1. YAZARLAR

  2. ALAATTİN KARAER

  3. VAN Tren Gezimiz! (17)
ALAATTİN KARAER

ALAATTİN KARAER

SANAT KALEMİ
Yazarın Tüm Yazıları >

VAN Tren Gezimiz! (17)

A+A-

SANAT KALEMİ

alaattin-karaer--kose-yazisi-066.jpgahlat-evleri.jpg

Ahlat yolundayız. Sağ tarafımızda göl manzarası… Sol tarafımızda, renkli taşla yapılmış  evler dikkatimizi çekiyor. Nevşehir tarafında gördüğümüz taş evlerin benzeri… Ahlat taşının doğal, sert, dayanıklı ve yüksek ısı yalıtım özelliklerine sahip olduğunu öğreniyoruz rehberimizden! Oluşumu itibariyle mağmatik taş grubundan olan Ahlat Taşı’nın rengi kırmızı, siyah, kül, gri sarı ve beyazdır. Yapısı itibariyle Andezit olup, volkanik küllerin birikmesi sonucu meydana geldiğinden, Ahlat Taşı bir volkanik tüftür. Ahlat Taşı, Ahlat başta olmak üzere yurt içinde ve yurt dışında birçok yerleşim yerinde çok sayıda yapıda kullanılmaktadır. Haricen sıva, boya ve yalıtım gerektirmeyen Ahlat Taşı ile müstakil ev, villa, köşk, cami, minare, kemer, istinad duvarı, mezar, çeşme, şömine ve saray restorasyonları yapılmaktadır. Ahlat’ın tarihsel ve kültürel mirasını oluşturan bir çok tarihi yapı, bu yapı malzemesi ile yapılmış ve yüzyıllara meydan okumuştur. Türküler, bizim kültürümüzdür, geleneğimizdir, bizim sevdamızın dilidir, özlemdir… Her yörenin kendine özgü türküleri ve bunların hikayeleri vardır. İşte, Ahlat yolunda aklıma gelen türkü!

Ahlat’ın başındayım

On altı yaşındayım

Kınamayın vay dostlar

Gül kızın peşindeyim

 

Güley güley Gül Hanım

Gel otur benim canım

Sensin benim dermanım

He canım he malım

 

Ahlat’ın kara taşı

Yandı bağrımın başı

O yar burdan gideli

Durmaz gözümün yaşı…

AHLAT: Türklerin Anadolu’ya girişinin kapısı olan ve “Anadolu’nun tapusu” olarak bilinen, Van Gölü kıyılarının en güzel sahillerine sahip Ahlat ilçesinde çoğu 13. yüzyıldan kalma 14 kümbet, 2 kale, Selçuklu döneminden kalma 5 tarihi mezarlık, Osmanlı döneminden kalma 1 tarihi mezarlık, Yuvadamı köyünün kuzeyinde M.Ö. 2000 ile M.Ö. 1200 yılları arasında kalan döneme ait 4 ayrı mezarlık, Osmanlı döneminden kalma 2 cami, 1 hamam bulunmaktadır. Kıyı turizm ve su sporları açısından gelişmeye müsait ilçe sahillerinde 4 ay yüzme imkanı olduğunu öğreniyoruz. Ayrıca ilçenin kuzeyinde kalan Sütay yaylası, yayla turizminin canlanması açısından elverişli olup, el sanatları ürünlerinden olan “Ahlat Bastonu” tüm ülkemizde ün salmıştır. Urartulardan Osmanlı’ya birçok medeniyetin izlerini taşıyan, ülkemizin ve bölgenin önemli turizmi arasında yer alan, İlçenin en önde gelen tarihi varlığı yaklaşık 200 dönümlük bir alanda kurulu bulunan, UNESCO Dünya Mirası asil listesinde yer alan tarihi “Selçuklu Mezarlığı” dayız. Mezarlık alanında çalışma yapılıyordu. Görevli fotoğraf çekilmesinin yasak olduğunu söyledi. Fotoğraf makinesiyle çekmek yasakmış. Telefona serbest! Neyse, emir demiri kesermiş!

 

 

