1. YAZARLAR

  2. ASIM ATABEY

  3. ÜLKELER HER ZAMAN SAVAŞ YAPARAK FETEDİLMEZ.
ASIM ATABEY

ASIM ATABEY

YAZAR
Yazarın Tüm Yazıları >

ÜLKELER HER ZAMAN SAVAŞ YAPARAK FETEDİLMEZ.

A+A-

Son yüz yılımızda emperyalistlerin başvurduğu iki yol var. Bunlardan biri MİLLETİ BİRBİRİNE KIRDIRMAK. İkincisi de beslenme şekillerini bozmak. Aslında ülkeleri fethetmenin yolu savaş yaparak olur. Bunun için topunla tüfeğinle gelirsin.  Eli silah tutan insanlarını öldürürsün. Sağ kalanlarını da teslim alırsın. Ülkenin sahibi olursun.

            Emperyalistler bu yolun pahalı olduğunu gördüler. Çünkü savaş yaparken öldürüyorlar. Öldürürken kendilerinden de insanlar öldürülüyor. Son yüzyılda taktik değiştirdiler. Kendilerinden hiçbir insan ölmeden, öldürtmeden ülkeleri fethetmenin yollarını aradılar. Buldular da. Yukarda söyledim. Birinci yol  MİLLETİ BİRBİRİNE KIRDIRMAK. Ne demek bu? Fethetmek istedikleri ülkelerden, kendilerine yandaş bulmaktır. İşbirlikçi bulmaktır. Ülkelerin etnik, dinsel, mezhepsel, bölgesel, siyasal özelliklerini ön plana çıkarmaktır.  

Bunları silahlandırmak. TÜRK’Ü KÜRT’LE, MÜSLÜMANI HİRİSTİYANLA, ALEVİ’Yİ SUNNİ İLE DOĞULUYU BATILI İLE savaştırmaktır. Bunu yapıyorlar mı? Hatta iki komşu ülkeyi birbirleriyle savaştırıyorlar mı? Ülkelerde kuş beyinliler bu tuzağa düşüyorlar mı? Bakın Suriye’ye. Bir tarafında Amerika var. Bir tarafında Rusya var. Eset birinin kucağında. İŞİT birinin kucağında. PKK birinin, PYD birinin, YPG birinin kucağında.  Felaketleri yaşayarak gördük. Görüyoruz.

Ülkeleri kansız silahsız fethetmenin ikinci yolu beslenmeleriyle oynamaktır. Günümüzde kırka yakın ürünün genleri değiştirilmiştir. Genleri değiştirilmiş demek, yediğimiz besinlerin besleyici özelliklerinin olmaması demektir. Şöyle ki. Uzmanı söylüyor. Bir insan pirinç yedi. Bir günde üç yüz gram pirinç yediğinde, vücut alması gereken gıdayı alabiliyor. Öte yandan, geni değiştirilmiş pirinçten, dokuz kilo pirinç yediği zaman, ancak bu üç yüz gram sağlıklı pirinçten yediği zaman, alması gereken gıdayı alabiliyor. Kırk çeşit tarım ürününü genleri değiştirilmiştir. Her birinin hikâyesi ayrı bir felakettir. 

Bir de bunlara raf ömrü uzasın, bekleme döneminde bozulmasın diye, kanser yapıcı maddeler katılması anlarsak, emperyalizmin hedefine ne kadar çok yaklaştığını görürüz. Size soruyorum. Dişi çürümeyen, gözlük kullanmayan, obez olmayan, kel olmayan, diz ağrısı, baş ağrısı yaşamayan, kanser çeşitlerine yakalanmayan, sağır, dilsiz, kör olmayan insanımız ne kadar? Bakın çevrenize. Tüp bebek yaptırmadan doğum yapamayan gençlerin sayısı? Boyları kısa, kalçaları geniş, erken ergenliğe ulaşan, ancak tek yönlü düşünebilen çocuk sayımız?

            Şimdi sıra ET üzerinde ve MANDIRA işleriyle ve ÇİFTÇİLİK işleriyle uğraşanlarımıza geldi. Efendim et pahalıymış. İnsanların et yiyebilmesi için, ucuz et ithal etmek gerekirmiş. Tarım ve hayvancılık ülkemizde, et ithal etmek utanç verici bir iş. Saman ithal etmek ayrı bir utanç konusudur. Efendim insanlar et yiyebilsin diye et ithal ediyorlarmış. Vallahi bu değerlendirme, şeytanı bile güldürür. Ama bizim ülkemizde en yetkili ağız böyle söylüyor.

            Efendiler! Bu gelir dağılımı ve bu et üretimi ile insanlara et yediremezsiniz. Uzmanları söylüyor. Bir kişinin haftada yemesi gereken et miktarı yarım kilodur. Demektir ki bir kişi ayda iki kilo et tüketmesi gerekir. Dört kişilik bir ailenin mutfağına ayda sekiz kilo et girmesi demektir. Eti de haşlama et olarak tüketmek gerekir. Mangalda pişirerek değil.  Eti ister otuz liradan sattır. İsterse şimdi olduğu gibi elli liradan et sattır.

Yirmi milyonunun açlık sınırında, yirmi milyonunun da yokluk sınırında yaşadığı ülkemizde, ailelere et yedirmek, mutfaklarında etin eksik olmamasını sağlamak mümkün değildir. Asgari ücretin bin dört yüz lira olduğu bir ülkede, sadece et için 120 lira veya 150 lira ayırması mümkün mü? Bu kafayla zaten et yiyebilen bir mutlu azınlığın biraz daha ucuz et yemesini sağlamış olursunuz? Bir de birkaç market zincirinin kazancını beşe, ona katlarsınız.

            Söyleyin bana. Türkiye kadar meraya, yoncalığa, korungalığa, çayırlığa, çimenliğe sahip bir başka ülke var mı? Arpası, yulafı, samanı, fiği, pancarı, zeyreği olan bir başka ülke var mı? Elin ülkesi işçiliği, nakliyesi, kirası, firesi, kârı gibi giderleri dâhil, sana otuz liradan et satmayı sağlıyorken, bize ne oluyor? Bizim sığır üreticilerimiz, davar üreticilerimiz ne olacak? Kalkınmanın, refah bir hayat yaşamanın, çiftçiyi, üreticiyi kalkındırmanın yolu, ithal eti yemekten mi geçiyor?

            Aklınızı başınıza alın. Et insanların vazgeçilmezidir. Sağlam bir vücuda sahip olmanın, sağlıklı bir zekâya sahip olmanın, güçlü, kuvvetli, dayanıklı, kanlı, canlı olmanın en önemli kaynağıdır. Hangi ülke ihtiyaçlarını et ithal ederek kalkınmıştır? Binlerce yıl Anadolu’yu ayakta tutan güç, Anadolu insanının bilek gücüdür. Yedi ETİ. Bindi ATINA. Aldı KILICINI eline. Dört kıtaya nam saldı. YA ŞİMDİ. BÖLÜNMEYECEĞİZ diye BÖLDÜRMEYECEĞİZ diye AFRA TAFRA yapıyoruz. Emperyalistler adım adım amaçlarına yaklaşıyor. Anlamıyor musunuz?

           

Bu yazı toplam 161 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.