1. YAZARLAR

  2. MEHMET BAYRAK

  3. Tebük’ün tek şehidi (2)
MEHMET BAYRAK

MEHMET BAYRAK

Emekli İlahiyatçı
Yazarın Tüm Yazıları >

Tebük’ün tek şehidi (2)

A+A-

Yaklaşık iki yıl geçmişti… Receb ayının başı, hicretin dokuzuncu senesi…

Kur’ân’da «Zorluk Zamanı» diye zikredilen Tebük; Rasûlullâh’ın en son gazvesi…

Bizans İmparatoru Herakliyüs, Şam yakınlarında 40 bin kişilik bir orduyla savaş hazırlığına başlamış; Lahm, Cüzâm, Âmile ve Gassân gibi müttefik, hıristiyan Arap kabîlelerinin de desteğini almıştı.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, daima gizli tuttuğu yeri ve hedefi bu defa açıkça ilân ederek Tebük’ü işaret buyurdular. Cenâb-ı Hakk’ın fermanı da Rasûlü’nü teyit eyliyordu:

“(Ey mü’minler!) Siz hafif ve ağırlıklı (güçlünüz ve zayıfınız / hafif teçhizatlı ve ağır teçhizatlı / yaya olarak veya binek üzerinde / kolayınıza da gelse zorunuza da gitse) hep birlikte savaşa koşun! Allah yolunda mallarınızla canlarınızla cihad edin! Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (et-Tevbe, 41)

Ordu sefere çıkmak için hazırlandı. Fakat ashab-ı Suffeden on bir kişi (Zülbicâdeyn de dahil) bu sefere gidemeyeceklerdi. Çünkü bunlar, dünyalık hiçbir şeyleri olmayan, garip ve yoksul kimselerdi. Olmasın ne çıkar! Tek sermayeleri olan canlarıyla; Allâh’a ve Rasûlullâh’a yakındılar! O’nun yanında ve omuz omuzaydılar!

Evet! Mâzurdular! Muaf tutulmalarına rağmen, gönülleri geride kalmaya bir türlü râzı olmuyordu. Son bir ümit Allah Rasûlü’ne gelerek yalvardılar: “Tebük’e gidebilmemiz için bize de bir binek verir misin yâ Rasûlâllah!”

O an Efendiler Efendisi, yanında bulunan her şeyi dağıtmış, tüketmişti. O, öyle bir Ekrem idi ki, hayatı boyunca; «Yok!» dememişti ama o an elinde yoktu. Bu samimî istek karşısında içi burkulup yanarak şöyle buyurdu:

“Sizleri teçhiz edip giydirecek ve Tebük’e gitmeniz için bindirecek bir şeyim yok!”

Elleri boş, gözleri dolu dolu, çaresiz geriye dönmüşlerdi. Bunda bir hikmet vardı. Çünkü Rableri katından onlara bir teselli ve tekrim olarak âyet nazil olacaktı:

“Kendilerini savaşa gönderesin diye gönüllü olarak Sana geldiklerinde; «Sizi bindirecek bir binit bulamıyorum» dediğin zaman, (Allah yolunda) infak edecek bir şey bulamamanın üzüntüsüyle gözyaşları içinde (çaresiz) geri dönenlere de (bir mes’ûliyet ve günah) yoktur.” (et-Tevbe, 92)

Cenâb-ı Hak, bu on bir mücâhidi âyetle teselli ederken duâlarına da icâbet buyurarak Hazret-i Yâmîn3, Hazret-i Abbas ve Hazret-i Osman -radıyallâhu anhüm- vasıtasıyla binecekleri develeri de lutfetti. Hüzünlü ağlamaları sürurlu gözyaşlarına dönüştü. Kapılar onlara da açılmıştı artık. Harbe gidiyorlardı. Rablerinin bu nimeti karşısında minnet ve şükranla ağladılar.

Tebük ordusu Medine’den ayrılırken Zü’l-bicâdeyn, devesini Efendimiz’in devesinin yanına doğru sürüp yakınlaştı:

“–Ya Rasûlâllah! Bir arzum var! Söyleyebilir miyim?”

“–Evet! Söyle Zü’l-bicâdeyn!”

“–Sizinle beraber yolunda seferi lutfeyleyen Rabbimin, Tebük’te de bana şehâdeti (şehitliği) nasip etmesi için duâ eder misiniz?”

Efendimiz -aleyhissalâtu ve’s-selâm- bir müddet sükût buyurduktan sonra bu ricâya şu duayla mukabelede bulundu:

“–Ey Rabbim! Zü’l-bicâdeyn’in kanını kâfirlere haram kıl!”

“–Yâ Rasûlâllah! Ben şehâdet istemiştim!”

Şehâdet aşkıyla kanatlanmış bir gönlün bu dua ile iktifâ edip durması elbette mümkün değildi.

Ordu artık Tebük’e varmak üzereydi. Yol boyunca içli ve yanık duâsına devam eden Zü’l-bicâdeyn -radıyallâhu anh-, yeniden Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in yanına gelerek şehâdeti talep etti ısrarla:

“–Anam-babam Size fedâ olsun yâ Rasûlâllah! Rabbimin rızâsı ve cennetine nâil olabilmem için duâ eder misiniz?” Nebîler Sultanı yine sükût buyurdular…

Devamı var…

 

Bu yazı toplam 2787 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.