1. YAZARLAR

  2. MEHMET BAYRAK

  3. Tebük’ün Tek Şehîdi Zü’l-Bicâdeyn
MEHMET BAYRAK

MEHMET BAYRAK

Emekli İlahiyatçı
Yazarın Tüm Yazıları >

Tebük’ün Tek Şehîdi Zü’l-Bicâdeyn

A+A-

Tebük’ün Tek Şehîdi Zü’l-Bicâdeyn

Abdullah ibni Amr el-Müzenî

 

Sulh için mühürler basıldığı zaman; hicretin yedinci senesiydi… Hazret-i Abdullah İbn-i Amr el-Müzenî -radıyallâhu anh-… Müşrik akrabalarının içinde, müşrik amcalarının himayesinde, yetim bir mü’min… Daha Efendiler Efendisi’yle hiç görüşmeden, kalben tanışmış ve îman etmiş bir bahtiyar… Yeniden doğmuş gibiydi. İsmi de cismi de değişmiş; «Abdullah» olmuştu. Lâkin îman ettiğini ve Medine’ye, Allah Rasûlü’ne hicret edebilmek için fırsat kolladığını fark eden zengin amcaları; ona dünyayı zindan ettiler. Zincirlere bağlayıp hapsederek hürriyetten de mahrum ettiler. Kalbinden îmânını söküp alırız zannıyla tırnaklarını birer birer söktüler. Bir yere kaçamasın, diye elbiselerini çıkarıp çırılçıplak soydular. Ezâ, cefâ ve belâ; her cihetten taarruza geçsin ne gam! Îmânın halâvetiyle kıvâma ermiş bir mü’min gönle her dem safâ içinde safâ var! Nihayet bir gün bu acıklı hâle merhamet eden annesi; oğlunun zincirlerini çözerek, ona kıldan dokunmuş kalın bir bicâd (çuval) getirdi. Çuvalı iki parçaya böldü Abdullah. Bir tanesini peştamal olarak vücudunun alt tarafına, diğerini de sırtına sararak gece karanlığında amcalarına görünmeden sessizce yola çıktı. Hicret yolunda son muhâcirlerdendi ve bütün yol hazırlığı iki parçalık çuldan ibaretti. Aşkıyla sermest olduğu Sevgili’nin yurduna doğru günlerce yürüdü. Kızgın çöllerde, aç-susuz, kan-revan ve yalınayak, lâkin safayla, şevkle yürüdü. Medine’ye can atıp vardığında; üzerine sarmış olduğu kaba çuvalımsı kumaş, şiddetli sıcağın da tesiriyle vücudunu kesmiş, yara-bere içerisinde bırakmıştı. Meşakkatli bir yolculuk olmuştu ama olsun! Boynunu büktü, edeple girdi Medînetü’n-Nebî’ye. Perişan hâlini görüp hayretle bakanlara; “Allâh’a ve Rasûlü’ne hicret ettim.” diyordu. Ashab, onu alıp Mescid-i Nebevî’ye, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in huzûr-i saâdetine getirdiler. Mahcûbiyet içinde iki büklüm oldu. Dudaklarından dökülen kelimelere gözyaşları eşlik ediyordu:

“Ben geldim yâ Rasûlâllah! Müslüman ve mü’min olarak geldim! Amcalarım beni çırılçıplak soydular! Onun için huzûrunuza bu perişan vaziyette, bu kılıkla geldim!” Ümmetine karşı şefkatli Nebî’nin, onu öyle yara-bere içinde, kan-revân içinde gören, rahmet yüklü bulut misali nurlu gözleri nemleniverdi. Taşan gözyaşları bereketli ırmaklar gibi mübârek yanaklarından aşağıya doğru süzülüp aktı. “–Kimsin sen?” “–Ben Amr’ın oğlu Müzeyneli Abdullâh’ım!..” diyerek Efendiler Efendisi’ne kendisini tanıttı ve başından geçenleri bir bir anlatmaya başladı. Nebîler Sultanı hikâyesini yaşlı gözlerle, sonuna kadar dinledikten sonra; “–Demek sen de Abdullah’sın! Öyleyse bundan sonra senin fârik ismin; «Zü’l-bicâdeyn» olsun!” buyurup orada toplanan ashâbına döndü: “–Bu kardeşinizi giydiriniz ki; Allah da size merhamet etsin!” Ashâb-ı kiram, ona derhâl bir kıyafet buldu. Fakat adı; «İki çul sahibi» mânâsına gelen «Zü’l-bicâdeyn» olarak kaldı. Sevincinden uçuyordu âdeta. Çünkü Fahr-i Kâinat Efendimiz, «Zü’l-bicâdeyn» ismini vererek ona iltifat etmişti. Ne büyük bir şerefti bu!

O günden itibaren gece-gündüz duâ ve ibâdetle Mescid-i Nebevî’nin suffe bölümünde itikâfta kalmayı tercih eden Zü’l-bicâdeyn, çok kısa bir zamanda Kur’ân-ı Kerim’den birçok sûreyi ezberlemişti. Efendimiz’in yanından, sohbetinden bir dakika olsun ayrılmadı. Hattâ çoğu zaman Rasûlullâh’ın kapısının önüne gidip oturur, orada Kur’ân okur, evrâd u ezkârla meşgul olurdu. Bir gün Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- Allah Rasûlü’ne gelerek, bu hareketin riyâ olup olmadığını sormuş, Efendimiz -aleyhissalâtü ve’s-selâm-; “Ey Ömer! Onu kendi hâline bırak! Çünkü o, evvâhlardandır! (yani, Allah aşkıyla yanıp tutuşan ve O’na duâ duâ yalvaran, kalbi yanıklardandır.)” buyurmuştu. Yaklaşık iki yıl geçmişti… Receb ayının başı, hicretin dokuzuncu senesi.

Bu yazı toplam 661 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.