1. YAZARLAR

  2. ENVER ÖZDEL

  3. TERÖR , GÖÇ ve İŞGAL
ENVER ÖZDEL

ENVER ÖZDEL

ANAP Genel Başkan Yardımcısı
Yazarın Tüm Yazıları >

TERÖR , GÖÇ ve İŞGAL

A+A-

Otorite merkezlerinin, ya da farklı aidiyet kümelerinin, çoğalmasıyla, devletin dışındaki diğer aktörlerin de güvenliğin tanımlayıcıları ve sağlayıcıları olma durumu hızlanmıştır. İçerisi ile dışarısı arasındaki ayrımların giderek azaldığı ve de dışarısının içerisini etkileme kapasitesinin artmakta olduğu bu zaman diliminde klasik devlet egemenliği anlayışı erozyona uğramaktadır.  Mustafa Kemal Atatürk’ün çok önceleri işaret ettiği gibi, küreselleşme sürecine paralel olarak güvenlik sorunları da küreselleşmektedir. Herhangi bir yerde ortaya çıkan bir gelişme farklı yerleri de etkileyebilmektedir.  Dünya tek bir siyasi birim haline geldikçe, yani bir diğer deyişle dünya küresel bir köy haline dönüştükçe, mutlak güvenlik için izolasyon artık geçerli bir seçenek olmaktan çıkmaya başlamıştır. Dünyanın küçülmesi, ulaşım ve iletişim imkanlarının artması, ve zamanın hızlı akıyor olması, diğer bütün sorunları olduğu gibi güvenlik sorunlarını da küreselleştirmektedir. Çevre kirliliği, ekonomik istikrarsızlıklar, uluslararası göç, ulus-ötesi organize suç şebekeleri, ulus-ötesi terörist faaliyetler, kitle imha silahlarının çoğalması gibi güvenlik sorunları küreseldir ve herkesi etkilemektedir. Güvenlik sorunlarıyla yerel ölçekte mücadele etmek neredeyse imkansız hale gelmektedir. Ulusaşırı terörizm bu konuya en ideal örneği sunmaktadır. Küreselleşme bir yandan bu tarz terörist faaliyetlerin oluşmasını ve zarar verebilme kapasitelerini mümkün kılarken diğer taraftan da devletleri bu soruna karşı beraber hareket etmeye teşvik etmektedir.  Ulus-devlet ötesi bir sistemde güvenlik sorunları daha yapısal bir çerçeveden analiz edilmekte ve güvenliğe tehdit oluşturan sorunların ortadan kaldırılması için öncelikle doğuran yapısal şartların Yaşadığımız zaman diliminde ulus-devlet temelli sistemden ulus-devlet-ötesi sisteme doğru bir geçiş sürmektedir. Bu sürecin güvenlik algılamalarını ne yönde etkileyeceği önemlidir. Bu bağlamda sistemdeki hakim aktörlerin bu sürece dair tutumlarını analiz etmekte fayda vardır. Biz burada kendi küresel menfaatleri dışında hareket etmeyen Terörizmi yasallaştıran Yahudi Lobisi, İsrail, ABD ve AB’nin tutumlarını incelenmelidir. Sömürü düzeninin ana arterleri olan bu güçler içinden geçilmekte olan bu süreçte ulus-devlet anlayışından olaylara bakmaya devam etmekte, çıkarlarını ve politikalarını bu zaviyeden şekillendirmektedir. Söz konusu olan bu güçlerin ulus-devlet anlayışından vazgeçmesi değil, bilakis yapısalcı gerçekçilik ekol varsayımları ışığında, küresel ölçekte etkili demokratik bir imparatorluk yaratamaya çalışmasıdır. ABD, AB ve İsrail egemenliği konusunda kıskanç ve muhafazakar davranmakta, diğer ulus-devletlerin göreceli olarak zayıflamalarını ve liderliğini yaptığı imparatorluk sistemine dahil olmalarını ister gözükmektedir.dönüştürülmesi gerektiğine inanılmaktadır. Sinek öldürmekten ziyade bataklığı kurutmak felsefesine vurgu yapan bir anlayıştır bu. Güvenlik bölünebilir olma özelliğini kaybetmeye başlamış ve adeta bölünemez bir hale gelmiştir. Herkesin aynı geminin içinde olduğu, geminin batması durumunda bundan herkesin zarar göreceği anlayışıdır bu. Güvenliğin kolektif ve bölünemez bir karakter kazanmasında 11 Eylül sonrası ortaya çıkan gelişmeler etkili olmaktadır.Zayıf ve başarısız olarak adlandırılan devletlerin yaşadıkları iç egemenlik sorunları, bu tip ülkelerde yeşerme zemini bulan terörist hareketlerin başka ülkelere sıçramasını kolaylaştırmaktadır. Artık bir ülkenin güvenliği için başka bir ülkenin nasıl yönetildiği ve o ülkedeki devlet-toplum yapısının karakteri önemli olmaktadır. Bu bağlamda öne sürülen temel tez, kesinlik içermemesine ve bazen spekülatif görünmesine rağmen,  demokrasi ile yönetilmeyen ülkelerin hiçbir şekilde çevrelerine güven veremeyecekleri ve de bu durumun potansiyel olarak çatışmaları ve savaşları artıracağı olmuştur.

Amerikan silahlı güçlerinin temel misyonu güvenliği zedeleyecek durumlar ortaya çıktığında onları ortadan kaldırmak, kendi kaynaklarının yetmediği durumlarda ise bu işi diğer askeri birimlere havale etmektir. Sistemin güvenliğinden kastedilen ABD’deki asıl güç odaklarının güvenliğidir. Sistemdeki bütün diğer unsurlar bu amaç uğruna enstrümantal bir şekilde kullanılmaktadırlar. Onların güvende olabilmeleri için ise ABD’nin güvenlik çıkarlarını kabul etmeleri ve davranışları bunlara göre belirlemeleri gerekmektedir. Bu düzende ABD’nin dışında güçlü devletlerin ortaya çıkması  arzulanmaz. Aksi bir durum küreselleşmekte olan Amerikan sermayesi açısından bir tehdit oluşturacaktır. Amaç Amerikan sermayesine ve yaşam kültürüne direnemeyecek ve bunu kolaylıkla benimseyebilecek insan topluluklarının ortaya çıkartılmasıdır. Bu bağlamda ABD bir yandan dünyanın çeşitli yerlerinde liberal demokrasinin gelişmesine yönelik sivil toplum faaliyetlerine destek olurken diğer yandan da siyasi milliyetçiliği karalayan bir söylemi oturtmaya çalışmaktadır. Milliyetçilik sadece ABD tarafından yapıldığında iyi olarak kavramsallaştırılmakta ama diğer toplumlar tarafından kutsandığında küreselleşme ve demokratikleşme önünde engel olarak lanse edilmektedir.Amaçlanan şey, ABD tipolojisinde devletçiklerden ziyade Amerikalı profilinde insanların ortaya çıkmasıdır. Maddi kazanımları hayatın odağına alan, serbest pazar ekonomisini yücelten, tüketim olgusunu benimsemiş insan tiplemesi, ABD’nin liberal ekonomik düzeninin öngördüğü en ideal insan olmaktadır. Sonuç olarak , Sosyal Medya Teröristleri, Kimlik Teröristleri ve Göç Mühendisleri ile ülkem İŞGAL Edilmeye başlanmıştır

Bu yazı toplam 9157 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.