SELÇUKLU MEZARLIĞI: İslâm devrinde büyük küçük on iki devlet ve hanedanın idaresi altında kalmış, Evliya Çelebi’nin Oğuz Taifesi Şehri, Selçukluların Kubbet-ül İslâm, Osmanlıların Ata Şehri adını verdikleri “Ahlat’a Ortaçağ Türk mimarisi mezar tiplerinin topluca incelenebileceği, benzeri bulunmayan bir açık hava müzesi görünümü kazandıran ilgi çekici mezar abideleri, çoğunlukla Meydan Mezarlığı çevresinde ve Ahlat’ın eski mahallelerinde yer almaktadır. Bunlardan sayıları bin civarında olan şahideli mezarlar, özellikle alışılmış ölçülerden büyük, 3.50 m. yüksekliğe varan ve her cephesinde süsleme bulunan dikdörtgen prizma şeklindeki şahideleriyle Ahlat mezar taşlarını karakterize ve temsil etmektedirler.”  Cumhuriyet döneminde bölgede araştırma yapan yerli araştırmacıların başında gelen tarih öğretmeni Abdürrahim Şerif “Ahlat Kitabeleri” adlı eserin mukaddimesinde “Harap camiler, birçok kümbetler, türbeler, zaviyeler, harap mahzenler, mağaralar, kale ve hamam enkazı gibi ecdadımızın tarihi hatıralarını yad eden bu tarihi eserler karşısında hayret ve takdir duydum. Hep tarih olan bu milli mevcudiyeti sinesinde saklayan Anadolu’da diyebilirim ki pek az bir Ahlat derecesine çıkabilir.” tespitinde bulunur. Gözden geçirdikleri bin kadar mezar taşından ancak yüz on sekiz anıtsal değerdeki Ahlat mezar taşını, sanat, tarih ve arkeolojik açıdan değerlendirip kataloga alan Prof. Dr. Beyhan Karamağaralı; “Üzerindeki yazıların her birinin ayrı bir anlam ifade ettiği ve dünyada eşine rastlanmayan şekillerin de bulunduğu, Türkiye’nin, hatta bütün İslâm aleminin en büyük tarihi mezarlığı Ahlat’tadır. Ahlat mezar taşları hem ölçü hem muhteva bakımından bir anıt karakterindedir. Bu mezar anıtları Türk sanatının ve kültür tarihinin sekiz yüz yıllık belgeleridir. “ “Ahlat mezar taşlarının özelliklerini tespit edebilmek için Anadolu’nun diğer bölgelerinde yapılmış mezar taşlarını ve mezar taşlarına işlenen sembolleri belli başlı vasıfları ile gözden geçirmek zaruri olmuştur. “ değerlendirmesinde bulunduktan sonra, yaptığı uzun ve zahmetli bir gözden geçirmenin sonunda; “ Özellikle Anadolu’daki XII. ve XV. Asır mezar taşlarının çeşitli bölgelerde gösterdiği özellikleri imkan nispetinde tespite farklılıkları tahkike çalıştık. Bütün bu bölge içinde Ahlat mezar taşları, sayıları, abidevi karakterleri, tip ve tezyinatlarının özelliği ve tarihi ehemmiyeti dolayısıyla müstesna bir yer işgal etmektedir.” demek suretiyle Ahlat mezar taşlarının önemine çok yönlü bir bilimsel dikkat çekmektedir. Bununla birlikte; “XVIII. yüzyılda yaşamış Türk alimi Katip Çelebi, Ahlat’ın havasının güzelliğini, bağlı, bahçeli bir şehir olduğunu, hatta bir elmasının yüz dirhem geldiğine dair bilgileri kaydetmesine karşı, tarihi eser ve kalıntılara ilişkin bilgileri kaydetmemesi, 1655 yılında Ahlat’ı ziyaret eden Evliya Çelebi şehirde gördüğü eserler ile yıkıntı ve kalıntılardan Ahlat’ın önemini anlamasına rağmen, onları yakından tanıtmaması, 1923 ve daha sonraki yıllarda öğretmen olarak o bölgede görev yapan Abdurrahim Şerif’in “Ahlat Kitabeleri” adlı çalışmasında, kümbetler ve kalede bulunan iki camiye ait kitabeleri tam kaydetmesine rağmen, mezar taşı kitabelerinde sadece ehemmiyet verdiği otuz dört taşı fazla olan mezar taşlarından, çok az sayıdaki mezar taşının kitabesinin okunup tanıtılması, bu bağlamda çok daha geniş bir değerlendirme yapılmasını geciktir(miş)mektedir.” AHLAT KÜMBETLERİ: Ahlat kümbetleri şekil olarak Orta Asya Türk Çadırını andırmaktadır. Böylece kümbetleri Türklerin hayatında önemli bir yer tutan çadır sanatının mimariye aktarılmış şekli olarak görmek mümkündür. Böylece İslam sanatına kümbet mimarisine sokan Türklerdir. İslam öncesinde Türklerde bu sanat “Kurgan” şeklinde gelişmiştir. Kümbet mimarisi XI. Asırdan itibaren yani Selçuklular döneminde başlar. Bu tip mezar abidelerine Horasan’dan Anadolu’ya kadar Türklerin yayılma yolları üzerinde rastlamak mümkündür. Ahlat kümbetleri, Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlu ve Akkoyunlu devirlerini kapsar. EMİR BAYINDIR KÜMBETİ (Parmaklı Kümbet): Akkoyunlu Hükümdarı Rüstem ve Bayındır’a aittir. Kitabesinde XV.  yy. sonu 886H. (1481) tarihinde yapılmıştır. Kaide kısmı üzerindeki gövdesi ile diğer bütün Ahlat kümbetlerinden ayrılmaktadır. Kaidenin zemin hizasından başlayarak köşe ahları zemine 70 m. yükseklikte ve 12 kenarlıdır.  EMİR BAYINDIR CAMİİ: Bayındır İbn Rüstem için Ameli Baba Can tarafından 882 H. (1477) tarihinde inşa edilmiştir. Cümle kapısının sağ yanındaki kitabı Bayındır İbn Rüstem’in adı, sol yanındaki kitabede ise yapan usta Ameli Baba Can’ın adı yazmaktadır. Dikdörtgen plana sahiptir. devam edecek…

img_8270.jpgimg_8260.jpgimg_8265.jpg

Bu yazı toplam 812 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.