BEKİR AKDENİZ

BEKİR AKDENİZ

YAZAR
Yazarın Tüm Yazıları >

"TEFRİKA"

A+A-

Ben Işığı Karanlıkta Gördüm

 

Sevgili dostlar son zamanlarda yasanan surecler bizim eksenlerimizi fikirlerimizi, zihinlerimizi kaydırır oldu.Asıl dusmanımızın ne oldugunu unutur olduk. Şunun bilincine varalım'ki İslâmiyet'in binası tevhid üzerine kurulmuştur. Buna binâen, bir mü’min, icraat ve hareketinde Müslümanlar arasındaki kardeslik, muhabbet , samimiyet, birlik ve beraberliğin te’minini esas alarak, tefrikayı netice verecek fitne ve fesadın, nifak ve sirk'in kapısını kapamak mecburi­yetindedir. Çünkü, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in hassasiyette üzerinde durduğu en önemli mes’eleferden biri de, “ümmetini tefrikaya karşı uyanık tutması”dır.

“Müslü­man millet ve kavimleri, fert ve cemaatleri birbirlerinden ayıran ve bölmeye gayret gösteren bizden değildir.”  buyurarak bu tefrikanın ne kadar tehlikeli olduğuna dikkatleri çekmiştir. Vatan ve milletimizi hedef alan en büyük tehlike, tefrikadır. Bu milleti hiçbir şey korkutamaz, yıldıramaz, ezemez; ancak tefrika öldürür. Demek ki, en büyük düşmanımız tefrikadır. Evet, tefrikaya hiçbir şey dayanmaz. O dağları taşları, devletleri ve milletleri ta esasından, kökünden kopararak birbirine çarpa çarpa mahveder, perişan eder, zır ü zeber eder. Memleketleri al kana boyar, devletlerin, milletlerin mevcudiyetlerini orta­dan kaldırır. Bu büyük bölücülük ve tefrika âfâtının getirdiği zulümleri anlamak isterseniz; tarihi de dikkatle bakarak dinleyerek Suriye, ırak, Dogu TürkistanAfganistan,Arakan gibi ülkelerden, memleketlerden sorunuz. Bahusus; yeryüzünde bir emsali ve dengi bulunmayan İslam cografyalarına sorunuz. Yüce dağların üzerinde herbiri bir başka tarzda inşâ edilmiş o cesim kalelerden de sorunuz... Daha yakından görmek isterseniz, şu şühedâ yatağı olan kendi vatan ve ülkemizden; buradaki şehitlerden, evliyâlardan, mazlum olan âbâ ve ecdat­larınızdan da sorunuz. Ayrıca, din ve mukaddesatı için yaşayan, kalbi vatan ve milleti için çar­pan ve bunların ne demek olduğunun idrakinde olan, insan olan bir insan­dan da sorunuz... Bahusus, Rahmet-i İlâhî’nin misali, dellâlı, insaniyetin mürebbisi olan Peygamber-i Zîşanımızdan (S.A.V.) da sorunuz. Dinimizden, Kur’an’ımızdan, iman ile mücellâ olan aldanmaz vicdanla­rınızdan da sorunuz. Bu suallere, lisan-ı kâl ve halleriyle verecekleri cevap şudur: “Bütün ulvî ruhları ürperten, şu kanlı fitne ve tefrikalar bitmeli; memle­ketleri dehşetli cehennemlere çeviren zulümler, vicdanlarda artık uyandırıcı ikazlarını yapmalıdır.” Şimdi Suriye'ye bakınız. Hayalen olsun oralarda gezi­niz. Selahaddin Eyyûbi nin yaptığı, destanlaşan mücadelesini hatırlayı­nız. Göreceksiniz ki, birlik ve beraberlik içinde geçen saâdetli günler, yerini “devlet” gibi bir nimetin uçup gitmesiyle hiçbir kalemin ifade edemeyeceği gam, keder ve hüzüne terketmiştir. Ümit ve saâdet şafakları yerine hâzan, mevsimine bedel de zehirli ve dehşetli rüzgârlar esiyor. Bül­büllerin seslerini kızıl baykuş seslerine terketmişler. Bu hüsran yelleriyle baykuş sesleri gönülleri, vicdanları yakıp kavuruyor. Artık bu tehassürler ile muzdarip olmamak mümkün mü? Kalblerde tarif kabul etmez bir hüsran, bir izdırabın hissedilmemesi düşünülebilir mi? Acı tecrübeler neticesi meydana gelen intibahlar, insana inşirah ve sürür veremez. Hüsrandan, ızdıraptan kurtaramaz. Evet, acı tecrübe, güzel bir ders-i ibrettir. Eğer başkasından alınmışsa!.. Şu hazîn tablolardan ibret dersi almalıyız. İçimize tefrika atan tecrübe edilmiş düşmanları iyi tanımalıyız. Bu düşmanları yeniden bir daha tec­rübeye kalkışırsak, telâfisi mümkün olmayan nedametler duyarız. . Tatlı hayaller, acı neticeler... Şimdi, gelelim memleketimizde estirilmek istenen Şark fitnesine... Bilinmelidir ki:Türk insanı; merttir, samimîdir, hasbîdir, dindardır. Taşı toprağı, suyu ve havası, eti ve kanıyla mukaddesatına bağlıdır. O, berrak ruhunu ürperten, rencide eden hâdiselerin arkasında kimler olduğunu bilir. O, dimağındaki aldatılmaz şuur ile kalbindeki yanardağlar gibi, sönmez ve söndürülmez imanıyla ezelî ve ebedî o korkunç şimal düşmanı karşısında, vekarla, dimdik duruyor. Bu yüzden hiçbir şeytan, hiçbir hile ve desiseyle bu volkan gibi imanı aşamaz, bu ülkeye giremez. Evet, onun inanç ve iradesi şu milleti fesada verecek Ye’cüc ve Me’cüc’lerin önünde çelikten bir Sedd-i Zülkarneyn gibidir. Bu öyle bir seddir ki, ne yı­kılır, ne sökülür, ne eşilir, ne de aşılır. Şunu da bütün samimiyetimle ifade edeyim ki,  Başta inkâr-ı olmak üzere zulüm, terör, tahakküm gibi menfî esaslar üzerine kurulan ve insan fıtratına muhalif olan bu kızıl rejim, ile­lebed payidar olamayacaktır. Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı olduğu gibi, bunun da bir ecel-i mev’udu vardır; eninde sonunda bu müs­tebid kızıl perde yırtılacaktır. Türk insanı cesurdur, hamiyet-i diniyesi için yapamayacağı hiçbir fedakârlık yoktur.  Çünkü, onlar vefâdardırlar, fedakârdırlar. Asırlarca vefa gördükleri devletlerine, binlerce uhuvvet bağ­larıyla bağlandıkları kardeşlerine hıyanetle mukabele etmenin şuurundadırlar. İtibar etmemesinin tek ve yegâne sebebi, din ve mukaddesatına olan bağlılığıdır. Çünkü, onun mihengi i vicdanıdır İmandır.  Gayret bizden, tevfik ve inayet Allah’tandır. Selâm ve duâ ile...

Bu yazı toplam 412 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.