1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. VAN Tren Gezimiz! (6)
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

VAN Tren Gezimiz! (6)

A+A-

SANAT KALEMİ

alaattin-karaer--kose-yazisi-065.jpg

    Tarih ve doğayı bir arada görmek için, Van gezisi sırasında en çok etkilendiğimiz, en zevk aldığımız durak Van Gölü’nde bulunan, gölün ikinci büyük kara parçası Akdamar Kilisesi (Ahtamar) isimleriyle anılan ada, bölge insanının Van Denizi dediği gölde Van’ın Edremit – Gevaş ilçelerine doğru kıvrılan koya yakın, kıyıdan 4 km kadar mesafede eşsiz bir manzaraya sahip Ortaçağ Ermeni mimarisinin en önemli eserlerinden tarihi Akdamar Kilisesi’ne de ev sahipliği yapan ada, günümüzde açık hava müzesi…

    Her ülkede, her yerde kendine göre yaşanmışlıkların hikayeleri, efsaneleri bulunmaktadır. Mersin’de Kız Kalesi, İstanbul Kız Kulesi, Batum’da Ali ile Nino aşk hikayesi, Leyla ile Mecnun, Aslı ile Kerem… Örnekleri çoğaltabiliriz…

    Rehberimiz Akdamar Kilise ile ilgili efsaneyi de anlatmadan geçmedi;

    Akdamar adsına ismini veren Tamara (Ak Tamara) kimi kaynaklara göre bir keşişin, kimine göre bir papazın, kimine göre de hem keşiş hem papaz olan bir adamın güzeller güzeli kızıdır. Van’da yaşayan tüm erkeklerin hayran olduğu bu kız gönlünü bir Türk çobanına kaptırır. Yağız, yakışıklı olan bu Türk genciyle gizli gizli buluşmaya başlar. Tüm Van’da dillere destan olan bu aşkı engellemek isteyen kız babası kızını da alıp adada yaşamaya başlar. Kilise de bu sebeple inşa edilir.

    Türk gencimiz her gece adaya gelir, sabaha kadar muhabbet ederler ve gün ağarırken tekrar yüzerek adadan ayrılır. Tamara, akşamları adada, sevdiği Türk genciyle buluşacağı yeri göstermek için fener koyar.

     Bunu fark eden baba, fırtınalı bir gün fenerin yerini değiştirir, adanın en dik, dertli kısmına taşıdığı feneri, genç yaklaştıkça yer değiştirerek türlü türlü oyunlar yapar. Sürekli ışığa doğru yüzen genç bir türlü adaya ulaşamaz ve karanlık gölün, dalgalı sularında yüzdükçe yorulur, yorgunluğun sonunda da kuvvetli bir dalganın yükseltmesiyle dik kayalara çarparak yaralanır. Yaralı halde çığlık çığlığa “Ah Tamara, ah Tamara” diye inler. Adanın ismi buradan geldiği söylenir.

 Bir rivayete göre de, bu sesleri duyan Tamara’nın da suya atlayarak sevdiği gençle birbirlerine kavuştukları söyleniyormuş…

     Masallarda olsa, hikayelerde olsa, yaşanmışlıkların birer benzerleri değil midir?

 

*     *     *

     Adanın güneydoğusuna kurulmuş olan kilise, Kutsal Haç adına Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından 915-921 yılları arasında Keşiş Manuel’e yaptırılmıştır. Kilisenin kuzeydoğusundaki şapel 1296-1336 tarihlerinde, batısındaki jamaton 1763 tarihinde, güneyindeki çan kulesi 18. yüzyıl sonlarında ilave edilmiştir. Kuzeyindeki şapelin ise, tarihi bilinmemektedir. İlk yapıldığında saray kilisesi olan yapı, sonradan manastır kilisesine dönüştürülmüştür. 2007 yılında geçirmiş olduğu restorasyon sonucunda Anıt Müze olarak hizmete girmiştir. Kilise, mimarisi yanında dış cephelerindeki figürlü taş plastiği ile dikkat çekmektedir.

