osmanlıca denilmişti. Fransızca-İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti.

     Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapçayla Türkçe yazmaya çalışılıyordu.

     Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmıştı, beş milyar adet satılmıştı. Gazete sadece İstanbul ve İzmir’de vardı.

     Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu.
     Okuryazar erkeklerin ezici çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi.

     Okul yaşı gelen her dört çocuğumuzdan üçü okula gitmiyordu. Toplam 4 bin 894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı.

     Öğretmenlerin üçte birinin öğretmenlik eğitimi yoktu.

     Bütün memlekette tek üniversite vardı, darülfünun medreseden halliceydi. Medreselerde Türkçe yasaktı.

 

*    *    *

     İşte böyle bir ülkede, 29 Ekim 1923 Cumhuriyet ilan edilmiş gün olduğu için, özel bir gündür. Bu denenle de, bu gün bizler için bayram’dır.

     Mustafa Kemal Atatürk’ün önderlik ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nin 95. yıldönümünde, yine Atatürk’ün kişiliğinin ve uygulanabilirliğin üstün bir başarıyla kanıtladığı uygarlık projesinin dünya bilim, düşünce ve siyaset adamları arasında yine aynı beğeni ve övgülerle değerlendirildiği görülmektedir.

      95 yıl geçmiş olmasına rağmen, bu ülkede doğup büyüyen, bu ülkenin havasını soluyan, ekmeğini yiyen, suyunu içen, Cumhuriyetin sağladığı olanaklarla, bu ülkenin tüm hizmetlerinden ve değerlerinden yaralanıp, önemli görevlerde yer alan; fakat Cumhuriyeti kabullenmeyen, farklı emelleri olan, takiyye yapanlar, Cumhuriyetimizin sağlam temelleri ile yenilgiye mahkumdurlar.

     Bu ülke insanları, asla ama asla Cumhuriyet kazanımlarından vazgeçmeyecektir.

     Cumhuriyet Bayramız Kutlu olsun!

devam edecek…

Bu yazı toplam 484 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.