    Kilise, mimarisi yanında dış cephelerindeki figürlü taş plastiği ile dikkat çekmektedir. Plan bakımından merkezi kubbeli, dört yapraklı yonca biçimli haç plana sahiptir. Orta mekan yüksek kasnaklı, içten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülüdür. Kubbenin yüksek tutulması kilisedeki dikey etkiyi açıkça ortaya koymaktadır. Kiliseye batı ve güneyden birer kapı vasıtasıyla girilmektedir. Kilisenin çevresi daha sonraki dönemlerde ilave edilen yapılarla kuşatılmıştır. Kilisenin figürlü repertuarı oldukça zengindir. Bunun yanında İncil ve Tevrat’tan alınmış çeşitli sahneler bulunmaktadır. Yunus Peygamber’in denize atılması, Hz. Meryem ve kucağında İsa, Adem ile Havva’nın Cennet’ten kovulması, Hz. Davut ile Kral Goliat’ın mücadelesi, Samson Filistinli ikilisi, ateşte üç ibrani genci, Aslan ininde Daniel sahneleri bunların başlıcalarıdır. Batı cephede Kral Gagik’i kilise maketini sunarken gösteren bir sahne yer almaktadır. Dört yöndeki alınlıklarda İncil yazarları boydan tasvir edilmiştir. Bunlardan başka cephenin alt ve üst kesimlerinde, asma sarmaşığından oluşan kuşaklar dolanmaktadır. Bu kuşakların içlerinde çeşitli dünyevi sahneler işlenmiştir. Av sahneleri, çeşitli hayvanlar, güreşçiler ve sarayla ilgili bir çok sahneye yer verilmiştir. Ayrıca doğu cephenin tam ortasında asma sarmaşığı bordürünün içerisinde Abbasi Halifesi Muktedir başı haleli, bağdaş kurmuş vaziyette bir elinde kadeh, diğer elinde üzüm tutar vaziyette, tasvir edilmiştir. Dini ve dünyevi sahnelerden başka, hayvan figürleri yönünden de bir çeşitlilik göze çarpmaktadır. Aralarda serbest biçimde, asma sarmaşıkları içerisinde ve çatıların alt kesimlerinde bu zengin hayvan figürleri görmek mümkündür. Manastır topluluğunun tarihi IX. yüzyıla kadar inmektedir. Daha sonra 1462’de yenilenen kilise, 1702’teki depremde zarar gördüğünden 1712-1720 yılları arasında tekrar onarım geçirmiştir. Kilise, doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen bir alana oturmaktadır. Ortadaki merkezi kubbe, batıdan iki serbest ayak ve doğudan apsis duvarına dayanan dört yöndeki kemerlerle taşınmaktadır. Doğuda apsis beş köşeli olup, iki yanında hücreler bulunmaktadır. Batı taraftaki haç kolunu örten kubbe ise, kaburgalı olarak düzenlenmiştir. Merkezi kubbe dışa yüksek kasnaklı piramidal bir külah şeklinde yansımıştır. Batı ve kuzey cepheye açılmış iki kapı vasıtasıyla giriş sağlanmaktadır. Bunlardan batıdaki portal şeklinde düzenleme göstermektedir. Kesme taş malzeme kilisenin tamamında kullanılmıştır. Batı tarafına eklenen jamaton ise, kare planlı ve dokuz bölümlü olarak düzenlenmiştir. Bölümlerin üzeri aynalı çapraz tonozlarla örtülmüştür. Batı cephesindeki dışa taşıntılı girişin üzeri çan kulesi olarak tertip edilmiştir. Alttaki kapı mukarnas kavsaralarıdır. Bu kısımda da yer yer iki renkli düzgün kesme taş malzeme görülmektedir. Kilisenin içerisini de günümüzde büyük ölçüde bozulmuş olan freskler süslemektedir. Bu fresklerde genel olarak Hz. İsa ile ilgili konular işlenmiştir. Düzgün kesme taş malzemeyle inşa edilen yapıda, dış cepheleri süsleyen mimari plastik, kiliseye etkin bir görünüm kazandırmaktadır. Abbasi yoluyla Orta Asya Türk sanatı etkilerini de üzerinde barındırması önemini artırmaktadır.

     Kiliseyi gezdikten sonra, çay molası vermek için Kilisenin bahçesinde bulunan restoran doğru ilerledik. Sahalarda tavşanlar göze çarpıyor. Buraya Tavşan adası da denir sanırım.

      Güneş’in batışıyla ortaya çıkan manzaralar muhteşemdi. Burada sizlerle hepsini paylaşmam mümkün değil. O nedenle facebook sayfamdan görmeniz mümkündür.  

img_7568.jpgimg_7584.jpgimg_7588.jpgimg_7590.jpgimg_7591.jpgimg_7598.jpgimg_7605.jpgimg_7636.jpgimg_7640.jpgimg_7653.jpgimg_7655.jpgimg_7718.jpg

devam edecek…

 

Bu yazı toplam 463 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.